ABD’nin travma yaşattığı çocuklar hayatlarına nasıl devam edecek?

ABD’nin ‘sıfır tolerans’ politikası, göçmen çocukları ailelerinden ayırarak bir başlarına barınaklara göndermeyi içeriyor. Son iki ayda, aralarında henüz bebeklerin de olduğu 2 binden fazla çocuk ailelerinden kopartılarak barınaklara gönderildi.

24 Haziran 2018 0

Tıbbi ve bilimsel araştırmalar, çocukları, özellikle de küçük çocukları ebeveynlerinden ayırmanın yıkıcı etkileri olduğunu gösteriyor. Bu durum kısa vadede duygusal ve fiziksel olarak sorunlara yol açıyor, fakat bir çocuğun çocukluğunda böyle bir travma yaşaması, hayatı boyunca psikolojik ve tıbbi sorunlara yol açan uzun vadeli biyolojik-genetik değişimleri beraberinde getiriyor. Geçtiğimiz hafta, birçok tıbbi grubun çocukları ailelerinden ayırma politikasını kınamasının tek nedeni budur.

Massachusetts’teki McLean Hastanesinde Psikiyatri uzmanı olarak görev yapan James ve Patricia Poitras Başkanı Kerry Ressler durumu, “Çocukluk gelişiminde olağanüstü derecede kritik dönemlerde, ciddi bir travmanın örneği” olarak tanımlıyor: “Bu, sosyoekonomik ve diğer faktörler nedeniyle zaten yüksek risk altında olan bir popülasyon ve buna ek olarak, ebeveynlerden ayrılmak bu muazzam fiziksel ve duygusal travmayı daha da yıkıcı hale getiriyor. Kesinlikle beş, on ve daha küçük yaşlardaki çocuklar için, bu yapılabilecek en travmatik şeydir.”

Küçük çocuklar anne babalarına, alışılmadık, stresli durumlarla başa çıkmalarına yardım etmek için güvenirler. Çünkü değişime veya çevrelerindeki tehditlere karşı duygusal tepkilerini düzenleme yetenekleri henüz tam olarak gelişmemiştir. “Çocuklar ebeveynlerini ve tanıdık bakıcılarını, dünyadaki belirsizlik ve stresle başa çıkmanın bir yolu olarak kullanıyor. Onlar, olayları yetişkinlerin yapabileceği gibi ele alamazlar” diyor Wisconsin Üniversitesi Çocuk Emosyon Araştırma Laboratuvarı başkanı Seth Pollak.

Bu nedenle küçük çocukları ebeveynlerinden alıp onları kafa karıştırıcı, ezici bir ortama yerleştirmek onları asla baş edemeyecekleri bir durumla karşı karşıya bırakmak anlamına geliyor. Pollak, “Bu çocuklar muhtemelen gerçekten aşırı derecede stresliler ve bu stresin etkilerini azaltmanın bir yolu yok” diyor.

Bu tür bir travma ve çocuklukta büyük miktarda strese maruz kalma, epigenetik değişikliklere, yani vücudun genleri ve biyolojik süreçleri düzenlemesiyle ilgili değişikliklere yol açarak, yetişkinliğe kadar sürebilir. Çalışmalar, çocukluklarında travma geçiren kişilerde genlerin aktivite düzeylerindeki farklılıkları göstermektedir ve bilim insanları bu değişikliklerin tümünün kişinin sağlığını nasıl etkilediğini tam olarak bilmese de, birkaç kişide yaşanan değişimler için iyi kanıtlar vardır.

Çoğu araştırma, stres hormonunu düzenleyen reseptörlerle ilgili genlerdeki değişikliklere odaklanmıştır. Hem insan hem de kemirgen çalışmalarında kaydedilen bu genlerdeki değişiklikler, kortizol seviyelerinin stresli olaylar sırasında daha uzun süreler boyunca yüksek kalmasına ve vücudun gevşemesini zorlaştırmasına neden olur.

Ressler, “Çocukluk çağı travması, vücudun yaşam boyunca uzun vadede strese verdiği tepkileri yeniden şekillendiriyor” diyor. Sağlıklı stres yollarının düzensiz hale gelmesi, insanları depresyon ve diğer psikiyatrik bozukluklar için büyük risk altında bırakır.

Kortizol ayrıca bağışıklık sisteminde de yer alır, bu nedenle normal işlevindeki epigenetik değişiklikler insanları hayatları boyunca hastalıklara karşı daha savunmasız bırakır. Bu, çocukluk çağı travması yaşayanlarda kalp hastalığı, kanser ve diğer yetişkin hastalıkların artmasına neden olabilir.

Erken yaştaki sıkıntı ve travmanın, nöronların sağlığı ile ilgili proteinler için genlerde değişiklikler yarattığına dair bazı kanıtlar da vardır. Kemirgenler üzerinde yapılan çalışmalar, erken yaşta karşılaşılan stresin, beyinden türetilen nörotrofik faktör için genin aktivitesini azalttığını, beynimizin yeni bağlantılar oluşturmasına yardım eden, öğrenme ve bilişsel işlev için anahtar bir proteini azalttığını göstermektedir. Çalışmalar ayrıca travmanın insanlarda nöroplastisite ile ilişkili genlerde değişikliklere neden olduğunu da ortaya koymaktadır. (Not: Nöroplastisite özetle merkezi sinir sisteminin çevresel değişimlere uyum gösterebilme yeteneğidir.)

Travma ve epigenetik değişimleri araştırmak için insanlar üzerinde yapılan çalışmaların çoğu, yetişkinlere,çocukluk travmaları sırasında değil, travma sonrasındaki deneyimlerinin hemen sonrasında bakmaktadır. Ressler, “Bu durum, bu etkilere yol açması için bir travmanın sürmesi gereken süreyi belirlememizi zorlaştırıyor. Hayvan çalışmaları, birkaç saat süren şiddetli stresin bile uzun süre etkisini sürdürdüğünü gösteriyor, ancak insanlar için belirli bir zaman sınırı koymak zor” diyor.

Yine de, şu anda ebeveynlerinden ayrılarak gözaltına alınan çocuklar için Ressler, biyolojik değişikliklerin zaten meydana geldiğinden şüpheleniyor. “Sanırım, ayrılık sadece günler ila haftalar arasında olsa bile, onları fiziksel olarak değiştirecek ve bedenleriyle hücrelerinin yaşamlarının geri kalanında strese karşı tepki verme biçimini değiştirecek” diyor.

Pollak, “Kemirgenlerde, en azından istikrarlı ve besleyici bir çevreye dönüşün, erken yaşam travmasının neden olduğu bazı epigenetik değişiklikleri tersine çevirebileceğine dair kanıtlar var” diyor. Ancak, bu pencerenin insanlar için ne kadar süre açık kalacağı net değil.

Pollack, araştırmacıların, çocukları ebeveynlerinden ayırmanın genetik ve epigenetik etkilerini tam olarak anlayamadığını ancak yine de birçok tutarlı araştırma sonucuna dayanarak, bunun inanılmaz derecede zararlı olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Çocukları ebeveynlerinden uzak tutmanın kötü olduğunu biliyoruz, bir ton bilimsel kanıt var. Ve bunun yanlış olduğunu bilmek için bilimsel kanıtlara ihtiyacımız yok.”

Kaynak: Popular Science Çeviri: Neyseo

BENZER KONULAR
YORUM YAZ