Dünyayı çocuklara verelim

Matematik yapamayan çocuğun adı haylazdır bizde. Tembeldir, başka şeylere kafası çalışıyordur. Gizlemeyi öğrenir çocuk… Haylazlığının ardına mutsuzluk saklar. Kronik mutsuzluğu öğrenir çocuk.

02 Eylül 2018 360 1

Tarihimizin gelmiş geçmiş şüphesiz en iyi şairlerinden olan büyük usta Nazım Hikmet ne güzel söylemiş:

Dünyayı verelim çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne…

Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar.

Oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında.

Dünyayı çocuklara verelim.

Kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi…

Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar.

Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı…

Çocuklar dünyayı alacak elimizden,

Ölümsüz ağaçlar dikecekler.

     Hiç değilse bir günlüğüne öğrensin dünya; gerçek insan nasıl olunurmuş. Bir günlük de olsa bilsinler merhameti, vicdanı, saflığı… Vazgeçmemeyi, görmezlikten gelememeyi, karıncayı ezememeyi, yaralı bir kedi için tüm şefkatiyle gözyaşı dökmeyi, elleriyle diktiği çiçeğe zarar verememeyi… Öğrenme isteğini, soru sormayı, merak etmeyi, paylaşınca mutlu olmayı, acı çekene üzülmeyi, haksızlığa boyun eğmemeyi…

Görsünler bir günlük de olsa, yumrukları kadar olan yüreklerinden fışkıran, hatta taşan derin sevgiyi, göz bebeklerindeki yol göstericiliği, gülen, ağlayan, kızan, sevinen fakat asla ikili oynamayan gerçek yüzleri…

Bilinir ki, hiç kimse anasının karnından insanlığı yitmiş, canavarlaşmış kişi olarak doğmaz. Toplumu yönlendiren üretim ilişkileri ve onun getirdiği üst yapı ilişkileri (en başta eğitim politikası olmak üzere), “eğitim” kavramının tanımında belirtildiği gibi “istendik” davranışı oluşturur.  Dolayısıyla da “istendik” kişiyi… Örnek verelim: Eğitim sistemimiz sınavlar üzerine kuruludur. Çok kısa bir süre içerisinde heyecanlanmadan, özellikle matematiksel ve sözel zekâsını kullanan çocuklar bir üst tura atlar bizde. Peki bunu nasıl yapar? En yakın arkadaşının sınavının kötü geçmesini bekleyerek… Yani bir nevi üstüne basarak yükselir; bunu öğrenir. “O yapamasın ki ben kazanayım” mantığı baskındır. Birlikte güldüğü, birlikte oynadığı, belki sırlarını paylaştığı arkadaşı artık onun için rakiptir. Böylece başkasının acısını göz ardı etmeyi, bir süre sonra ise umursamamayı öğrenir çocuk.

Diğer çocuklar ise başarısız sayılır eğitim sistemimizde. Güzel resim yapan da, hızlı koşabilen de, sesi güzel olan da başarısızdır; hatta günümüzde gereksizdir bizde. Ömrü kendini kanıtlamaya çalışmakla geçer. Ailesine, akrabalarına, okuldaki öğretmenlerine, arkadaşlarına ve dahi tüm topluma kendini kabul ettirmeye çalışır. Herkes ona hobi olarak yine bunlarla uğraşabileceğini ama bunun yetmeyeceğini, matematik yapması gerektiğini söyler. Matematik yapamayan çocuğun adı haylazdır bizde. Tembeldir, başka şeylere kafası çalışıyordur. Gizlemeyi öğrenir çocuk… Haylazlığının ardına mutsuzluk saklar. Kronik mutsuzluğu öğrenir çocuk. Kalabalık yükleyip yalnızlığına, kimsesizliği öğrenir. Değer görmemeyi öğrenir çocuk. Yapabildiklerinin toplumca kayda değer olmadığını…

Emperyalizmin hüküm sürdüğü dünyada ve ülkemizde çeşitli yarışma programları ve diziler vardır. Bunlar kısa yoldan, emek vermeden zengin olunabileceğini gösterir.  Çocuklar ve gençler yıllarca çalışıp didinmenin çok da mühim bir şey olmadığını kavrayıp yeni bir “istendik” davranış daha edinirler.  Satılık medya vardır bir de… Yalan haberler yapar, birçok olayı saklar, gözlerden ve bilinçlerden uzak tutar. Çünkü o medya patronlarına emir böyle verilir. Onların işi de emir telakki etmektir.  Ne öğrenir çocuk? Toplumun sorunlarına duyarsızlığı, itaati, yalanı… Alın size bir taşla birçok kuş! Adalet sistemimizin işlemeyişi ne öğretir peki? Herkesin kendi adaletini sağlaması gerektiğini… Açlık, yoksulluk ne öğretir? Ekmek çalmayı… (Bunları savunduğumuz sonucu çıkmasın, doğal sonuçlardan bahsetmeye çalışıyoruz.)

Örnekler çoğaltılabilir. Uzatmaya gerek yok. İşin özü şudur ki berrak bir sudan bile daha temiz ve şeffaf olan çocuklarımıza tüm güzellikleri hak ettikleri biçimde sunmak zorundayız. Buna geleceğimiz ve hatta yer küremiz adına mecburuz.  Dünyanın herhangi bir yerinde bir çocuğun gözyaşında boğulup, kahkahasında coşamıyorsak neye yarar aldığımız nefes? Onları tüm yetenekleriyle, ilgileriyle, sevgileriyle kabul edecek, değerli kılacak, geliştirecek, kucaklayabilecek bir dünya düzeni kurabiliriz. Comandante Che’nin dediği gibi yepyeni bir insan yaratabiliriz. Ve bu ancak ve ancak insanın insanı ezmediği, sömürmediği, ekosistemin her şeyin üstünde tutulduğu Sosyalizm ile mümkündür.

Elif Ertetik Yıldız

Elif Ertetik Yıldız Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

metin durmaz

o çocuklar da büyüyecek. vakti gelince temizleyecekler tüm pisliği.