DİSK’i ‘ayağa kalktığı yere’ değil; ‘ayağa kalktığı günlere’ götürmeden olmaz…

DİSK’in 52’nci kuruluş yılını bu yıl, “ayağa kalktığımız yer” dedikleri Saraçhane Meydanında kutladı Yeni DİSK’çiler… Aman ne kutlama…

14 Şubat 2019 79 0

Esasen Saraçhane’de “ayağa kalktıkları”nın değil, yerlerde süründüklerinin resmini verdiler.

Bundan 52 yıl önceki DİSK ile bugünkü DİSK arasındaki fark iki resim incelendiğinde tüm çıplaklığıyla görülmektedir.

Elli iki yıl sonra DİSK’i ne hallere düşürüldüklerinin resmi bu ikincisi…

İlkinde onbinlerce işçinin katıldığı görkemli bir miting, ikincisinde onlarca kişi ile yapılan bir basın açıklaması…

Bir de buna; “ayağa kalkmak” demezler mi?

İşte bu; “bozguna zafer havası çalmak”tan başka bir şey değildir. Ancak çalanı kandırır…

Yahu, üye sendikaların sadece seçilmiş yöneticilerini, işyeri temsilcilerinizi getirseniz, bu sayının en az on mislini bulurdunuz.

Ama Yeni DİSK’çilerde böyle bir mecal yok ki…

Oysa Nakliyat-İş; DİSK’in 52’nci kuruluşunu altı ayrı kentte direniş yerlerinde yaptığı yürüyüş ve eylemlerle kutladı. Yani DİSK’in kuruluşunun nerelerde kutlanması gerektiğini sizlere gösterdi.

DİSK; ne elli iki yıl önce böyleydi, ne de on yıl önce…

Bakın elli iki yıl önce DİSK; (Kıvılcımlı’nın dediği gibi) “sarı sendikacılıktan çok daha aşağılara düşmüş, ajan Türk-İş Sendikacılığına inen bir tokat oldu.”

Kurulduğu günden itibaren tüm işçi sınıfına umut kaynağı oldu.

İşçilerin, emekçilerin hak mücadelesinin merkezi haline geldi.

İşyeri örgütlenmeleri, toplu sözleşmeler, grev ve direnişlerin yanında DGM Direnişlerini, 16 Mart Faşizme İhtar Eylemlerini, Demokrasi Mitinglerini, 1 Mayısları örgütleyen hep DİSK’ti.

Şanlı 15-16 Haziran Direnişi ile de “DİSK’in çanına ot tıkamak” isteyenlere işçi sınıfının devrimci gücü gösterildi.

DİSK; bundan on-oniki yıl önce böyle değildi.

Başta 1 Mayıslar olmak üzere, işçi sınıfı ve emekçi halkın tüm sorunlarına duyarlı, mücadeleci bir yönetim vardı. Özellikle 2007 ve 2008 1 Mayıslarında zamanın DİSK yöneticilerinin militan mücadelesi hâlâ belleklerdedir.

Polisin 2008’de DİSK binasına attığı gaz bombaları bile o zamanki DİSK’lileri durduramamıştı. İstanbul Valiliğinin günler öncesi başlattığı polis terörüne karşı kitlesel mücadele hattı örülerek, 1 Mayıs’ın Vatanı Taksim’in 2009’da kazanılması da o dönemki DİSK yöneticilerinin ve özellikle Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun mücadeledeki önderlikleri sayesinde olmuştur. Sonrasındaki üç yıl Taksim yüzbinlerce işçi ve emekçinin mücadele merkezi olarak kazanıldı.

Şimdikiler ne yaptı?

Kongrelerde yaptıkları türlü delege oyunlarıyla “paralı” sendikaların şemsiyesi altında yönetim koltuklarını kaptılar. Patron örgütleri, hükümet temsilcileri ve diğer sarı sendikacılardan oluşan Ekonomik Sosyal Konsey, Üçlü Danışma Kurulu vb. yerlerde “sosyal diyalog” arayışlarıyla sınıf uzlaşmacılığı yaparak işçi sınıfı davasına ihanetler başladı.

Artık işçi sınıfının özgücüne güvenen tabandan örgütlenmeler yerine, başta belediyeler olmak üzere birçok işyerinde işverenlerin icazetiyle yapılan örgütlenmeler tercih edilir oldu.

Meclisin ceylan derili koltuklarına kavuşabilmek için DİSK yöneticiliğini milletvekilliğine sıçrama tahtası yaptılar.

En önemlisi 1 Mayısların tarihsel simgesi Taksim’den vazgeçtiler, 1 Mayıs 1977 şehitlerine ihanet ettiler. 1 Mayısları Bakırköy çukuruna hapsettiler.

İşçi sınıfının grevleri, direnişleri arasında ayrımcılık yapmaya başladılar.

Yaptıkları konuşmalarda bile sınıf uzlaşmacılıklarını gizleme gereğini duymadılar.

Bu yöneticiler DİSK’i gerçek bir sınıf örgütü olma özelliğinden uzaklaştırıp, Amerikancı Kürt hareketinin yedeğine taktılar.

Hal böyle olunca, devrimciliğin, sosyalistliğin asgari şartı olan ve DİSK’in kuruluş ilkelerinin başında gelen Antiemperyalizm’den uzaklaştılar.

Örneğin, bugünkü DİSK yöneticilerinin, DİSK’in Kuruluş Bildirgesindeki; “Emperyalizmin, devletimizin ve milletimizin hayatına yeniden kastetme çabalarının arttığını ve bir avuç aracının, kapkaççının ve sömürücünün bu çabalara katıldığını gören bizler,  Büyük Atatürk’ün daha 1921 de ilan ettiği gibi “bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı” savaşmaya ant  içmiş sendikacılarız.” şiarını kabul ettiklerini sanmıyoruz.

Bugünkü DİSK yönetimi, Amerikancı Kürt hareketinin etkisine girdikçe; işçi sınıfının ideolojisinden, devrim ve sosyalizm mücadelesinden de uzaklaşmıştır. Taleplerini; düzeniçi sınırlara çekmiş, “toplumsal sözleşme”, “sosyal diyalog” düzeyine gerilemiş durumdalar.

Bu gericiliklerinde de ısrar etmekteler.

Son olarak, DİSK başkanı 52’nci kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmasında bakın ne diyor?

“Yaşanabilir bir ülke için emeği, demokrasiyi, barışı, laikliği temel alan; akla, bilime ve sosyal hukuk devleti anlayışına dayalı yeni bir toplumsal sözleşme şarttır. Bu toplumsal sözleşme esas olarak nüfusun çoğunluğunu oluşturan ve ülkenin tüm değerlerini üreten işçi sınıfının taleplerini esas almalı, toplumun sermaye ve servet sahibi yüzde 1’inin değil, yüzde 99’unun korunmasını hedeflemelidir.”

Bu paragraftaki onlarca teorik hata bir yana, (emekten yana olmanın işverenden yana olmak olduğu, “sermaye ve servet sahiplerinin nüfusun % 1’ini bulduğuna dair teorik yanlışlarını daha önce eleştirmiştik) “dervişin fikri ne ise zikri de odur” misali, bunlarda hiçbir devrimci inancın kalmadığının açık göstergesidir.

Yukarıdaki satırlar, sıradan bir burjuva hukukçusunun kaleminden çıkmış gibidir.

Sosyal hukuk devleti; 20’nci yüzyılda Sosyalist Kamp’ın insanlığa kazandırdığı değerler karşısında, halkların Sosyalizme yönelimlerini engellemek için Emperyalist Batı’nın sömürgelerden elde ettiği çapulun bir kısmını kendi halkına dağıttığı bir uygulamadır.

Diğer yandan, burjuva demokrasilerinde Anayasalar birer “toplumsal sözleşme” olarak kabul edilirler. Yani, bir sınıf örgütü olan/olması gereken DİSK’in en tepesindeki hanımefendi, toplumsal devrimden vaz geçip “toplumsal sözleşmeye” evrilerek işçi sınıfı davasını düzen içi reformlara hapsetmektedir.

Aslında DİSK’in bugünkü başkanının fabrika cehenneminde yanmış ya da işyeri disiplini içinde yoğrulmuş bir işçiliğinin olduğunu da sanmıyoruz. Doktorluktan sendikacılığa geçmiş bir aydındır.

Böylelerini Hikmet Kıvılcımlı bakın nasıl değerlendiriyor:

“Ve aydınlar işçi hareketine girerken burjuva aydınlıklarından pek çok şeyleri oraya götürmüşler ve götüreceklerdir. Buna işçi sınıfı içinde burjuva nüfuzu denir. Bu nüfuzun sosyalizm düşünce ve davranışlarına etkisi “BURJUVA SOSYALİZMİ” adını alır.” (Türkiye’de Sınıflar ve Politika)

DİSK’te herkes mi böyle?

Elbette değil.

DİSK’in kuruluş ilkelerine, tarihine, mücadele geleneğine sahip çıkan ve her geçen gün ileriye taşıyan Birleşik Metal-İş, Nakliyat-İş gibi sendikalar da var tabii, DİSK’te…

Nakliyat-İş şu anda; Real Market, Makro Market, TÜVTÜRK işçileri olmak üzere toplamda binlerce işçisinin yerli-yabancı parababalarına ve sarı sendikacılığa karşı yürüttüğü mücadelenin önderliğini yapmaktadır.

Bugünkü DİSK yönetimi bu direnişleri yok saymaya devam etse de, bu direnişlerde her geçen gün yeni kazanımlar elde edilmektedir.

DİSK’in ayrımcılık yaptığı ve bir yazılı basın açıklaması yaparak destek vermeyi bile çok gördüğü bu direniş alanlarında DİSK’in 52’nci yılını kutladı Nakliyat-İş.

Hem de İstanbul, Ankara, Eskişehir, Konya, Muğla ve Urfa olmak üzere altı ayrı kente…

Bu eylemlere katılan Ambar İşçilerinin, direnişçilerin ve destekçilerin sayısı ise Saraçhane’dekilerin en az üç katı kadardır…

Şimdi, DİSK’in kuruluş yıldönümüne kim daha anlamlı ve mücadele geleneğine uygun kutlamış oluyor?

Yeni DİSK’çiler mi? Nakliyat-İş mi?

Lafla, “ayağa kalktığımız yerdeyiz” demek yetmez.

DİSK’in en yakıcı sorunu; “ayağa kalktığı günlere” götürülememesidir.

Bu yöneticilerin bloke ettiği DİSK’in o günlere dönmesi olası değildir, maalesef.

DİSK’te ne zamanki; her türlü delege oyunundan uzaklaşılır, mücadele eden, örgütlenen sendikaların yönetimde söz sahibi olmasına olanak tanınır, işçi sınıfının direnişleri-grevleri arasında ayrımcılığa son verilir ve işçi sınıfı ideolojisinin rehberliğinde mücadele edilir, işverenlerin icazetiyle değil de işçilerin özgücüne dayanarak örgütlenmeler kotarılır; işte o zaman DİSK “ayağa kalktığı” günlere ulaşır.

İşte o zaman; Kemal Türkler’lerin, Abdullah Baştürk’lerin, İbrahim Güzelce’lerin, İsmet Demir’lerin, Kenan Budak’ların DİSK’ine kavuşmuş oluruz.

Gerisi lafı güzaftır.

Av. Tacettin Çolak

Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ