DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ranta karşı mücadele ediyor

İzmir’de, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Güzel Sanat Sanatlar Fakültesi öğrencileri, Narlıdere ilçesindeki kampüslerinin depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltılıp, geçici süreyle Tınaztepe Yerleşkesi’ne taşınmasına yönelik şaibeli karara karşı mücadele etmeye devam ediyor…

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Güzel Sanat Sanatlar Fakültesi (GSF) öğrencileri fakültelerini, derslikleri ve alt yapısı yetersiz bir binaya taşımak isteyen Rektörlük’ün “tercih değil zorunluluk” açıklamasına yanıt verdi. Öğrenciler, taşınmaya gerekçe sunulan deprem tespit tutanağının kamuoyuna açıklanmasını talep ederek taşımanın iptalini istedi.

DEÜ Rektörlüğü, Narlıdere’deki fakültenin Tınaztepe Kampüsü’nde altyapısı yeterli olmadığı belirtilen Rektörlük binasına taşınmasına yönelik tepkiler sonrası yazılı bir açıklamada bulundu.

İdare toplantısı sonrası yapılan açıklamada GSF ve Konservatuar dersliklerinin “ivedi taşınmasına ilişkin yapılan değerlendirmede konunun bir tercihten öte kanuni bir zorunluluk halini aldığı; tehlikenin kapıda olduğu açık ve net şekilde ifade edildiği” belirtildi.

Açıklamada, “Bunun yanında Tınaztepe’de yeni yapılmış olan binamızın da her türlü ihtiyaca cevap verecek şekilde birimlerimizin isteğine uygun olarak dizayn edileceği de vurgulanmıştır. Özveride bulunmasını istediğimiz mensuplarımıza, yeni binalar yapılıncaya kadar eğitim ve öğretim faaliyetlerinin devamını sağlamak için geçici bir çözüm bulunduğunun altı çizilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Siyasetçiler, akademisyenler ve sanatçılardan gelen tepkileri “sorumsuzluk” olarak adlandırılan açıklamaya şöyle devam edildi:

Hal böyleyken; siyasi bir partinin milletvekili olan bir kişinin büyük bir sorumsuzluk örneği göstererek kurumumuzu temsil eden Rektörlük Makamını ve üniversite yönetimini, ‘rantçılara peşkeş çekecek insanlar’ olarak suçlaması, akla ve mantığa uygun değildir. Üstelik, birçok mensubumuzun üniversite yönetimimizi haklı bulduğunu beyan etmesine karşın; kim olduğu belli olmayan kaynaklara atıf yapılarak bu karalamada bulunulması, düşüncesiz bir tavrın göstergesidir.

Bunun yanı sıra; köklü kurumumuzun yönetiminde söz sahibi olan 85 bin mensubumuzun hür iradesini yok saymak; bir takım spekületif söylemlerle akılları karıştırmaya çalışmak hiç kimsenin haddine de değildir. Üniversitemiz, katılımcılığı ilke edinmiş bir yükseköğretim kurumudur. Dolayısıyla bizler, üstlendiğimiz sorumluluğun bilinci ile Dokuz Eylüllülerin fikir ve önerilerini her zaman dikkatle dinler; kurum dışından gelecek yapıcı tavsiyelere de önem veririz. Ancak bu yaklaşımımızı görmezden gelerek, ailemizi yıpratmaya yönelik girişimlere asla izin vermez; yapılan saygısızlıklara da müsamaha göstermeyiz. Milletvekilini kurumumuzun ciddiyetine uygun şekilde özenli dil kullanmaya davet ediyoruz.

Devlet kurumlarının yönetimi, ciddiyet ve sorumluluk gerektirir. Her iki birimin Tınaztepe’ye taşınması, keyfi bir karar değil; kanunların zorunlu kıldığı, aklın ve mantığın gerektirdiği bir hakikattir. Bunu görmezden gelerek, Alsancak’taki Rektörlük Binasına bu birimleri taşıyarak çözüm üretmek de mümkün değildir. Fakülte ve konservatuvarın ihtiyaç duyduğu fiziki düzenlemeyi yapmak veya burayı yeniden inşa etmek, kültür mirası olarak tescillenen bir yapıda mümkün değildir. Üniversitemizin eğitim ve sanat faaliyetlerinin aksamaması adına yapmak istediği bellidir. Ülkemizin en saygın sanatçılarını yetiştiren üniversitemizin, bir takım konformist yaklaşımlara ve siyasi söylemlere itibar etmesi de mümkün değildir. Tehlike açık ve nettir. Üniversite yönetimimiz, mensuplarımızın hevesini kırmak değil onların moralini yükseltmek için çalışmaktadır. İlerleyen günlerde konuyla ilgili aydınlatıcı açıklamalar yapılmaya devam edilecektir”

Öğrenciler: Aklımızla alay edilmesin

DEÜ GSF Öğrencileri imzasıyla sosyal medya hesaplarından yayınlanan açıklamada ise taşınılması öngörülen binanın altyapısının yetersiz olduğunun Fakülte Dekanı Prof. Dr. Hacı Yakup Öztuna tarafından toplantıda dillendirildiği belirtildi.

Açıklamada, “Rektörlüğün, siyasi bir partinin milletvekilinin yaptığı açıklama üzerinden sadece eğitim haklarını talep eden biz öğrencileri belirli bir siyasi çizgiye iterek, bunun üzerinden kamuoyunu yanıltabileceklerini düşünmeleri oldukça komiktir” ifadeleri kullanıldı.

Güzel Sanatlar Fakültesi ile Konservatuarımızın bulunduğu yapıların depreme dayanıksız olduğu konusunda bahsi edilen raporlar kesinlikle fakülte mensupları ve kamuoyu ile paylaşılmamıştır. Dekan ve dekan sekreterinin fakültemizde gerçekleştirilen toplantıda Tınaztepe’de yer alan ve taşınması planlanan binanın gerekli şartları sağlamadığına dair yapmış olduğu itirafın görüntü kaydı mevcuttur. Öncelikle, öğrencilerin aklıyla alay ettiğiniz bu tavrın devamı halinde kamuoyu ile paylaşmaktan çekinmeyeceğimizi hatırlatırız.

Tüm bunlara ek olarak, resmi yayın organınız üzerinden paylaştığınız ve düne kadar erişilebilen, fakültenin taşınmayacağına dair yaptığınız açıklamanın, bugün itibariyle neden yayından kaldırıldığını da fakülte öğrencileri olarak merak etmekteyiz. Elinizde bulunduğunu söylediğiniz raporların, bu açıklamayı yaptığınız tarihler içinde bir geçerliliği bulunuyor muydu? Şayet böyle bir durum söz konusu değilse, yaptığınız yazılı açıklamanın neden kaldırıldığına dair yeni bir açıklama yapmanız, fakülte öğrencileri ve akademisyenleri açısından zorunluluk taşımaktadır.

Rektörlüğün, siyasi bir partinin milletvekilinin yaptığı açıklama üzerinden sadece eğitim haklarını talep eden biz öğrencileri belirli bir siyasi çizgiye iterek, bunun üzerinden kamuoyunu yanıltabileceklerini düşünmeleri oldukça komiktir. Bizim taleplerimiz bellidir; taşınmamız gerektiğini kanıtlayan belgeler ve raporların kamuoyu ile paylaşılması veya Güzel Sanatlar Fakültesi eğitiminin sürdürülebilirliğine imkan sağlayacak şartlar ve ortamdır.

Bugün yaptığınız açıklama içerisinde rektörlük binası olarak tasarlanan, içerisinde sahnesi, stüdyosu, atölyeleri bulunmayan bir yapıyı her türlü ihtiyaca cevap verecek şekilde dizayn edileceğini söylemeniz, tüm bu bilgiler ışığında düşünüldüğünde gerçeği yansıtmamaktadır. Güzel sanatlar fakültesi öğrencileri olarak bir kez daha anayasada bulunan eğitim/öğretim hakkı maddesini ihlal ettiğinizi hatırlatarak bu yanlıştan bir an önce dönmeniz konusunda sizi uyarıyoruz.

Akademisyenler: Bilmediğimiz bir sebeple bizi çıkarmak istiyorlar

İki açıklama sonrası DEÜ Akademisyenlerinden de isimsiz bir görüş aktarımı yapıldı.

Aktarımda, “dayatmacı, öğrencisini hocasını idarecisini personelini zerre önemsemeyen hatta yoksayan ben yaptım olducu bir anlayış bunun yerine ikame edilmeye çalışılmaktadır” ifadeleri kullanıldı. Taşınma kararı dahil kampus içinde yürütülen işleyişlerin daha demokratik yapılması gerektiği vurgulanan metinde “Rektörlük üniversitenin geleceği ile ilgili bir planlama yapacak ise biz buradayız, bunları konuşmak, tartışmak ve hep birlikte planlamayı yapmak mümkündür” ifadeleri kullanıldı.

Şehir merkezinde yer alan binaların Fakülte eğitimine uygun hale getirilerek çözülebileceği ifade edilen metinde taşınmadan idari kadronun da memnuniyetsiz olduğu vurgulandı.

Rektör bilemediğimiz bir sebeple GSF ve Konservatuvar’ın olduğu alandan bizi çıkartmak istiyor ve bu konuda çok kararlı” denilen metnin tamamı şöyle:

Güzel Sanatlar Fakültesi’nin taşınması meselesinde çok temel iki sorundan söz etmek mümkün. Birincisi ve hemen herkesin aslında üzerinde hemfikir olduğu sorun bu sürecin rektörlük tarafından yürütülme ve yönetilme biçimidir. Çünkü GSF’nin taşınması meselesi Prof. Dr. Mehmet Füzün’ün rektörlüğü döneminde de gündeme gelmişti. Hatta sonraki rektörler de bu konuda GSF hocalarına görüş sormuşlardı ancak her üç rektör de görüş danıştığı hocalardan gelen cevaplar doğrultusunda bu süreci sonlandırdılar. DEÜ’nün kurulduğu günden bugüne iyi kötü demokratik teamüllere göre yönetildiğini söylemek mümkün ve bugüne kadar görev yapan yöneticiler de akademisyenlerin seçimi ile gelmişler ve bu teamüllere uygun davranmışlardı. Ancak ilk defa seçim olmadan atama ile gelmiş bir rektör ve üst yönetim ile karşı karşıyayız. Bütün rektörlükler üniversitelerin geleceği hakkında planlama yapma ve strateji geliştirme hakkına sahiptir tabi ki ancak bunu dünyanın her yerinde üniversite bileşenleri ile karşılıklı fikir alışverişi ile yürütürler. DEÜ özelinde konuşmak gerekirse bu anlayış rafa kalkmış ve dayatmacı, öğrencisini hocasını idarecisini personelini zerre önemsemeyen hatta yoksayan ben yaptım olducu bir anlayış bunun yerine ikame edilmeye çalışılmaktadır. Bu sürecin ve böylesi bir sorunun ortaya çıkmasındaki en önemli etken ülkedeki durum ile paralel ilerleyen bu paradigma değişikliğidir. Öncelikle bunu söylemek gerekir. Sonrasında ortaya çıkan her sorun talidir ve kökeninde bu zihniyet değişikliği yatmaktadır. Evet ikinci sorun, taşınması düşünülen binanın, rektörlük için inşa edilmiş, idari bir bina olarak tasarlanmış bir bina olması nedeniyle, çok özel mimari ihtiyaçları olan sanat eğitimine uygun olmayışıdır. Güzel Sanatlar Fakültesi 44 yıllık tarihi boyunca barakalarda, başka üniversite ve fakültelere ait bina eklentilerinde dersler ve atölye çalışmaları yapmak zorunda kalmış bir eğitim kurumudur ve buna rağmen ülkemizin sanat dünyasına önemli isimler kazandırmasını bilmiştir. Ancak türlü imkansızlıkların içerisinde bunu başarmış olmak demek, yaklaşık 25 yıllık bir süreçte hoca ve öğrencilerinin çeşitli fedakarlıklarla adım adım inşa ettikleri ve sanat eğitimine uygun hale getirdikleri bir binayı kolaylıkla terk edecekleri ve şu an imkan varken eğitime sekte vuracak bir sürecin parçası olmayı kabul edecekleri anlamına gelmemektedir.

24 Haziran günü gerçekleşen bilgilendirme ve değerlendirme toplantısı özünde sadece bir bilgilendirme toplantısı oldu. Başta da belirttiğim gibi, demokratik değerlere ve teamüllere değer veren bir yönetim olsaydı zaten bu toplantı belki 1 yıl önce yapılır ve fakülte bileşenlerinin talepleri dikkate alınırdı. Oysa toplantıdan edindiğimiz izlenim şu oldu: “Bütün bir süreç tamamlanmış ve bunun yasal ve meşru gerekçesi olarak bir deprem raporu yazılmış ve rektörün aldığı karar bize dikte ediliyor” Doğal olarak bu bir değerlendirme toplantısı olmadı maalesef. Sürecin ilerleme biçimi hemen herkeste şu kanıyı oluşturmuştu zaten. Rektör bilemediğimiz bir sebeple GSF ve Konservatuvar’ın olduğu alandan bizi çıkartmak istiyor ve bu konuda çok kararlı. Ocak ve Şubat aylarında öğrencilerimizin sosyal medya üzerinden yürüttükleri kampanya bu sürece yasal bir kılıf hazırlamaya zorladı rektörlüğü… Bunun sonucunda binanın depreme dayanıklı olup olmadığı üzerine çalışmalar yapmak o zaman rektörlüğün aklına geldi. Toplantıda Mart 2018’den beri bu çalışmaların üniversite genelinde yapılmaya başlandığı söylendi. Ancak edindiğimiz bilgilere göre kolonlardan örnek alınarak yapılan bu testlerin bizden daha eski binalar olan Alsancak’taki rektörlük binası başta olmak üzere ne Tıp Fakültesinde ne İktisat Fakültesinde ne Eğitim Fakültesinde yapılmadığı yönünde. Bu durumda ister istemez herkesin zihninde soru işaretleri oluşmakta ve üniversite yönetimi ve özellikle rektöre güven konusunda sıkıntılar yaşanmakta. Hatta binamızın oturulamaz olduğuna dair raporun varlığından bile şüphe eder bir duruma geldik. Çünkü hala daha bizim gördüğümüz, bilgimize sunulan ıslak imzalı bir rapor ortada yok. Doğal olarak bu durum başta öğrenciler olmak üzere herkesi kaygılandırıyor ve spekülasyonlara yol açıyor. Can güvenliği meselesi kesinlikle tartışılamaz önemde bir konu ancak doğal olarak, yaklaşık 75bin kişiye ev sahipliği yapan üniversitenin hiçbir binasında bu çalışmanın 2018 Martından beri yapılmadığı ortadayken, önce bize bu testler dahi yapılmadan sizin binanız sağlam değil şeklinde bir dayatmada bulunulması sonra apar topar testin yapılması ve bu raporun hala daha bize gösterilmiyor oluşu kaygılarımızda haklı olduğumuzu gösteriyor. Toplantıda hem akademisyenler hem de öğrenciler bu kaygılarından söz ettiler. Üniversite Genel Sekreteri Dr. Saip Tiryakioğlu demokratik olgunlukla ve saygılı tavrı ile elinden geldiğince bu soruları bazen protesto alkışları altında yanıtlamaya çalıştı. Ancak anladığım kadarı ile aslında kendisi de bu sürecin bu şekilde yürütülüyor olmasından çok hoşnut değil. Aynı cümleleri Fakülte Dekanı içinde söylemek mümkün. Dekan ve yardımcıları da aynı gün öğleden sonra yine hem akademisyenlerin hem de öğrencilerin yer yer şiddetli protestolarına maruz kalsalar da GSF geleneğine uygun bir tutum göstererek demokratik bir şekilde bir toplantı daha düzenlediler ve ellerinden geldiğince bu soruları yanıtlamaya çalıştılar. Toparlamak gerekirse, kişisel görüşüm, üniversitemiz de Yeni Türkiye denilen ancak yeniye değil eskiye dair otokratik arzular duyan bir anlayış tarafından tek adam zihniyetiyle yönetilmeye çalışılmaktadır. GSF’nin neden taşınmak istendiğine dair tek gerçek cevabı ancak rektörümüz sayın Prof. Dr Nükhet Hotar verebilir ve bu cevabı vermelidir.

Akademisyenler olarak taleplerimizin başında, üniversitemizin tekrar demokratik teamüller çerçevesinde yönetilmesi gelmektedir. Bu talebin öncelikli olarak karşılanması diğer bütün sorunları tali hale getirir. Rektörlük üniversitenin geleceği ile ilgili bir planlama yapacak ise biz buradayız, bunları konuşmak, tartışmak ve hep birlikte planlamayı yapmak mümkündür. Bu bağlamda, can güvenliği kaygıları da göz önüne alınarak acil bir tahliye işlemi gerekiyor ise, İzmir merkezinde hayırseverlerin eğitim amaçlı bağışladığı kamuya ait binalar ya da yine kamuya ait eski fabrika binalarının sanat eğitiminin asgari şartlarını karşılayabilecek şekilde hızlıca dönüştürülmesi mümkün görünmektedir. Bu konuda rektörlükle ortaklaşa çalışarak, hızlıca herkesi memnun edecek çözümlerin üretilebileceğini düşünüyoruz.

”DEÜ GSF Öğrencileri” ismiyle yayınlanan basın bildirisi şu şekilde:

BU ACİL BİR DESTEK ÇAĞRISIDIR!

Yarım yüzyıla yakın süredir Türkiye’nin ve İzmir’in kültür-sanat yaşamına büyük katkıları olan okulumuz Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, yıllar önce Alsancak’tan Narlıdere’ye taşınmıştı. Şimdi de Narlıdere’de kök salmış geleneğinden koparılarak sanat eğitiminin imkânsız olduğu, rektörlük için tasarlanmış bir binaya taşınmak isteniyor. Bu düşünce, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin ölüm fermanından başka bir şey olamaz. Türkiye’nin en büyük Güzel Sanatlar Fakültesi olma özelliğini taşıyan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, içinde barındırdığı 11 bölüm ve 1 enstitü ile birlikte ülkemize sanatçı yetiştiren köklü bir kuruluştur.

11 bölümün bünyesindeki anasanat ve anabilim dalları müfredatı %20-%30 kuram, %70-%80 uygulamalı eğitime dayalı ilerlemektedir. Bu yüzden her bölümün kendi ders programına uygun atölyeleri, stüdyoları, laboratuvarları ve bunlara uygun araç gereçleri vardır. Örneğin; sahnesiz tiyatro eğitimi yapılamaz, çünkü sahne bu eğitimin yüreğidir. Stüdyosu olmadan sinema eğitimi olamaz, fırınları olmadan seramik eğitimi yapmanın olanağı yoktur. Resim, grafik, heykel bölümleri için geniş alanlar, geleneksel el sanatları için dokuma tezgâhları gereklidir. Müzik Bilimleri bölümü için müzik aletlerine ve kayıt stüdyolarına gereksinim vardır. Rektörlük için projesi çizilmiş ve yapılmış olan, taşınmamızı istedikleri yapı bunların hiçbirine uygun değildir ve eğitimin sürdürülebilir olması için gerekli imkânları sağlamamaktadır. Tüm bunların yanı sıra, bizlere olduğu söylenen fakat hiçbir şekilde kamuoyuna sunulmayan, mevcut binamıza ilişkin deprem raporunun bizlerle ve kamuoyu ile açıkça paylaşılmaması kuşkularımızı artırmaktadır.

Elbette can güvenliğimiz her şeyden daha önemli fakat alternatif olarak bize sunulan yer taleplerimizi hiçbir şekilde karşılamamaktadır. Sanat eğitiminin sürdürülmesi aynı zamanda kent hayatına katkı sunmaktır. Bu nedenle bu duruşumuz aynı zamanda bir kent hakkı savunmasıdır. Bizler, DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri olarak eğitim hayatımızı sekteye uğratacak ve imkânların mevcut olmadığı rektörlük için tasarlanan binaya taşınmayı açıkça reddediyoruz. Öğrencisini ve akademisyenlerini muhatap almayan bir yönetim anlayışını kınıyoruz. Alternatif arayışlar için talep edilen önerilerin ve sanat eğitimi için gerekli şartların sağlanması konusundaki ısrarımızı da sürdürüyoruz ve bu işin peşini bırakmayacağımızı üstüne basa basa tekrarlıyoruz. Eğitim, öğrenim hakkının kısıtlanmaması ve sanatın, sanatçının korunmasının anayasal hak olduğunu belirtir, bu hakların ihlal edilmesinin suç olduğunu da tüm DEÜ GSF öğrencileri adına hatırlatırız. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

DEÜ GSF Öğrencileri

#deugsf #meselebinadegilegitim

(siyasihaber4.org)

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.