AKP gider iken…

Anketlere göre AKP giderken, aldı da bir dalga… Hem de ne dalga…

2019 yerel seçimleri ile birlikte, bazı anketlere göre, yani Parababalarının çaldığı düdüğe göre, başta İstanbul ve Ankara gelmek üzere çok sayıda büyük şehirde AKP-MHP yenilgiye uğrayacakmış.

Hemen ekleyelim, eğer anket sonuçları doğru çıkarsa, bu belediyeleri kaybeden AKP olacak, fakat diğer ABD’ci partiler de kazanan olmayacaklar. Çünkü kendileri henüz sadakatlerini ispatlayamadılar efendilerine. “Metal yorgunluğu” adı altında halkı kandırma ve aldatma yeteneği körelen AKP-MHP, seçim gecesi gizli kapılar ardında efendilerine büyük sözler vermez ise, kulak çekme manasında bir kayıp yaşayacaktır.

Ya sonra?

Sonrası memleketimiz devrimcilerine, o kutlu doğumun ılımanlaştıranlarına büyük görevler düşecek bir terapi dönemi olacak. Bu dönemde kıldan ince, kılıçtan keskin görevler beklemekte. Bugün sokaklarda yüzbinlerce işten atılan, işyerinde sömürülen, yıllarca ücretini ödediği halde emeklilik hakkını alamayan insanımızın yaşama savaşını sadece “kendi elleri ile” kazanacağını anlayacağı bir terapi döneminde olacağız.

Bu süreç içinde AKP-MHP’nin şükrettiği muhalefet, yine iktidarı tepside sunabilir, belki de direksiyonun başına kendileri geçebilir. Yine halkımızı binbir palavra ile kandırabilirler.

17 yıllık soygun ve talan iktidarının enkazının kaldırılması, sadece günlük siyasetin değil, o iktidarın çürümesi ve lekesinden en çok etkilenen her alanın işidir.

Yani sanatı da, sporu da, medyası da, eğitimcileri de enkazı kaldırma görevinin sorumlusudur.

Fakat 17 yıldır halkımızın umudunu diri tutan öyle bir şey var ki… İşte o terapi döneminin en önemli ilacı olacaktır.

AKP’nin meczupları ve rezil boyalı medyası ile alabildiğine dalga geçmek, yani Gezizekamız, mizahımız…

Elindeki tüm devlet olanaklarına (yani kolluk kuvvetleri ve “hukuk büroları”na) rağmen, rezil yandaş medyası ile, meczup hüloğcuları ile, küfürbaz müteahhitleri ile dalga geçilmesi, onların dışlanması, AKP’nin mumu sönerken (ki anket sonuçlarının gerçekleşmesine bağlıdır bu)  üstüne bir bardak su daha atmak gibi olacak.

Hans Andersen’e ait meşhur “çıplak kral” hikayesine kadar gider aslında kendisine çok güvenen diktatörlerin rezil durumlara düşmesi. Empati ve utanma duygusu olmayan, yani tanısı konmamış bir şizofreni ve mitomani hali içinde olan yandaşlar ordusunun, söyleyecek sözü kalmayıp susmasının son adımı olacaktır mizah. AKP silinip giderken (ki bu seçimde ya da yakın zamanda olmazsa da günün birinde mutlaka gidecektir), tarihte eşine ender rastlanan bir biçimde “dalga” malzemesi olarak ufkumuzdan çekilecektir.

Taksim-Gezi İsyanımızda çekirdeklerini gördüğümüz o terapi sürecinin incelikleri de var elbette. Özellikle son dönemde “akil” kişiler üzerinden Taksim-Gezi İsyanı’na saldırının var olması, bize çok daha ince, sanatsal davranmayı gerektirmekte.

Nedir ihtiyacımız olan? Gramsci’nin sürekli vurguladığı bir taktik olarak, proletaryanın kendi kültürünü yaratması bu noktada kendisini dayatıyor.

Cumhur İttifakının “karşısında” konumlanan, ancak çıkar odağı aynı olan Finans-Kapital partilerinin ve onun “çaycılarının” mizahının ardında konumlanmak, ister istemez sizleri onlarla aynı safa itmekte.

Yine günümüzde gittikçe kâr odaklı çalışan mizah dergilerinin karikatürlerini paylaşmak hoş, oradaki çizerler de yetenekli kişiler, haklarını yemeyelim. Fakat öyle bir an geliyor ki, iktidarın otosansüründen bağımsız olarak, ortaya Finans-Kapitalin politik gündemini meşrulaştıran yazılar ortaya çıkmakta. Günümüz burjuva siyasi ortamında, “tavşana kaç, yazıyı tut” taktiği işletilmekte. İktidar ittifakı, yaratılan gündemlerde köşeye sıkışır gibi oluyor. Muhalefet ittifakı ise bir gedik bırakarak, iktidarın sıkışık durumundan bir sonraki sıkıştırmaya kadar kaçmasını sağlamakta.

Böyle durumda kendi hattınızı, kendi “farklı” sözünüzü dile getirmek gerekiyor. Bizim bahsettiğimiz terapi döneminin altın kuralı, ne iktidara, ne muhalefete kaçacak alan bırakmama, olgularla yüzleşerek yıldırma ve tabii ki sürekli taarruz halinde olmaktır.

Söylediğimizden şu anlam çıkmasın, demiyoruz ki işi gücü bırakalım ve kalemlere sarılalım, mizah videoları çekelim, gündelik espriler üretelim. Bu iş, her sanat alanında olduğu gibi yetenekli olanın işi. Ancak bir türlü yolunda gitmeyen, sürekli “tavşanın kaçtığı” bir gidişi durdurmak adına, nacizane bir yol sunabiliriz.

Halkın kendiliğinden gündeminde mizah sık sık yer alacaktır. İsterse milyonlarca kişiye hakaret davası açsınlar, isterlerse işiyle ekmeğiyle tehdit etsinler, halkımız gelecek dönemde lümpenliğin iktidarına nefes aldırmayacaktır.

Burada önemli olan, o kendiliğinden oluşan mizahın, eylemde bulduğu karşılıktır. İçinde bulunduğu çekilmez durumu bir kişiye kavratma amacı olmayan bir mizah, olmasa da olur. Oysa günümüz medyasında bu kaygı güdülmüyor. Dolayısıyla bu tür yayınlardan farklı bir yayının ortaya konulmasının fırsatlarını yaratmak gerekiyor.

İşte böyle bir “dalga” gelir ise, hem de ne dalgadır o, çok şeyin değişmesi işten bile değil. Aşık İhsani bir şiirinde şöyle söyler…

“İş yoğumuş dert çoğumuş kim anlar
Yürüsün sefalet, çürüsün canlar…
Hiç durmadan, dinlenmeden yalanlar
Atın beyler, atın devran sizindir”

Öyle ya da böyle, onların olan devranın sonuna geliyoruz.

Özgür Gülsoy

Özgür Gülsoyozgurgulsoy@olayneyseo.com

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.