“Biz avukatlar yargının eşit ve kurucu unsuruyuz”

Bursa Barosu’na bağlı avukatlar, Av. Ömer Kavili’nin yaptığı savunmayı beğenmeyen hakim tarafından tutuklanmasına, Av. Hüseyin Fener, baktığı davayla özdeşleştirilerek elinden ve karnından bıçaklanmasına karşı yürüyüş yaptılar.

09 Ekim 2018 150 0

Bursa’da avukatlar saldırılara ve sindirme politikalarına karşı basın açıklaması yaptılar. Yapılan açıklamada, “Yargının eşit ve kurucu unsuru olan bağımsız savunmayı, yurttaşlarımızın hak arama özgürlüklerini temsil eden biz avukatların, görevimizi yaparken baskı altına alınmaya çalışıldığımızı, duruşma salonlarında bile şiddet gördüğümüzü, sırf savunma biçimimiz beğenilmedi diye tutuklandığımızın herkes tarafından bilinmesini istiyoruz. ” denildi.

Bursa Barosu Adalet Sarayı önünde, savunma mesleği ve temsilcisi olan avukatlara yönelik yapılan saldırılara ve sindirme politikalarına tepki gösterdiler. Açıklamanın ardından avukatlar Adalet Sarayı önünden Kent Meydanı’na kadar sloganlar atarak yürüyüş gerçekleştirdiler.

Yürüyüş boyunca avukatlar “Savunma haktır, avukatlar vardır”, “Savunma susmaz, susturulamaz”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek”, gibi sloganlar attı.

Bursa Barosu tarafından yapılan açıklamanın tam metni:

“AVUKATLARIN SESİNİ KISMAK İÇİN DURUŞMALARDAN YAKA PAÇA ATILMASI, SORUŞTURMAYA BİLE GEREK DUYMAKSIZIN TUTUKLANMASININ DA, AVUKATLARA ATILAN HER YUMRUĞUN, SAPLANAN HER BIÇAĞIN, SIKILAN HER KURŞUNUN DA HEDEFİ ADALETTİR, BAĞIMSIZ YARGIDIR.”

Sayın basın mensupları, değerli meslektaşlarım;
Ne yazık ki yine tutuklandık, yine bıçaklandık. Yarın öldürülmeyeceğimizin garantisi yok…
Hafta sonu İstanbul’da meslektaşımız Avukat Ömer Kavili, yaptığı savunmayı beğenmeyen hakim tarafından tutuklandı.
Dün Kocaeli’de meslektaşımız Av. Hüseyin Fener, baktığı davayla özdeşleştirilerek elinden ve karnından bıçaklandı.
Hüseyin Fener’in hayati tehlikesinin olmaması tesellimiz. Kendisine, Kocaeli Barosu Başkanı, arkadaşımız Av. Sertif Gökçe’nin şahsında tüm meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Daha geçen yıl Av. Mehmet Samim Geredeli’yi görevinden dolayı uğradığı silahlı saldırıda şehit veren Kocaeli Barosu gibi Bursa Barosu da böylesi acıları çok iyi biliyor. Bizler 1979 yılında Av. Cengiz Göral’ı, 2017’de de Av. Özgür Aksoy’u şehit verdik. Geçen yıl Avukat Ahmet Cem Fırat bürosunun girişinde bıçaklandı. Henüz geçen ay Cüneyt Bülent Şeker haciz mahallinde borçlunun yakını tarafından yüzünden ısırılarak yaralandı. İstanbul’da Bayrampaşa Emniyeti’nde, Beşiktaş ve Etiler’de, Ankara Adliyesi’nde, Trabzon’da, Bitlis’te, Adana’da, Antalya’da, Aydın’da pek çok meslektaşımız işkenceye uğradı, silahlı ve kaba tehditle karşılaştı. Daha iki hafta önce Eskişehir Odunpazarı’nda meslektaşımız Heval Yıldız Karasu’nun bürosu kurşunlanmıştı. Türkiye’nin her yerinden avukatlarla orada meslektaşımızın yanında olduk.

Her seferinde şunu söyledik. Söylemekten bıkmayacağız.

Avukatlar uyuşmazlıkların tarafı değildir. Avukatın, vekil sıfatıyla takip ettiği davanın taraflarıyla özdeşleştirilerek hedef alınması, sözlü, fiili ve silahlı saldırılara uğraması asla kabul edilemez. Can güvenliğinin olmadığı, yaşam hakkının ihlal edildiği bir ortamda, hak arama hürriyetinin teminatı olan savunma hakkının kullanılabilmesi mümkün değildir.

Yargının vazgeçilmez üç unsurundan biri olan savunma makamını temsil eden avukatlara yönelik saldırılar, yargıya yapılmış demektir. Bugün avukata atılan yumruğun, saplanan bıçağın, sıkılan her kurşunun adaleti ve bağımsız yargıyı hedef aldığını, hele ki avukata yönelik her türlü saldırıyı cesaretlendirenler, o savunmaya bir gün kendilerinin de ihtiyacı olacağını asla unutmasınlar.

Yargının eşit ve kurucu unsuru olan bağımsız savunmayı, yurttaşlarımızın hak arama özgürlüklerini temsil eden biz avukatların, görevimizi yaparken baskı altına alınmaya çalışıldığımızı, duruşma salonlarında bile şiddet gördüğümüzü, sırf savunma biçimimiz beğenilmedi diye tutuklandığımızın herkes tarafından bilinmesini istiyoruz.

Geçtiğimiz hafta sonunda İstanbul’da meslektaşımız Av. Ömer Kavili’nin tutuklanması da, avukatlık mesleğine içerden yapılan saldırıların en çarpıcı örneklerinden biridir.
Avukatı, yargı mekanizmasının üç ayağından biri olarak görmeyen, dahası görmek istemeyen bir hakim, usul tartışmaları üzerine Av. Kavili’yi zorla duruşma salonu dışına çıkartmış, Kavili ertesi gün duruşmaya giderken gözaltına alınmış, Avukatlık Kanunu ve usul hükümleri yok sayılarak “ters psikoloji ile müvekkilini ve kendisini mağdur göstererek haklı çıkmaya çalıştığı”, “davayı sulandırmaya çalıştığı” gibi hukuku katleden, uyduruk gerekçelerle tutuklanmıştır.
Yurt çapında barolar, meslektaşlarımız gece boyunca adeta uyumadı ve sabaha karşı Kavili adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.**
Yine müvekkilleriyle özdeşleştirme yasağına aykırı olarak müvekkillerine isnat edilen suçların birebir aynılarından dolayı, salt sanıkların avukatlıklarını üstlendikleri için hukuka aykırı usullerle İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu olarak yargılanan 17 avukat, 14 Eylül tarihli duruşmada serbest bırakılmışlardır. Ne yazık ki, “AİHM kararlarında da tutukluluğun bir tedbir olması” ve özellikle “sanıkların avukat olması” gerekçeleri ile serbest bırakılan meslektaşlarımızın tahliye kararına savcı tarafından yapılan itirazı “cumartesi günü” kabul eden aynı mahkeme, henüz bir gün önce verdiği ve gerekçelerinde hiçbir değişiklik olmayan kendi kararını kaldırmış ve tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkartmıştır.

Aralarında Selçuk Kozağaçlı’nın da bulunduğu 12 avukat hakkında aynı günün sabahında “yukarıdan” gelen bir talimatla verildiği izlenimi doğan tutuklama kararını öğrenip kendiliğinden mahkemeye giden meslektaşlarımız da dahil olmak üzere yaka paça tekrar yakalama işlemi yapılarak cezaevine atılmışlardır. Serbest bırakılma kararını veren hakimler ise “ani” kararlar ile başka mahkemelere gönderilerek kararı veren heyet dağıtılmıştır. Başından sonuna hukuk faciaları ile dolu olan bu avukat yargılamasında yalnızca mesleğimiz değil, insan hakları adına da böyle olumlu bir gelişme olmasının sevinci yine kursağımızda kalmıştır.

Gelinen noktada avukatlığa yönelmiş sistemli bir saldırının vaki olduğunu görmemek için kör olmak gereklidir. Avukatlık, mahkemeler nezdinde bu denli itibarsızlaştırılırken vatandaşın savunmanın hayati önemini ve itibarını kavramasını beklemek zordur.

Mesleğimize hak ettiği değeri vermeyerek, savunmanın kutsallığını hiçe sayarak, bunun da ötesinde duruşma salonlarında tutuklamalarla uzaklaştırarak avukatlığı itibarsızlaştırıp işlevsiz kılma amacını güden herkesin, meslektaşlarımıza yönelen şiddet içerikli eylemlerde payının bulunduğu kanaatindeyiz.
**
Bu arada yeri gelmişken bir avukat hakkında nasıl soruşturma ve kovuşturma yürütüleceğini bir defa daha hatırlatmak gerektiğini görüyoruz. Şöyle ki; Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesinde açıkça;
“Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığı’nın vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır.
58. maddeye uygun olarak alınacak soruşturma izni sonrasında yapılan soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne tevdi olunur. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilir. Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde, iddianamesini düzenleyerek dosyayı son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir” denmektedir.

Kanun hükmü bu kadar açıkken yok sayılması ve meslektaşlarımızın tutuklanması tam anlamıyla hukuk katliamıdır.
Adaleti ve hukuku kişisel değerlendirmelere indirgeyen pervasızlıklardan en çok yargı zarar görür. Bu nedenle ilgili savcılar ve yargıçlar derhal görevden alınmalıdır! Yargılamadan avukatın çıkarılması hukukun çıkarılmasıdır. Hukuk, adaletsizliğe ve haksızlığa aracı kılınamaz; mahkemeler de buna paravan olamaz.
Nitekim hukuksuzluk, Ömer Kavili’nin tahliye edilmesiyle sona ermemiştir. Kavili hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartı da, hukuksuzluğun, yasa tanımazlığın devamı niteliğindedir. Bu kararın kaldırılması istemiyle başvuru yapılmıştır.
Soruşturmanın başında verilen hukuksuz yakalama ve arama kararı ile başlayan süreç yine çok daha hukuksuz bir tutuklamaya mahal vermiş ve nihayetinde soruşturulması dahi gülünç eylemler neticesinde tutuklanan Avukat Ömer Kavili vasıtası ile avukatlık mesleğini icra eden meslektaşlarımıza mesaj verilmeye çalışılmıştır. Suç niteliğine haiz delil yoktur, verilen tüm kararlar gerekçesizdir.
Son sözümüz şudur:
Avukatsız adalet olmaz.
Biz avukatlar, tarih boyunca baskılara, keyfiliklere, hukuk tanımazlıklara, yasa bilmezliklere karşı direndik, direneceğiz; susmadık, susmayacağız.
Ülkemizde gerçek bir adalet düzeni, gerçek bir hukuk devleti kuruluncaya kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz.

Av. Gürkan ALTUN
Bursa Barosu Başkanı 

BENZER KONULAR
YORUM YAZ