Doğan Zafer Çıngı yazdı… “Koronavirüs Sürecinde Öğrenci Gençliğin Durumu”

Koronavirüs’ün bir hastalık olarak yaşlılara oranla gençleri daha az etkilediği belki bilimsel anlamda kanıtlanabilir ancak bu virüs sürecinde gençlerin özellikle üniversitede okuyan ve üniversite sınavlarına hazırlanan liseli veya mezuna bırakmış gençlerin bu virüs’ün hastalık etkisinden çok AKP etkisi çektikleri belli.

17 Mayıs 2020 0

Aslında başlığı Koronavirüs sürecinde AKPgiller’in gençliğe etkisi olarak yazmak daha doğru olurdu. Ama başlık olmasından da kaynaklı kısa olsun amacıyla böyle dedim. Ama asıl konumuz yukarıda belirttiğim durum. Koronavirüs’ün bir hastalık olarak yaşlılara oranla gençleri daha az etkilediği belki bilimsel anlamda kanıtlanabilir ancak bu virüs sürecinde gençlerin özellikle üniversitede okuyan ve üniversite sınavlarına hazırlanan liseli veya mezuna bırakmış gençlerin bu virüs’ün hastalık etkisinden çok AKP etkisi çektikleri belli.

Neden mi böyle diyorum aslında yaşananları ve bu yaşananlara öğrencilerin tepkisini az bir şey dahi takip ettiysek bu sonuca ulaşabiliriz. Öncelikle böyle bir eğitim sistemi içinde gelecekleri, girdikleri YKS ( TYT ve AYT) adlı iki sınava bağlı gençlerin durumundan bahsedelim. Özellikle hayatının bir döneminde bu sınava veya farklı isimlisine hazırlanmış her insan bilir ki bir genç için çok stresli, zorlu ve psikolojik açıdan en küçük farklılığın büyük etkilere sebep açtığı bir dönemdir. Ki zaten böyle bir eğitim sistemi yani aslında olmayan bir eğitim sistemi içinde edindiğiniz ve edinebildiğiniz tüm bilgiler sadece iki adet çoktan seçmeli sınava indirgenerek yapılıyor. Olur da eliniz kayar ve aslında doğru bildiğiniz bir soruyu cevap kağıdına yanlış işaretlerseniz belki de yıllarca hazırlandığınız bu sınavı başarısızlıkla! sonuçlandıracaksınız. Sınav sisteminin öğrencilere adaleti bu kadar! Gerçi o soruyu doğru işaretleyip iyi bir üniversite kazansanız dahi o üniversiteyi bitirince diplomalı işsiz olma ihtimaliniz de baya bir yüksek..  Ancak tüm bunlara rağmen şu bir gerçek ki bu sınava hazırlanan öğrencilerin  hayatının en hassas dönemlerinden biri bu süreç.

Peki, böyle bir hassas dönemde koronavirüs’ün etkisiyle öğrenciler neler yaşadı? Elbet her öğrencinin değişen yaşam şartlarından dolayı az veya çok belli bir etkilenmesi olmuştur. Ancak sınava hazırlanan öğrencileri asıl etkileyen şey koronavirüs değil bu süreci yönetmekten aciz AKPgillerin ve tabii ki sopası YÖK’ün üniversiteye giriş sınavlarını da top gibi bir ileri bir geri alarak milyonlarca öğrenciyi kat ve kat stres altına sokması olmuştur. Eğer ki her şey normal olarak devam etseydi öğrencilerin sınava gireceği tarih 20-21 Haziran olacaktı ancak koronavirüs etkisiyle beraber YÖK’ün açıkladığı yeni bir tarih oldu, sınavlar 25-26 Temmuz’a ertelendi. Ve birçok öğrenci kendini ve çalışma şeklini yeni belirlenen tarihe göre ayarlamaya başladı. Üniversite sınavına hazırlanan herkesin bildiği bir şey vardır ki konuları yetiştirme problemi.. Birçok öğrenci bu sorunu aşmak için zaten yılın başında belli olan sınav tarihine göre konularını böler, çalışma tarihlerini belirler ve o şekilde yetiştirir. Doğal olarak sınavın bir ay ileri alınması durumunda birçok öğrenci yeni sınav programına göre derslerini ve çalışma şekillerini belirledi. Belki sınavın bir ay ertelenmesi ile beraber kendini daha eksik gördüğü bir konuda çalışmaya verip eksiğini kapatmaya çalıştı ve yeni bir konuyu yeni tarihe göre daha ileri aldı. Veya başka şeyler yaptı ama sonuç olarak her öğrenci çalışma programını yeni tarihe göre belirledi. Ve işte öğrenciler tam bu süreç’e adapte olmuşken AKPgiller yine ‘işe el attı’ ve sınav tarihini bu sefer de geri çekerek 27-28 Haziran tarihini belirlediler. Bunu yaparken o sınava hazırlanan öğrencilerin psikolojisini, ders çalışma durumlarını, konularını sınava kadar bitirip bitirmeyeceklerini düşündüler mi? Tabii ki düşünmediler. Onların tek düşündüğü ‘üretim durmayacak’ olduğu için yeter ki ülkemiz normal görünsün diye sınav tarihini geriye çektiler, yani bakın ülkemiz normalleşiyor, öğrenciler daha erken tarihte de sınava girebilir, işçilerimiz zaten çalışıyorlardı ama şimdi daha rahat çalışsınlar artık eskiye dönüyoruz yalanlarını atmak oldu. Zaten işçilere, emekçilere sürecin başından itibaren bir hak tanımadıkları, ölürseniz ölün, üretimi devam ettirin dedikleri için onların hayatında bir şey değişmedi. En başından beri sürüldükleri ölüm tarlasının içine bu sefer de normalleşiyoruz yalanlarıyla beraber sürülmeye devam ettiler. Ancak milyonlarca gencin psikolojisi, hayali hiçe sayıldı. Kendi belirledikleri tarihlerle top gibi oynayarak zaten yeterince eşitsiz ve zorlu süreci kat ve kat daha artırdılar. Milyonlarca gencin hayalini ve geleceğini kendi çıkarları uğruna hiçe saydılar.

Peki, bunu yaşayanlar sadece üniversite sınavına hazırlanan gençler mi?  Hayır, ne yazık ki uğruna yıllarını verip girmeyi hayal ettikleri üniversitelerde ise öğrencilerin durumu en az üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler kadar belirsiz ve kötü. Üniversite öğrencisi gençlerin bu süreçte en büyük sorunları belirsiz sınav şekilleri ve puanlamasından doğacak eşitsizlikler. Birçok üniversite öğrencilerine iki ihtimalden biri sunuldu daha doğrusu sunulmadı, dayatıldı. Bu ihtimaller şunlardı; ya online sınav ya da ödev. Üniversiteler belirledikleri bu şekillerden birini öğrencilerin tercihleri dikkate alınmaksızın dayatıldı. Şimdi bu iki sistemin içeriğine değinirsek;

Bir kısım üniversite online sınav şeklini belirledi. Yani internet üzerinden çoktan seçmeli veya klasik sınav biçimi. Bu sistemdeki asıl sorun üniversite yönetimlerinin bu sistemi belirlerken hangi öğrencinin evinde bilgisayar var, hangisinde internet yok diye bir kıstas belirlemeden bunu dayatmaları oldu. Özellikle devlet üniversitesinde okuyan birçok öğrenci emekçi ailelerin çocuklarından oluşuyor. Bugün ülkemizdeki emekçi kesimin büyük kısmının aldığı asgari ücret ise bırakalım bir evde bilgisayar veya internet bulunmasını o ailenin yaşaması için gerekli temel gıda ve ihtiyaçları karşılayıp faturalarını ödemesine dahi yetmiyor. Bu şartlarda öngörülebilir ki birçok evde bilgisayar veya internet bulunması ihtimalini düşürüyor. Ki bir başka sorun da bulunması durumunda yaşanıyor. Birçok üniversite devlet veya özel fark etmeksizin böyle bir süreci online sınav şeklinde yapacak altyapıya dahi sahip değil, sahip olsa bile birçok öğrencinin sınav esnasında sınavdan atılması veya sınava hiç girememesi gibi sorunlar yaygın olarak yaşanmakta. Bu sorunları yaşayan öğrenciler okul yönetimlerine başvurdukları zaman ise kendilerine verilen ‘yapacak bir şey yok, bizden kaynaklı değil’ gibi cevaplarla karşılıyor. Ancak gerçek şu ki, bir öğrencinin sınava girememesi de girdiği sınavdan atılmasının da asıl sebebi o üniversitenin kullandığı sınav altyapısının yeterli düzeyde olmamasıdır. Ama birçok üniversite bunu kabul etmeyip zaten böyle bir süreç içerisinde bir şeyler yapmaya çalışan öğrencileri sorumlu tutuyor. Ve ne yazık ki birçok üniversitenin öğrencileri tüm bu sorunları yaşıyor.

İkinci sorun ise online sınav sistemini tercih etmeyen üniversitelerin ödev sistemini kabul edip öğrencilere ödevler vermesi. Buradaki asıl sorun ise öğrencilere gerçek anlamıyla bir araştırma yaptırıp bir şeyler öğrenmelerini sağlamak değil öğrencilerin sınırlarını aşan sayfalarca ödevler verilmesidir. Birçok öğrenciye sanki bir tez hazırlama sürecindeymiş gibi ödevler verilmekte ve gerçek anlamıyla öğrenciler kafalarını verilen ödevlerden kaldıramamaktadır. Bu sistemin ikinci sorunu ise ‘puanlama’ olmaktadır. Tamamen üniversite hocalarının inisiyatifinde olan bu puanlama sisteminin neye göre ve hangi koşullarda yapılacağına dair bilgi de verilmemektedir. Hiçbir açıklama yapılan yapılmadan verilen bu ödevlerde belki sayfalarca yazılan-ki bazı hocalar el yazısı ile istiyor- ödevlerden çok düşük notlar almak veya hakkını alamamak da böyle bir sistemde normalleşiyor.

Sonuç olarak, tüm bu anlatılanlar günlük hayat içinden gelen ve şu an bunları yaşayan bir kişinin yazması olduğu için okuyanlar emin olabilir ki öğrencilerin yaşadıkları tüm bu süreçler ne yazık ki gerçek. Bunun en büyük sorumlusu ise böyle bir süreci yönetebilme imkânından uzak AKPgiller ve YÖK olmuştur. Bunların cefasını çeken ise zaten tüm hayatları boyunca bilimsel ve gerçek bir eğitimden uzak olan öğrenci gençlik olmuştur. Ancak tüm bu yaşananları da değiştirmek yine bunları yaşayanların elindedir. AKPgillerin ve YÖK’ün sopası altında ezilen gençler,  tüm bunlara karşı bilimsel, parasız, demokratik ve laik bir eğitim için mücadelesini ne kadar çok yükseltirse başarıya ulaşma ihtimali o kadar artacaktır. Eğitimin ortaçağcı gericileştirilmesine de, sınav sistemleri altında ezilmelerine de ancak bu taleplerle beraber karşı çıkılır ve örgütlü bir gençlik haline gelirse bilimsel, parasız, demokratik ve laik eğitim bir talep değil verilen mücadeleler sonucunda zafere ulaşılmış gerçekler olacaktır.

Doğan Zafer Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ