AKP zulmü katlanıyor ama İşçi Sınıfı da yeni direnme deneyimleri sunuyor

“Hukuki düzen, kaynağına doğru takip edildiğinde, egemenin temyiz edilemeyen nihai emrine ulaşılır. Bu emrin hiçbir yasal ifadesi yoktur.” (Taner Yelkenci)

24 Eylül 2018 614 1

Hiç duraksamaksızın söylemeliyiz ki “hukuk devleti taahhüdü”nden OHAL ile birlikte vazgeçen siyasal iktidar, OHAL sonrası bu feragatinin eylemli pratiklerini sergilemektedir.

Ekonomik alanda “müteahhit devlet” formuna indirgenen devlet, hukuk alanında da “banliyö yargısı”na (Kozağaçlı) ya da Ortaçağ tahkim yargısına dönüş yapmıştır.

İlkçağ Mısır teokratik hanedanlığı piramitleri inşası sürecindeki köle işçi katliamına parmak ısırtırcasına, her gün bir işçinin ölüm haberinin geldiği havalimanı inşaatı işçileri, barışçıl bir eylem yapmıştı. “Ekonomik Devlet”in, bu eylemleri sebebiyle, 600 işçiye şirket otobüsleriyle sabaha karşı gözaltı baskınındaki adli usulünün ideolojisi neyse; banliyö yargısının “özgürlükçü” takıldığı kararından 24 saat içerisinde aynı “hukuki” sebeplerle “tutuklamaya dönük yakalama kararı” çıkartan usulünün ideolojisi de odur!

Egemen, muhalif avukatına ve eyleme geçen işçisine aynı “zor” gücünü hukuksallaştırmayı esirgememektedir. Buraya kadar egemen hukuk düzeni bakımından şaşılacak bir husus yoktur. Siyasi iktidarın yargı üzerindeki “üstün” iradesi teoride ve pratikte bildik mevzudur.

Pespayelik, yargının bu egemen ilişkiye gösterdiği “rıza”nın düzey, biçim ve hızındadır.

Bir an için “hukuk devleti” taahhüdünü hatırlayalım ve bunun bir parçası olan usul kurallarını hatırlayalım.

Tutukluluk durumu bir kolokyum duruşması açılarak, hakim huzurunda, zorunlu müdafi katılımıyla, yüz yüze tartışılır. 250 yıllık Habeas Corpus prensibinin, OHAL Türkiye’sinde dahi bir Anayasa Mahkemesi kararıyla “usulen” korunduğunu hatırlatmalıyız. Anayasa Mahkemesi, henüz birkaç ay önce, KHK düzenlemesine rağmen tutukluluk gözden geçiriminin dosya üzerinden yapılmasına ihlal kararı vermişti ve OHAL KHK’sını bu yönden zımnen ilga etmişti. Mahkemenin kendi aylık tutukluluk incelemesine dahi Habeas Corpus denetlemesi kuralı koyan Anayasa Yargısının bu kararı, evleviyetle, tutukluluk itiraz incelemesinde de uygulanmak zorundadır. Dahası, 2005 tarihli Ceza Muhakemesi Kanununun gıyabi tutuklama müessesesini terk etmesine rağmen, “özgürlükçü” takılan kararını 24 saat sonra yutan yerel mahkeme tam kanunsuz bir usul yaratarak “tutuklamaya dönük yakalama kararı” çıkarabilmiştir. Yurt içindeki şüpheli/sanıklar için vicahi tutuklama tek yasal tutuklama biçimidir. Hangi kanunsuz emir mahkemeye böyle bir usul yaratma cüreti verebilmiştir?

Mahkeme, bu tutuklama kararını kendisi vermemiştir ve bunun mahcubiyeti, satır aralarındadır. “Gıyaben” verilen siyasal tutuklama kararının usulsüz bir uygulayıcısıdır yalnızca… Dolayısıyla ortada bir mahkeme yoktur. Bir yargılama hiç yoktur. Engizisyon mahkemesinin bile “kanunilik” kuralları varken, bu garabet yapıya, hukuk akademisi yeni bir tanım bulmakla meşgul olmalıdır…

150 yıldır, tüm hukuk teorisi akımları, devletin ve hukukun görece özerk ve bağımsız olabileceği koşulları tartışmaktadır, hukukun ve devletin birer egemen sınıf aygıtı olduğunu bile bile… Türkiye’de hukuk 24 saat süreyle göreli bir özerklik yaşayabildi. Asıl şaşılacak olan buydu belki de, Türkiye yargısının 24 saatlik bağımsızlığı yaşama şansı…

Biz hukuk pratiğine dönelim ve yürütmesiyle yargısıyla Türkiye siyasi iktidarının tüm yanılsama yaratan hukuki biçimlerinin arkasındaki öze dair çözüm önerelim. Öyle ki “Hukuki biçim bizi kendi dar ufkuyla sınırlar” (Pashukanis). Ufku geniş olan bir başka toplumsal sınıf var! Üreten, yaratan, emekçi milyonlar var. Geleceği ve geleceğin hukukunu yaratacak olan… En ağır koşullarda hiç beklenmedik anda, iktidarın en büyük rantiyesinden ayaklanırlar… Ve iktidar şaşırıp kalır. Kolluğunu, terör hukukunu salar bu işçilerin üstüne…

Tarihi determinizm, bu devinimin baskı hukukuyla azalmayıp, bilakis artacağına hükmetmiştir. İşte budur hiçbir baskı iktidarının ve baskı hukukunun karşısında direnemediği büyük yasa! Ve bu yasa hükmünün de temyizi yoktur!

Direnişe geçen 600 işçiye selam olsun!

Zindanlarda direnen meslektaşlarımıza selam olsun!

Türkiye İşçi Sınıfına Selam! Selam Yaratana! Bütün yemişler dallarınızdadır!

(Hukukçu Dayanışması)

Av. Doğan ERKAN

Av. Doğan Erkan Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Metin Durmaz

Kimseden adalet dilenmiyoruz, gücümüz olduğunda kendi adaletimizi uygularız.