Av. Doğan Erkan yazdı… Yaşam hakkı, tüm hakların üstünde mutlak bir haktır!

Yaşam hakkı, devletin pozitif koruma yükümü altındaki bir haktır.

18 Mart 2020 0

Pandemik hale gelmiş olan Corona Virüsü salgını, tüm bilim insanlarının ve uluslararası sağlık kuruluşlarının oydaştığı bir yaklaşımla; geçici izolasyonlarla seyreltilecektir. İyimser tıbbi gelişmeler olsa da, henüz kanıtlanmış bir aşısı ya da ilacı yoktur. Dolayısıyla başkaca bir çözüm yolu da yoktur.

Bu izolasyon, kapalı ve kalabalık yerlerden uzak durma şeklinde, kısa süreli bir beşeriyet feragatine dayanmaktadır. Dolayısıyla salgın için en büyük tehlike, KAPALI VE KALABALIK YERLERDİR.

Buradan sonrası Ceza Adalet Sistemi’ne dair de önemli bir nesnel uyarı içermektedir.

Bizler toplumcu ceza hukukçuları olarak, ceza hukukunun ve ceza infaz rejiminin, bireyi yeniden topluma kazandırmak amacı üzerine kurulması gerektiğinden şüphe duymuyoruz.

Toplum savunması, insan ve toplumsal varlık olarak bir kez bireyde yoğunlaşmaya görsün; artık bugün olduğu gibi, ceza yaptırımı sonucuyla sınırlandırılamaz. O artık çok daha iyi ve çok daha akılcı olarak, toplum savunmasıyla birlikte suç öznesinin iyileştirilmesine, topluma dönmesine ve özellikle bireyi topluma karşı kışkırtmış olan nedenlerin önlenmesine yönelik olmak zorundadır.” (Filippo Gramatica, Toplumsal Savunma İlkeleri)

Ülkemizde bu noktada normatif, kurumsal, yönetsel, ve uygulama sorunları olması; bizleri bu temel bir araya geliş dizgemizden uzaklaştırmadı, uzaklaştırmayacak.

Cezaevindeki onbinlerce yurttaş, halen topluma geri kazandırma rejimi ve devletin koruma taahhütleri altında, toplumsal ceza hukukunun uygulanmasına katlanmaktadır. Bu sürecin olağan tartışmalarını bir kenara bırakıyoruz. Bu aşamada üzerinde durduğumuz tek nokta, hepsinin ve halen “yurttaş” olduğu ve yurttaş hukukunun süjeleri olduğudur.

Yaşam hakkı, devletin pozitif koruma yükümü altındaki bir haktır.

Özellikle tutuklular bakımından, “masumiyet karinesi”nin sürdüğünü, tutuklu yargılamanın “istisna” olduğu malum ilkelerin altını çizerek;

Hükümlüler açısından da infazın ertelenmesi müessesesinin tam da bu ve benzeri durumlara özgülendiğini hatırlatarak;

  • “Mahkumlara Uygulanacak Muameleye İlişkin Birleşmiş Milletler Standart Asgari Kuralları” ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Tutuklu/Hükümlülerin Sağlık Hakları Tematik notu”nu vurgulayarak;
  • AİHM’in, “hastalığının ilerlemesinden dolayı devam eden tutukluluğun giderek daha da uygunsuz olmasına rağmen, cezaevi yetkililerinin herhangi bir özel tedbir almaması”nı 3. Madde ihlali olarak gördüğü Mouisel / Fransa kararını,
  • Yine AİHM’in Wernicke-Korsakoff hastaları için emsal “sağlık durumunun tutukluluk açısından uygun olmadığının sürekli olarak tespit edildiğini ve bu tespitlere şüphe düşürecek herhangi bir unsur bulunmadığını buna rağmen cezaevine geri dönmesine ve tutuklu kalmasına karar veren ulusal yetkililerin, Sözleşme’nin 3. maddesinin gereklilikleri doğrultusunda hareket etmediği”ne ilişkin Tekin/Türkiye kararını;
  • Aynı yöndeki Serifis / Yunanistan, Testa / Hırvatistan, Poghosyan / Gürcistan, Ashot Harutyunyan / Ermenistan kararlarını hatırlatarak;
    Tarariyeva / Rusya kararında, aynı durumda yaşam hakkı ihlalinin de tespit edildiği gözetilerek,
  • Halen Ceza ve Tutukevlerinde tutuklu bulunan, kronik hastalığı olan, hamile ve/veya çocuklu olan, yahut 40 yaşın üzerindeki tüm tutuklulukların adli kontrol kararlarıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaları, Türk Ceza Kanununun 81. ve 102. Maddelerindeki suçların tutukluluklarının ise en azından salgın seyrelene kadar ev tutuklaması tedbirine çevrilebileceğini,
  • TCK 81. ve 102. Madde dışındaki hükümlülerden kronik hastalığı olan, hamile ve/veya çocuklu olan, yahut 40 yaşın üzerinde olanların infazlarının ertelenmesini, diğer hükümlüler bakımından cezaevinde tüm sağlık tedbirlerinin alınmasını ve infaz koşullarının iyileştirilmesini;
  • Uzmanların, salgının seyreltilmesine dönük moral tedbir ve desteklerin de alınması gereği hatırlatmalarının gözetilerek, bu travmanın en çok hissedildiği yaş grubu olduğundan, SSÇ’ların tutukluluklarının ve hükümlülük infazlarının da aynı kapsamda ele alınmasını,
  • Koğuşların seyreltilmesini, koğuş kapasitesi üzerinde hükümlü bulunmasının yasaklanmasını,

Talep eder, ilgili idari otoritelerin bu kapsamda işlem tesis etmeleri gerektiğini ifade ederiz.

Bu koşullarda kapatarak cezalandırma/tutma potansiyel yaşam hakkı ve kötü muamele ihlalidir.

Kapatarak cezalandırma, tek çare değildir!

Kapatarak tedbir, tek adli tedbir değildir!

Çünkü cezaevindekiler de yurttaştır!

Çünkü cezaevinde seyreltemediğimiz bir salgını dışarıda da seyreltemeyiz!

Çünkü Yaşam Hakkı Kutsaldır!

#AdaletİçinMücadele adına;

Av. Doğan Erkan

Av. Doğan Erkan Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ