Av. Tacettin Çolak yazdı… Deprem öldürmez. Öldüren Parababalarının yağma, talan, vurgun, sömürü düzenidir.

Eğer vurguncu müteahhitlerin; inşaat yapım kurallarına, mühendislik bilimine aykırı olarak malzemeden çalarak yaptığı ve bu hırsızlamalara yerel/merkezi yönetimlerin icazet verdiği çürük binalar olmasaydı, İzmir Depremi’nde 109 canımız kaybedilmezdi.

06 Kasım 2020 0

Eğer vurguncu müteahhitlerin; inşaat yapım kurallarına, mühendislik bilimine aykırı olarak malzemeden çalarak yaptığı ve bu hırsızlamalara yerel/merkezi yönetimlerin icazet verdiği çürük binalar olmasaydı, İzmir Depremi’nde 109 canımız kaybedilmezdi.

Bildiğimiz gibi, hemen bütün siyasi iktidarlar, genellikle seçim dönemlerinde oy avcılığı yapmak üzere “imar afları” çıkartırlar. AKP’giller de bugüne kadar çokça imar affı çıkarttı.

6 Haziran 2018 tarihinde yayınlanan “İmar Barışı Uygulama Yönetmeliği” ile yapı ruhsat standardı değiştirilerek, Mühendis Odaları sürecin dışında bırakılarak bir başka denetimsizliğe daha yol açıldı.

Öyle ki; Türkiye’deki yapıların yüzde 60’ı imara aykırıdır. Bu da yaklaşık 13 milyona yakın yapı demektir. 13 milyon imara aykırı, kaçak ve sağlıksız yapı “imar affı” ile legalize edilmiştir.

Tabiî “imar affı” başvurusu yapan insanlardan elde edilen çapul da ayrı bir gerçektir.

Öyle ki; İstanbul Belediye Başkanlığının ikinci yılında “kaçak yapılara ruhsat verip bağış alıyoruz” diyen de AKP’giller’in Reisidir. Şimdilerde ise devleti eline geçirmiş olan bu güruh, işi sadece ruhsat vermekten daha ileriye götürerek, Meclisteki muhalefeti de yedeğine alarak gece yarısı çıkarttıkları “torba kanun”larla yandaşlarının hazine arazilerine, tarihi mekânlara, kıyılara, orman alanlarına yaptıkları kaçak binaları, otelleri ve AVM’leri yasal kılıfa büründürmektedir.

Bu iktidar deprem vergilerinin bile üstüne çökmüştür.

Böylece yandaşların yaptığı kanunsuzluklar, vurgun ve talan yanlarına kâr kalmakta.

İşsizlik-Pahalılık cehenneminde kavrulan, taksitle yaşayıp borçlu ölen emekçi halkımız eline geçirdiği üç beş kuruş parasıyla ve bir kısmını da kredi çekerek aldığı konutlarda başını sokacak bir yuvaya kavuştuğunu sanmakta.

Fakat bu yağma ve talan düzenin içinde uyanık, vurguncu müteahhitler; zemini çürük arazilere denetimsiz yaptıkları binalarda insanlarımızı ölümle burun buruna yaşatmaktalar.

Maalesef İzmir’de 30 Ekim 2020 günü meydana gelen 7,0 şiddetindeki depremde de aynı senaryo gerçekleşmiştir. Yoksullar, dar gelirli insanlarımız canından, evinden barkından olmuştur.

Bu satırların yazıldığı an itibariyle; yaşamını kaybedenlerin sayısı 109’u bulmuştur. Çöken 17 binanın 12’sinde tamamlanan arama kurtarma çalışmaları 5 binada halen yürütülmekte. Buralarda canlı-cansız insanlarımız bulunmaktadır. Dolayısıyla, Elif ve Ayda bebeklerimizde olduğu gibi mucize kurtuluşlar olabileceği gibi ölü sayısının artması da kuvvetle muhtemeldir.

Deprem bilimci namuslu aydınımız Övünç Ahmet Ercan Hoca’nın dediği gibi; “Depremde zaten hep yoksullar ölür, zenginler ölmez.” Daha doğrusu yoksullar öldürülürler. Yoksa deprem kuşağında olduğu bilinen ülkemizde depreme dayanıklı binaların yapılması halinde hiçbir ölüm ya da hasarın olmayacağı çok açıktır.

İzmir Depremi’nin bir merkezi de Yunanistan’ın Sisam (Samos) adasıdır. Aynı şiddetteki deprem orada büyük bir tahribat yaratmamıştır. Sadece iki çocuk ölmüş, bazı binalarda hasar oluşmuştur.

Çünkü oralarda bizdeki gibi, kontrolsüz çok katlı yapılar bulunmamaktadır.

Bizde ise depremde yoğun tahribat yaşanan bölge geçmişte çok verimli bir tarım arazisi idi. Bornova’nın meşhur bamyası ve mandalinaları buralarda üretilirdi. Ancak vurguncu Parababaları buraları imar rantına açınca birden gökdelenler yükselmeye başladı. Hem tarım arazilerini yok ettiler, hem de çürük binalardan büyük rantlar elde ettiler. Dolayısıyla bu katliamdan; müteahhidi, belediyesi, bakanlığı olmak üzere tüm rantiyeler hem cezai hem de hukuki anlamda sorumludurlar. Göstermelik bir iki gözaltı ile iş geçiştirilemez. Geniş bir soruşturma ile sorumluların tamamından hesap sormayanlar da aynı suça iştirak etmiş olacaklardır.

Depremin acılarını hafifletmek için İzmir Halkı ilk andan itibaren müthiş bir dayanışma içine girdi. Evindeki yiyeceğini, giyeceğini paylaşmaya başladı. Belediyeler, esnaf ve diğer kurumlar; yüzlerce hasarlı binada oturan binlerce insanın tüm gereksinimlerini karşılamak için seferber oldular. İlk andan itibaren arama kurtarma faaliyetlerini titizlikle yürüten emekçilerimiz bile İzmir farkını gördüklerini, çektikleri videolarda ifade ettiler. Biz de kendilerine sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) İzmir İl Örgütü olarak biz de Bornova Öğretmenevi karşısındaki parkta açtığımız Dayanışma Çadırı’mızla halkımıza gece gündüz kesintisiz çay ikramında bulunuyoruz.

İzmir Depremi’nde vefat eden insanlarımızın yakınlarına başsağlığı ve sabırlar, yaralılara acil şifalar dileriz.

Aynı depremden mağdur olmuş Yunan Halkı’na da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Deprem; Bir Doğa Olayıdır. Öldürmez…

Öldüren; Parababalarının Sömürü ve Vurgun Düzenidir!

Acılar Paylaştıkça Azalır!

İzmir, Dayanışma ile Yaralarını Sarıyor!

Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ