Av. Tacettin Çolak yazdı… Pervin Buldan, ne biliyorsan söyle! Halka yalan söyleme!

Bu şantajla birlikte AKP’gillerle yeni pazarlıkların önünü açmak, partilerine yönelik baskıları hafifletmek, dokunulmazlıklarının kaldırılmasını engellemek istedikleri besbelli.  Yani HDP’lilerin Türk-Kürt Halklarını düşündükleri falan yok. 

01 Mart 2021 0

Ufukta seçim görülmeye başlayınca meclisteki Amerikancı partiler coşmaya başladı.

Birbirlerine uluorta yağdırdıkları tehdit ve hakaretlerin dozu arttı.

AKP’giller ve reislerinin “suç işleme özgürlükleri” varmış gibi önlerine geleni biçip geçiyorlar. Meclisteki sözde bilgilendirme konuşmalarında bile hakaretlerden geri durmuyorlar.

(Hoş, meclisin de hiçbir işlevi kalmadı ya.)

Ama kendilerine yapılan sert eleştiriler karşısında ise hemen “iyi saatte olsunlar” harekete geçiyor. Gözaltılar, tutuklamalar, cezalandırmalar başlıyor.

Bugün dost gördüklerini yarın düşman ilan etmekten çekinmiyorlar.

Gelişen halk hareketlerini etkisizleştirmek, boğmak için geçmişte ittifak yaptıklarını bugün “terörist”, “vatan haini” ilan etmekten çekinmiyorlar.

Örneğin; “Gezi olaylarında Başbakan’ı kurtardım. Sağduyulu davranmasaydık Başbakan’ı götüreceklerdi.” diyen Öcalan da; “Gezi’ye mesafe koyduk. Hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz anlayışı vardı.” diyerek Gezi Direnişinde AKP’ye destek sunan HDP’liler de bugün AKP’nin düşmanıdır.

Şimdi ise bunlarla geçmişte kirli ittifaklar içinde bulunanlar “zülfü yare dokununca” yıllardır halktan sakladıkları “sır”ları deşifre etme tehditlerini savurmaya başladılar.

Geçtiğimiz günlerde, meclis grup toplantısında konuşma yapan HDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan; “Çözüm sürecinde bizlere, partimize, heyetimize neler vaat edildi, nelerin yapılacağına dair bizlere söz verildi. Yeri ve zamanı geldiğinde açıklamazsak namerdiz” diye bir “çıkış” yaptı.

İyi de “çözüm süreci”nden bugüne kadar niye sustunuz hanımefendi?

Doğru, “çözüm süreci” boyunca AKP ile aranız iyiydi. Oslo görüşmeleri, akil adamlar, dolma bahçe görüşmeleri, haftalık İmralı ziyaretleriyle “al gülüm ver gülüm” yapıyordunuz.

Hatta bizzat Tayyip’in ağzından; “Valilerimize, güvenlik güçlerimize baskı yapmayın, üzerlerine gitmeyin diye talimat verdik, o süreç içerisinde ciddi manada ülkemize silah girişi oldu” şeklinde açıklama yapıldı.

Dahası, 2013 Nevrozunda Öcalan’ın mesajnın Türkçe ve Kürtçe olarak okunması, Habur’daki çadır mahkemeleri, Diyarbakır Belediyesi ziyaretleri, Barzani’li, Şivan Perver’li konserler zamanında araları çok iyiydi. Havaalanına Kürdistan bayrağı bile çekiliyordu.

Ama bir anda süreç kesintiye uğradı ve hendek savaşlarına geçildi.

Tayyip Erdoğan tarafından 7 Haziran 2015 seçimleri açıktan gasp edilerek, “istikşafi (siz onu boş ve anlamsız diye okuyun) görüşmelerle” muhalefet oyalanırken, peş peşe gelen kitlesel katliamların kendiliğinden yaşandığını mı sanıyorsunuz?

Otuz dört kişinin yaşamını yitirdiği 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamının, iki gün sonra 22 Temmuz’da Ceylanpınar’da iki polisin evlerinde başlarına sıkılan kurşunlarla katledilmesinin, 12 Ağustos’daki “Demokratik özerklik ilanı”nın. 7 Eylül’de Dağlıca’da 16 askerin ve bir gün sonra Iğdır’da 13 polisin katledilmesinin ve 102 kişinin yaşamını yitirdiği 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamının rastlantısal olduğunu kim iddia edebilir?

Bütün bu katliamların ve devamında gündeme gelen; 18 Şubat 2016’daki Genel Kurmay önünde askeri personel taşıyan ve 18 kişinin yaşamını kaybettiği servis aracı katliamının, 13 Mart’da Ankara Güvenpark önündeki otobüs durağına yapılan intihar saldırısı ile 37 kişinin katlinin AB-D Emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin ülkemize uygulanışı olan Yeni Sevr’in yaşama geçirilebilmesi amacıyla hakları birbirine kırdırma planının parçaları olduğu açıktır.

Yaşanan bu katliamlardan yıllar sonra HDP’lilerle AKP’liler arasında halktan gizlenen sırların olduğu söylenmekte.

Hala da “yeri ve zamanı geldiğinde açıklamazsak namerdiz” diyerek şantaj yapılabilmekteler.

Sizce daha ne zaman “yeri ve zamanı gelmiş” olacak?

Bu şantajla birlikte AKP’gillerle yeni pazarlıkların önünü açmak, partilerine yönelik baskıları hafifletmek, dokunulmazlıklarının kaldırılmasını engellemek istedikleri besbelli.

Yani HDP’lilerin Türk-Kürt Halklarını düşündükleri falan yok.

Bir de “çözüm süreci”nde devletin en etkili ve yetkili yerlerinde görev yapan, şimdilerde ise muhalefeti oynayan Davutoğlu’nun sözleri var.

O da diyor ki; “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. Bizi bugün eleştirenler insan yüzüne çıkamazlar, açık söylüyorum. Neden mi? Gelin hafızanızı bir yoklayın. İleride birgün Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman en kritik dönemlerden, aylardan biri 7 Haziran-1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır.”

Bu beş aylık dönemde bir hayli karanlık işlerin çevrildiğinin birinci ağızdan itirafıdır bu cümleler.

Evet, katliamlarda yüzlerce insanımız yaşamını kaybetmiş, yüzlercesi de yaralanmıştır. Ama bu Amerikan’cı burjuva, bezirgân siyasetçiler, açık konuşmamakla bu katliamların üstünün örtülmesini istemekteler. Birisi diyor ki; “bize verdiğiniz vaatleri yeri ve zamanı geldiğinde açıklamazsak namerdiz”, diğeri de diyor ki; “terörlü mücadele konusunda defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz”.

Yani ikisi de AKP’yi zora sokacak “sır”lara vakıf olduğunu söylemekte. Ama bu sırları halkla paylaşmamaktalar.

Yani bunlar da halka yalan söylemekteler.

Dolayısıyla “insan içine çıkamayacak” suçların failleriyle ortaklık yapmaktalar.

Bilinmelidir ki; suçu ve suçluyu bildirmemek suçtur.

Halka yalan söylemek de…

Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ