Av.Tacettin Çolak yazdı: Bir meczuba Şeriat Anayasasını da açıklattılar

Hedefleri ortaçağcı bir din devleti kurmak… Meydan o kadar boş mu? Bunların çapı buna yetir mi? Ömürleri vefa eder mi?

13 Ocak 2020 0
Hedefleri ortaçağcı bir din devleti kurmak…
Meydan o kadar boş mu?
Bunların çapı buna yetir mi?
Ömürleri vefa eder mi?
Bütün bunlar ayrı bir değerlendirme konusu.
Ancak, anayasa hazırlığını bile tamamlamış olmaları, sürecin sonuna geldiklerini gösteriyor.
Yıllardır avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz; AB-D Emperyalizmi ülkemizde AKP eliyle bir din devleti kurmak istiyor, Laiklik ortadan kaldırılıp şeriat hükümlerini dayatıyorlar diye…
Bize “Şeriat paranoyası görüyorsunuz”, yapılanlar “inanç özgürlüğü” diyenler utanacak mı?
Bilemeyiz…
Ama adam (Adnan Tanrıverdi); içinden geçenleri eğip bükmeden, dosdoğru söylüyor.
“Mehdi gelecek, biz de ortam hazırlıyoruz” diyor.
Kurmak istedikleri İslam devletinin coğrafi sınırlarını çizip, adının ASRİKA (Asya-Afrika İslam Devletler Birliği) olduğu, yönetim şeklinin konfederal cumhuriyet, bayrağının kırmızı-yeşil zemin üzerine beyaz ay ve milli devlet sayısı kadar yıldız, başkentinin İstanbul, resmi dilinin Arapça olduğu
“Anayasa”yı ilan ediyor.
Anayasa diye hazırladıkları ise tamamen T.C Anayasasından kopyalanan, başlıkları dahi değiştirilmeden içine şer-i hükümlerin serpiştirildiği maddelerden oluşan bir paçavra.
En dikkat çeken yönü ise; milletvekillerinin ya da federal-konfederal devlet başkanlarının “NAMUS VE ŞEREF ÜZERİNE” değil de “Kur’an-ı kerim üzerine” andiçmelerinin öngörülmesi.
Öyle ya, kendilerinde olmayan değerleri buraya yazamamışlar, anlaşılan…
Yazsalardı da bir önemi yoktu…
“Anayasa”larına koydukları “Din İşleri Şuraları” ile “Meclislere sunulan yasa teklif ve tasarılarını, meclis genel kurullarından geçen yasaları, Cumhuriyet ve Devlet Başkanlarının kararlarını, Edille-i Şer’iyye esaslarına uygunluğunu” denetleteceklermiş.
Nedir Edille-i şer’iyye?
İslam hukuku ya da Şeriatın kaynakları olan; Kitap, Sünnet, İcma-i ümmet, kıyas-ı fukahadır.
Yani pozitif hukukun, insancıl hukukun, evrensel hukukun üstüne şeriat hukukunu oturtacaklar…
Böylece “mehdinin gelişine uygun ortamı” hazırlamış oluyorlar.
Mevcut Anayasa’nın “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükümlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bu deli saçması “fikir”ler açıkça Anayasal suç değil midir?
Evet, suçtur. Anayasa’nın 1, 2, 3, 4 ve 24/son maddelerine aykırı eylemleri nedeniyle TCK’nun309. maddesinde tanımlanan Anayasayı İhlal suçunu işliyorlar, açıkça…
Bu suçları kendiliğinden soruşturacak savcılar ise Cumhuriyetin savcısı olmaktan çoktan çıkmışlar, saraydan gelecek talimatlarla davranmaktalar. Şikâyet dilekçelerini önlerine getiren vatandaşlara “bu işlerle uğraşma” diye tehdit savurmaktalar.
Peki, kimdir bu ortaçağcı? Bu gücü kimden alıyor? Ya da tek başına mı hareket ediyor?
Otuz yıl TSK’da görev yapmış, 1980’de kurmay subay olmuş, “Gayrinizami Harp Kursu” görerek Genelkurmay Özel Harp Daire Başkanlığı ile KKTC Sivil savunma Teşkilat Başkanlığı bile yapmış, Tuğgenerallik rütbesine kadar çıkmış, kadrosuzluk nedeniyle ordudan emekli edilmiş bir ticani.
Adam, ordu içinde de hiç kendini gizlemeden irticai faaliyetlerini sürdürmüş.
Bu konuda, Genelkurmay İstihbarat eski Başkanı, emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin bakın ne diyor?
“TSK’da görev yaptığı sürede, dini kendi amaçlarına alet eden uygulamalar içinde olmuştur. İstanbul Maltepe’deki Tugay Komutanlığı sırasında kışlanın içine dini sokmuş, kendine orada bir grup yaratamaya çalışmış, kışla içinde toplu namazlar kıldırdığına yönelik bilgiler doğrultusunda
kızak bir göreve çekilerek emekli edilmiştir.”
Yani adamın ordu içindeki ortaçağcı faaliyetleri bilindiği halde göz yummuşlar. Hemen ordudan ihraç etmek yerine “kızak bir göreve çekilerek” kadrosuzluk nedeniyle emekli etmişler.
İşte, ABD’li coniler eliyle çürütülmüş bir NATO ordusu…
Bu ordu mu Ergenekon kumpaslarına direnecekti? Kozmik odaları koruyacaktı?
Bu irticacı kalkışma sonrasında bazı emekli generallerden “sert sözlü” tepkilerin gelmesinin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.
Zira muvazzafken üç maymunu oynayanların emeklilikten sonra desteksiz sıkmalarının inandırıcılığı olmaz, olamaz.
Bunlar emeklilik öncesinde Mustafa Kemal’in ordusundaki irticacı faaliyetleri görmezden gelerek, “tören paşası” olmuşlar. Bana dokunmayan bin yaşasın demişler. Dolayısıyla onlar da aynı ihanetin içindedirler. Görevlerinin gereğini yapmayarak suç ortaklığı yapmışlardır.
Maalesef, AB-D Emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesi tıkır tıkır işliyor.
Proje gereğince, hedeflenen “ılımlı islam devleti” yolundaki taşları döşüyorlar.
Arkalarına CIA, Pentagon, AKP’giller ve Kaçaksaray’lıyı alan Tanrıverdi gibi her türden irticacı, köpeksiz köyde değneksiz gezmekteler.
Kimisi, “çocuklarınızı üniversitelere göndermeyin, oralar akrep yuvası, eti de kemiği de senin diyerek medreselere teslim edin” diyor.
Kimisi; “cahillerin ferasetine güveniyor”
Kimileri de dergâhlarında, medreselerinde, yatılı okullarında zavallı insanlarımızı “badelenme” sırasına diziyor.
Bir tarafta devlet biçimini, toplum yaşamını “edille-i şer’iyye” esaslarına göre düzenlenmeli derken, diğer yandan kendileri “hile-i şer’riye” bataklığından-ahlaksızlığından dünyalıklarını edinmekteler. Onlar için, açlıktan intihar eden, çöplükten yemek arayan insanlarımızın hiçbir önemi
yoktur.
Bu ortaçağcı zihniyeti Hikmet Kıvılcımlı bundan yarım yüzyıl önce bakın nasıl teşhir ediyor?
“Her şey gelip, en son insana, demek; insan yetiştiren topluma dayanır. Onun için, bütün Müslüman toplumlarının Tarihi, zorbaların o güzelim Şeriatı bağırta çağırta boğazlamaları tarihi olacaktır. Çünkü yeryüzünden “Hile”yi kaldırmak için kurulan ilk Müslümanlıktan bir kuşak sonra “Şeriat”la hile karıştırılmıştır. “Hile’i Şer’iyye”, ezeli Şark Tefeci-Bezirgân derebeyliğini toplumun toprağı ve rızkı zararına besleyecektir. Şeriat denilen İslâm Anayasasının bu ana çizileri içinde, sonra beliren dört mezhebin temel konuları da, gene hep toprak ekonomisi üzerine kurulur. Ayrılışmaların şekilcilik ötesindeki anlaşılır gerekçeleri, Toplum topraklarının Özel kişilere aktarılma çapulunu kitaba uydurma ve ayarlama ile
özetlenebilir.” (Osmanlı Tarihi II. Cilt Sf: 110)
Bugün yaptıkları da aynı değil mi? Ellerindeki iktidar olanaklarını kullanarak, kitabına uydurdukları vurgun, talan, yağma yöntemleriyle Kamu mallarını aşırmıyorlar mı?
Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ