Av. Tacettin Çolak  yazdı: Ankara Valisi ve Polisi; Makro İşçilerine yasak koymakla Devleti kurtarmış mı oldu?

06 Ocak 2019 254 0

Ne diyelim? Kendilerini kutlarız.

Memleket, vurguncudan, soyguncudan, hırsızdan, gaspçıdan geçilmiyor, devletin polisinin gücü ancak hakkını arayan işçiye yetiyor.

Ne diyelim? Bir kez daha kutluyoruz!!!

Ocak ayının beşinci günü, dondurucu bir Ankara sabahında yüzlerce Makro işçisi; niye gidip evinde, sıcak sobasının başında gününü geçirmiyor da Nakliyat-İş Sendikası’nın sahipliğinde ve yöneticilerinin önderliğinde sokaklara çıkıyor?

Manyak mı bu insanlar?

Yoksa lapa lapa yağan kar altında, çoluğunu çocuğunu bırakmış, kadınlı-erkekli eylem yapmak karşılığında en küçük bir çıkarları mı var?

Bu işçilerin derdi nedir, diye düşündünüz mü hiç?

Devlet, yönetici olmak, ya da işçilerin karşısına geçip; “ben devleti temsil ediyorum” diye üst perdeden hava atmak bu kadar kolay mı?

Evet, sen devletsin…

O zaman devlet, vatandaşları arasında ayrımcılık yapar mı? Vatandaşlarına eşit davranması gerekmez mi?

Bir tarafta yıllarca çalıştırdığı yüzlerce işçinin birikmiş işçilik alacaklarını, konkordato, iflas vb. hileli yöntemlerle gasp eden bir işveren, diğer tarafta ta eşleri ve çocuklarıyla birlikte hakları gasp edilen yüzlerce, hatta binlerce emekçi insan.

Kaldı ki, Türk Ceza Yasasının 149/1. maddesine göre nitelikli yağma (gasp) suçu; en az 10 yıl ile 15 yıl arasında hapis cezasını gerektiren yüz kızartıcı bir suçtur. Makro işverenleri de elbirliğiyle, kendilerini savunamayacak durumda olan yüzlerce işçiye karşı bu nitelikli yağma suçunu işlemiştir.

Öte yandan işçilerin ihbar ve kıdem tazminatı alacakları, yıllık izin ücretleri vb. alacaklarının yasal dayanağı da 4857 sayılı İş Yasasıdır. Yani ortada hem İş Hukuku açısında gasp edilen bir hak vardır. Hem de Ceza Hukuku bakımından işlenmiş bir yağma (gasp) suç vardır.

Madem sen devletsen, niçin bu suçluların üstüne gitmiyorsun da hakkını arayan işçilere kanunsuz bir şekilde yasak koyuyorsun?..

İşçilere; “gidin hakkınızı mahkemede arayın” demek bir iş değildir. Elbette herkes mahkemenin yolunu en az sizin kadar biliyor. Siz bu yolla suçluyu meşrulaştırdığınız gibi mağduru da suçlu görmektesiniz. O zaman; “devletim” demeyeceksiniz.

Daha doğrusu burjuva hukukuna göre devletin fonksiyonları neyse ona göre davranacaksınız. Yani, vatandaşlara eşit olacaksınız. Adam kayırmayacaksınız. Haksızlık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapmayacaksınız. Yasalar önünde devlet görevlileri dahil tüm vatandaşların eşit olduğunu kabul edeceksiniz. Ya da her türlü emir ve talimatın yasalara uygun olması gerektiğini bileceksiniz.

Kanunsuz emri vermenin de uygulamanın da suç olduğunu bileceksiniz.

Evet, bugün için ülke; “kanunsuzluk cenneti”ne çevrildi. Devletin en tepesindeki adam bile kendisini hiçbir hukuk kuralı ile bağlı görmüyor ki, Ankara Valisi’nden ve polisinden hukuka uymalarını bekleyelim…

Ellerindeki zor gücüyle yaptıkları kanunsuzlukları dayatıyorlar ve sözde “asayişi” sağladıklarını düşünüyorlar.

Oysa insanların Anayasadan, uluslararası sözleşmelerden ve ulusal yasalardan kaynaklanan temel haklarını kullanmalarına engel olmakla hukuk devleti olunmaz. Bunun adı; her yerde polis devletidir. Zorba devlettir. Dolayısıyla siyasal literatürde bunun adı; FAŞİZM’dir.

Gelelim sizin o pek sevdiğiniz 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına…

Birincisi bu yasanın uygulanması Anayasanın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”ni düzenleyen 26’ıncı maddesi ve “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı”nı düzenleyen 34’üncü maddesi ile birlikte olmak zorundadır. (Devletin altına imza attığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi kurallara girmeyelim.)

Anayasanın 34’üncü maddesine göre; “Herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip” olduğu öngörülmüştür. Bu hak ancak; “millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.”

Peki, Ulus’ta Atatürk Anıtı’nın önünde sadece seslerini duyurmak ve kamuoyu oluşturmak için bir basın açıklaması yapmak isteyen Makro işçileri hangi “kamu düzenini” bozacaklardı? Ya da kimin “hak ve özgürlüğüne” müdahale edeceklerdi?

Makro işçilerinin tamamen “silahsız ve saldırısız” olarak, yani BARIŞÇIL amaçlarla oraya geldiklerini çok iyi biliyorsunuz. Öyleyse bu tahammülsüzlük ve saldırganlık niye?

Kaldı ki, 2911 sayılı yasanın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını sınırlayan üç maddesi de Halkçı Hukukçuların girişimiyle iptal ettirilmiş durumda.

Ayrıca belirtelim ki; Anayasanın 13’üncü maddesine göre; Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

14’üncü maddesine göre de; Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.”

Yine Anayasanın 137’inci maddesinde de; Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.” denilmektedir.

Ankara Valisi’nin sözde yasak kararı da kanunsuzdur, suçtur. Zaten yaptıklarının yasal olmadığını çok iyi bildiklerinden, yasaklarını yazıya dökmekten çekinmekteler ve yazılı bir bildirimde de bulunmamaktalar.

Polisin bu tür kanunsuz müdahaleleri hakkında (yukarıdaki Anayasal kurallara dikkat çekerek) hak ihlali kararları veren onlarca AYM kararı olmakla birlikte, biz, en güncel olanını verelim. (Bkz. AYM’nin 12.06.2018  tarih ve 2015/14310 Başvuru Nolu karar.)

Sonuç olarak, 05 Ocak 2019 günü Ulus Atatürk Anıtı önünde, Makro işçilerinin seslerini duyurmak için Nakliyat-İş yöneticileri ve avukatlarıyla birlikte yapmak istedikleri barışçıl bir Basın Açıklamasına engel olan Ankara polisi suç işlemiştir.

Tamam, biliyoruz, Devlet; egemen sınıfın baskı ve zor aracıdır.

Bu nedenle; Makro patronlarının çıkarlarını korumak, İşçi Sınıfının hak ve özgürlüklerine engel olmak, Finans-Kapital Zümresi+Tefeci-Bezirgân Sınıfının egemen olduğu bir düzende, devletin başlıca “görevlerinden”dir. Dolayısıyla Ulus’ta yapılan baskıları ve kanunsuzlukları çok iyi anlıyoruz.

Ama unutmayalım, bu devran böyle gitmeyecek.

Kanunsuzlukların hesabı mutlaka sorulacak.

Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ