Av. Tacettin Çolak yazdı… Cumhuriyet Bayramı yasağınız sökmeyecek

Son üç yıldır tüm Ulusal Bayramlarda, Mustafa Kemal’in kalpaklı resminin bulunduğu ve “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” sözünün yazılı olduğu bayrakları Anıtkabir’e sokmaz oldular. Bu yıl da “Korona” bahanesine sarıldılar.

28 Ekim 2020 0

Yaşadığımız günler mütareke günlerinden bile ağır.

Gençliğe Hitabe’deki şartlardan bile daha “namüsait”…

İşçi Sınıfımıza ve Emekçi Halkımıza yönelik düşmanca politikalarla, parababaları için dikensiz gül bahçesine çevirdikleri ülkemizde, emekçilere cehennem azabı çektirmekteler.

Diğer yandan hemen her gün Cumhuriyetin kazanımlarına saldırmaktalar. Ulusal Bayramlarımızın coşkulu bir şekilde kutlanmaması için binbir türlü engel çıkartmaktalar.

Bunlardan en sonuncusu, İçişleri Bakanlığı’nca 21 Ekim 2020 tarihinde 81 İl Valiliklerine gönderilen genelgeyle; “Tören ve Kutlama Komitesi tarafından düzenlenerek Vali/Kaymakam tarafından onaylanan tören ve kutlama programı dışında başkaca bir kurum/kuruluş tarafından program düzenlenmesine müsaade edilmeyeceğinin bildirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir” denilerek Cumhuriyetin 97’nci yılında yapılacak etkinliklere yasaklama getirilmesi oldu.

Gelişen tepkiler üzerine, İçişleri Bakanlığı sözcü sosyal medya hesabından bir gün sonra yaptığı paylaşımla; “29 Ekim kutlama komitelerince belirlenecek program çerçevesinde coşkuyla kutlanacaktır” düzeltme yapmaya çalıştı.

Gördüğümüz gibi, adam bir düzeltme yapmıyor, aslında.

Tam tersine pekiştirme yapıyor.

Kendilerince kurulacak kutlama komiteleriyle dostlar alışverişte görsün “programları” yapacakları besbelli zaten.

Anlayacağınız, bozacının şahidi şıracı…

Bu Cumhuriyet Bayramında ne yaparlar derseniz?

İsmet Paşa’nın ünlü sözündeki gibi; “bu güne kadar ne yaptılarsa onu yapar”lar…

Son yıllarda bütün Ulusal Bayramlarda açık gizli engeller çıkardılar.

Örneğin 2012 yılında Ankara Kızılay’da Anıtkabir’e yürümek isteyen onbinlerce insana gaz bombası attılar, boyalı su sıktılar.

Yine geçen yıl Nevşehir Valiliği; “milli güvenlik, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” gibi gerekçeler uydurarak yasak getirmişti.

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmanın kamu düzenini bozucu milli güvenlik sorunu olması ve hatta suç işleme aracı olarak görülmesinin “deli saçması” bir şey olduğu çok açık.

Ama dert başka…

Son üç yıldır tüm Ulusal Bayramlarda, Mustafa Kemal’in kalpaklı resminin bulunduğu ve “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” sözünün yazılı olduğu bayrakları Anıtkabir’e sokmaz oldular.

Bu yıl da “Korona” bahanesine sarıldılar.

Korona’ya karşı bilimsel önlemler almak yerine, işi “maske, mesafe, temizlik” derekesine indirerek tüm suçu “tedbirlere uymayan”(!!!) Halka yıkmak istemekteler.

Oysa başta kendileri hiçbir tedbire uymuyor, hiçbir programdan taviz vermiyorlar.

Mitingler, açılışlar, çay partileri, Cuma namazları gırla gidiyor. Tarikat evlerinde her gün zikir çekiyorlar.

Sanki kendileri Koronadan bağışıklar!!!

Aslında özellikle büyük şehirlerde virüsün yaygınlaşmasının en önemli nedenlerinden birisi de bunların yaptığı etkinliklerdir.

Peki Cumhuriyet Bayramını neden yasaklıyorlar ya da neden çok sınırlı sayı ile sembolik törenlerle geçiştirmeye çabalıyorlar?

Çünkü (Hikmet Kıvılcımlı’nın deyimiyle) Cumhuriyet; Türkiye’nin yüzyıllardan beri iki büyük kahredici gücü, iki büyük lanetleme gücü; Emperyalizmi ve Saltanatı ezdiğini haykırdığı gündür.

“Onun için Türkiye’de Cumhuriyet demek, Türk Milletinin bağrına oturmuş olan emperyalizmle Saltanat’a karşı kurduğu bir savunma kalesi demektir.

“Cumhuriyet emperyalizme, yani Cihan Finans-Kapitalizmine ve Saltanat’a, yani Osmanlı Tefeci-Bezirgânlığına karşı savaşarak doğdu.

“Türkiye’de Cumhuriyet’in anlamını yücelten ve kutsallaştıran, Mustafa Kemal’in hiç hayale kapılmaksızın pek açık belirttiği, o her iki irtica cephesinde, her iki gericilik cephesinde başardığı savaştır.”

Doksan yedi yıl sonra yine aynı iki gericilik, irtica cephesinde el ele vererek Cumhuriyetin kalelerini yıkmakla meşgul.

Batılı Emperyalistler; 100 yıl önce çökkün Osmanlı’ya kabul ettirdikleri, vatanımızı yutma planı olan Sevr’i paçavraya çeviren Birinci Kuvayımilliyecilerden intikam almak için yerli işbirlikçileriyle birlikte uygulamaya koydukları Büyük Ortadoğu Projesi ile Yeni Sevr’i kurmak istemekteler, ülkemizde.

Bu saldırılarında 97 yıldır kerte kerte yol da aldılar.

Bugün, Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabe’deki Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.” şeklindeki dahiyane öngörüsü gerçekleşmiş oldu ne yazık ki…

İiktidar sahipler hemen her gün bir saldırı yapmakta, Cumhuriyete ve onun kurucu önderlerine.

Cumhuriyetin en temel ilkesi Laiklik fiilen ortadan kaldırılmış durumda.

Mustafa Kemal’in “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.” sözünün tersine, ülkemizi; tarikatlar, şeyhler, dervişler, müritler memleketi haline getirdiler. Hilafet isteriz yürüyüşleri yapmaktalar.

Ülke hızla Ortaçağın karanlık dehlizlerine çekilmek istenmekte.

Buna karşı mücadele etmesi gereken güçler ise hâlâ tehlikenin farkına varabilmiş değil.

Yıllardır ülkemizdeki şeriat tehlikesini, Laikliğin önemini, türban eylemlerinin inanç özgürlüğü olmadığını, onlara destek olmakla meşrulaştırdıklarını anlatamadık kendilerine.

Cumhuriyeti kuran partinin üst düzey yöneticileri ise emekçi halkın somut sorunlarına çözüm getiren, tam bağımsızlıkçı, laik politikalarla saldırıları püskürtmek yerine, “cemaatlerin kurulmasına karşı değiliz” safsatalarıyla Ortaçağcı irticacıları olumlamakta.

Bu partinin karar mekanizmalarında, milletvekili koltuklarında da irticacılar bulunmakta…

Yani anlayacağınız, Batılı Emperyalistler 97 yıl önce olduğu gibi tek müttefikle yetinmeyip, bizzat Cumhuriyetin kurucu partisinin içine de girmiş durumda.

Son sözü Kıvılcımlı’ya verelim: “Birinci Kuvayimilliyecilik: SİLÂHLI, askercil, sıcak savaştı. Bu savaşın bütün yokluklarına rağmen cephesi açıkça belirliydi. Stratejisi ve taktiği az çok genel kurallara göre basitti. Hedefi ise olağanüstü kolay anlaşılırdı.

“İkinci Kuvayimilliyecilikte, cephe ne denli baş döndürücü, strateji ve taktik ne denli karmakarışık, hedef ne denli güç anlaşılır olursa olsun, Birinci Kuvayimilliyeciliğin devrimci, kutsal Mustafa Kemal gelenekli CUMHURİYET BAYRAĞI başımızdadır.”

Yasaklarınız, engellemeleriniz sökmedi, sökmeyecek.

29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramımızı kutlamak için alanlardayız…

Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ