Av. Tacettin Çolak yazdı… “AKP’gillerin meslek odaları hazımsızlığı sürüyor!”

Çünkü, kimse itiraz etmesin, kanunsuzluklarına, hukuksuzluklarına herkes biat etsin istiyorlar.

08 Mayıs 2020 0

Çünkü, kimse itiraz etmesin, kanunsuzluklarına, hukuksuzluklarına herkes biat etsin istiyorlar.

Baksanıza Koronavirüs salgını sürecinde; Diyanet İşleri Başkanı neredeyse hergün bir fetva(!!!) ile “virüsün kaynağını”(!!!) açıklarken, salgında canla başla çalışan sağlık emekçilerinden doktorların meslek örgütü Türk Tabipleri Birliği (TTB) sürecin dışında tutuluyor.

Sözde “Bilim Kurulu” oluşturdular, ama onları da takan yok.

Salgına karşı alınacak önlemlerin neler olacağı ya da bu önlemlerin ne zaman esnetileceği-sonuçlanacağı gibi kararları bile saraydaki alıyor.

Anayasa’nın 135’inci maddesinde tanımlandığı şekliyle faaliyet yürüten “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları”nın büyük çoğunluğu AKP’gillerin haksızlıklarına, hukuksuzluklarına, kanunsuzluklarına itiraz ettikçe tepki çekmeye devam ediyorlar.

Örneğin; Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB)’un bazı şubeleri iktidarın doğa-çevre katliamına yönelik hukuksuzluklarına karşı duyarlı oluyorlar. Özellikle TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi; Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ)’ye yapılan Kaçaksaray’a karşı her türlü takdiri hak edecek mücadele yürüttü. Verdikleri Hukuki ve Fiili mücadeleyi Kaçaksaray ismiyle kitaplaştırarak gelecek kuşakların bilgisine sundular.

Yine büyük kentlerin Baroları; (bazı konularda yetersiz kalsalar da) AKP’gillerin hukuksuzluklarını teşhir eden açıklamalar yapmaktalar.

Yani barolar ve diğer meslek odalarının kendi yasalarına göre faaliyet göstermeleri, hükümetin hukuk dışı eylem ve işlemlerine itiraz etmeleri, hukuki mücadele yürütmeleri ve Cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkmaları AKP’gilleri korkutuyor.

(Gerçi Barolar ve diğer meslek odaları, AKP’nin Laiklik karşıtı uygulamalarına baştan gerekli ve yeterli tavır almadılar. Şimdilerde ise Laiklik fiilen ortadan kaldırılınca cılız itirazlarını görmekteyiz. Bunu da belirtmemiz gerekir.)

Geçmişte Adli Yıl açılışlarının Kaçaksaray’da yapılmasına karşı çıkan Baroların tavrı AKP’nin reisini çileden çıkartmıştı.

Bundan iki yıl önce de Baroların ve meslek odalarının bileşimlerine müdahale eden yasal değişikliklere gitmek istediler.

Tıpkı Ordu’yu, Üniversiteler’i, Basın’ı, Sendikaları ele geçirdikleri gibi Meslek Odaları’nı da kendilerine biat eden yapılara büründürmek istiyorlar.

Baro’ların ya da diğer meslek odalarının iktidar eleştirisi içeren her açıklamasından sonra gerici yandaş basın koro halinde; “baro ve odaların haraçları kesilsin” diye saldırıya geçiyor.

Son olarak Diyanet İşleri Başkanı ile Ankara Barosu arasındaki tartışma ile birlikte, soğumaya bıraktıkları meslek odaları yasa değişikliklerini tekrar gündeme soktular.

Daha doğrusu, Adalet Bakanı ile TTB Başkanı “yok öyle bir gündemimiz” demelerine karşın, bir gün sonrasında Reisleri tam tersini söyleyerek; “Mecliste neticelenmeyi bekleyen pek çok düzenleme bulunuyor. Bunlardan biri de barolar ve tabip odaları başta olmak üzere yapılarının belirlenmesidir. Bu çalışmayı tekrar ele almalı, en kısa sürede Meclis’in takdirine sunmalıyız,” diyerek Adalet Bakanı’nı açık düşürüverdi.

Bildiğimiz gibi Feyzioğlu; maruz bırakıldığı onca hakarete rağmen gidip saraya memur yazdırdı kendini. Adli Yıl açılışlarında (kendisine muhalif kalan yönetim kurulu üyelerinin ve 52 Baro’nun itirazına aldırmadan) üstünü aratarak gittiği Kaçaksaray’da hazırola geçti.

On iki Baronun Avukatlık Yasasının 115’inci maddesinde öngörülen usule göre yaptıkları olağanüstü genel kurul çağrısını, tamamen keyfi ve hukuk dışı bir tavırla reddetti. Ankara 5. İdare Mahkemesi verdiği yürütmeyi durdurma kararı ile bu hukuksuzluğa dur dedi.

Fakat bu karar da geçtiğimiz günlerde Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12’nci İdari Dava Dairesi tarafından; olağanüstü genel kurul çağrısının reddine ilişkin işlemin iptalini isteme hakkının, başvuruda bulunan baro başkanlarına ait olduğu, Adana Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yapan ve Birlik Genel Kurul delegesi olan davacının dava konusu işlemin iptalini istemesi için işlemle arasında bir menfaat ilişkisinin bulunduğundan söz edilemez” gerekçesiyle kaldırıldı.

Bu kaldırma gerekçesine katılmak mümkün değil, elbette.

Zira kendisi de genel kurul delegesi olan birisinin “olağanüstü genel kurulun yapılıp yapılmamasında menfaat ilişkisi yoktur” demek tamamen hukuksuzdur, keyfiliktir. Eğer davacı genel kurul delegesi olmasaydı bu yorum doğru olabilirdi. Bu mahkemeye yukarıdan müdahale edildiği kesin. Fakat, bu on iki baro başkanından birisinin bile iptal davası açmaması ya da bu tür usul eksikliklerine zemin hazırlayıcı davranışlarda bulunmaları da düşündürücüdür.

Ancak şunu belirtelim ki, Feyzioğlu’nun bundan sonraki süreçte, mevcut koşullarda TBB koltuğunda kalması artık mümkün değil. O nedenle baroların (bu arada diğer meslek odalarının da) bileşimini, delege yapısını AKP yandaşlarını da devreye sokacak şekilde değiştirmek istiyorlar.

İşte bu nedenle hummalı bir çalışma yürütüyorlardı. Avukatlık yasasında yapmayı düşündükleri değişiklikler basına yansıyınca Feyzioğlu da her zamanki üstenci ve saldırgan üslubuyla; “Açık seçik altını çizerek ifade edeyim. Böyle bir taslak gündemde yok.” diyerek hemen inkârdan geldi.

Evet, burada bir doğru bir de yalan var…

Bize göre Tayyip doğru söylüyor. Bakan ve Feyzioğlu ise günlerdir yaptıkları hazırlıkları inkâr ederek ikiyüzlü davranıyorlar. Yalan söylüyorlar.

Yapılmak istenilen çok açık.

Tıpkı 12 Eylül 2010 Referandumunda, Anayasa değişikliklerinin içine “12 Eylülcü generalleri yargılıyoruz” gibi hikâyeden maddeleri koyup, “yetmez ama evet”çi hainleri de peşlerine takarak yüksek yargıyı ele geçirdikleri gibi, Avukatlık Yasası taslağına da kulağa hoş gelecek bir iki değişikliğin yanında, asıl amaçları olan TBB Genel Kurulu’nun bileşimini oluşturacak delege yapısını değiştirecekler.

Böylece bir yandan Feyzioğlu ve ekibini kurtarırken, diğer yandan da özellikle büyük Barolarda hiçbir zaman seçim kazanamamış yandaşlarını yönetimlere taşımanın hesaplarını yapıyorlar.

Bu arada Feyzioğlu’na kendinin de çok iyi bildiği ve birçok avukatın bürosunda asılı olan Molierac’ın şu bilinen sözünü de hatırlatmadan geçmeyelim:

“Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hakime hele ne iktidara tabiiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiç bir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin, en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı”

Senin bulunduğun konum itibariyle kime “tabi” olduğun ya da kimin “hiyerarşik altı” olduğun ortada Feyzioğlu…

Sonuç olarak, AKP’giller diğer meslek odalarında da aynı planı uygulayıp, yandaş birlikler oluşturmak istiyor. Başka bir anlatımla, mevcut meslek odaları ve üst birliklerin yapılarını parçalayarak, işlevsiz-şekli yapılanmalara dönüştürüp, mevcut merkezi-demokratik yapılarından uzaklaştırıp birbiriyle rekabet halindeki küçültülmüş/bölünmüş yerel yapılar oluşturmak istiyor. Dolayısıyla meslek odalarını; kamusal hizmet ve kamusal meslek denetimi özelliklerinden arındırıp adı var kendi yok şekli yapılara dönüştürmek istiyor.

Bakmayın siz Tayyip’in “değişiklikleri Meclisin takdirine sunmalıyız” demesine…

Kara verilmiş, belli.

Meclis, Saray’dan gelen taslakları; ceylan derili koltuklarında oturan kurşun askerler eliyle oylayıp yasa metinlerine dönüştürmekten başka bir iş yapmıyor ki…

Muhalefet mi?

Onlar da dostlar alışverişte görsün muhabbetiyle, (son infaz yasası değişikliklerinde olduğu gibi) “Ali Cengiz oyunu”na devam ediyorlar.

Öyleyse kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz, biz mücadele edeceğiz… 

Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ