Ecrin Bebeğe ithafen…

18 aylık ömrünü kadın avukatlarda etek boyu ölçen, ama takım elbise giyen tecavüzcülere iyi halden indirim veren yüz karası hakimlerin utanç verici mahkeme kararlarıyla besledikleri bu düzene kurban eden Ecrin’e ithafen

CEMRE

Usulca karnını okşadı. Bahçedeki erik ağacı çiçeğe durmuştu.

Dallarındaki Arap bülbülleri ötüşleriyle baharı müjdeliyordu. Cemre düştü havaya, “Cemre” düşmüştü rahmine…

Her ay köyün Aile Sağlık Merkezi’ne gidip kontrol ediyordu bebeğini. Çok değil üç ay sonra kucağına alacaktı Cemre’sini.

Aldı da…

Sağlıkla sıhhatle, en hayırlısından, tam da bir avazda düştü o dünyadan bu dünyaya Cemre… Sonrasında emek, şefkat, acı, sevgi, emek, sevgi ama çok sevgi cümbüşüne yuvarlandı Cemre’nin annesi. Uyuyamadığı geceleri, bebeğini sırtına bağlayıp bahçeye gittiği günlere bağladı. Emzirdi, uyuttu, giydirdi, yıkadı, öptü, kokladı. Tam 18 aylık etti Cemre’yi tastamam.

Cemre tastamam 18 aylıkken “Anne!” dedi.
Güneş dediğin yeniden doğdu, yıldızlar daha bir parladı. Ay gecenin kuytusundan gülümsedi. Cemre’nin annesi yorgunluk nedir, nasıl bilinir anlamadan; üzerine çok da düşünmeden devam etti anneliğine.

Kızına devamlı okumasını salık verdi. Durmadan tükenmeden. “Oku!” dedi. Ama börek açmasını da öğretti en incesinden; yazma kenarını boncuk boncuk işlemesini de, koca teknelerde hamur yoğurmasını da, inekten ve koyundan süt sağmasını da, makinede dikiş dikmesini de, halıları evire çevire yıkamasını da, ot dövmesini de, türlü sebze dikip sulamasını da öğretti.

Cemre bu meziyetleri bir bir öğrenirken yeri geldi dayağını da yedi, yeri geldi aferinini de aldı.

Cemre okudu. Cemre yazdı.

Cemre köy işlerinden, köyün durağan ama hızla akan zamanından bir çiçek gibi açtı ve çıktı.

Cemre sobayı yaktı, sobayı boşalttı, ateşi ölçerdi, besledi.

Cemre her sabah kardeşlerine öğünlerini pay etti.

Cemre kardeşlerini yıkadı, pakladı, sevdi, öptü, kokladı, yedirdi, giydirdi.

Cemre okudu ve yazdı.

Cemre; annesinin ilki, bebeği, yardımcısı, kızı, kuzusu, zaman zaman sınavı, yeri geldi mi çimdirilecek eti, ama en çok sevdiği… Cemre belki doktor, belki mühendis, belki avukat oldu. Cemre yaşadı, nefes aldı, sevdi, sevildi. Hayata doydu, gani gani yaşadı.

Aşkı yudumladı, öfke gezdi damarlarında; önce kardeşlerinde, sonra çocuklarında şefkati okşadı; üşüdü, terledi, kahkaha attı ve bağıra bağıra ağladı.

Cemre yaşadı.

Ama aslında Cemre yaşamadı.

Cemre tastamam 18 aylıkken “Anne!” dediği gün evlerinin önünde (ileride halıları yıkayacağı taşlıkta) 3 dakika 15 saniyelik yalnızlıkta insan soyunun yüz karası, şeref ve haysiyet yoksunu, devletin desteklediği cemaatlerde devşirilen hocaların sırtını sıvazladığı, 18 aylık bebeyi cinsel obje ve açlığını doyuracak bir av olarak gören, yasal boşluklara sığınıp “gerekirse evlenirim” diye düşünen, defalarca köyün başıboş köpeklerine tecavüz edip köylü tarafından görmezden gelinen, içinin pis sapkınlığı yüzüne yansımış “biri” tarafından kucaklanıp köyün sırtını dayadığı yamaçtaki ormanlığa götürüldü.

O gün Güneş’in yüzüne bir kara çalındı.

Tam da o gün, o dakika yıldızlar düştü yere.

Ay utandı. Çıkmadı bir daha ortalığa.

Cemre’nin annesi öyle bir yoruldu ki, bir daha kalkamadı oturduğu yerden. Son nefesine kadar anneliğini sorguladı, anneliğine lanet okudu.

Kızına “Oku!” diyemedi. Börek açmasını öğretemedi. En incesinden, yazma kenarını boncuk boncuk işlemesini, koca teknelerde hamur yoğurmasını, inekten ve koyundan süt sağmasını da öğretemedi.

Cemre bu meziyetleri bir bir öğrenemezken dayağını da yemedi, aferin de alamadı.

Cemre okumadı, Cemre yazmadı.

Cemre köy içlerinden, köyün durağan ama hızla akan zamanından bir çiçek gibi açamadı. Apansız, – daha yeni tomurcuğa durmuşken- üzerine bastı o soysuz, o yobaz artığı.

Cemre asla sobayı yakamadı, sobayı boşaltamadı, ateşi ölçeremedi, besleyemedi.

Cemre kardeşlerini asla göremedi, öğünlerini pay edemedi; onları yıkayamadı, yediremedi, giydiremedi.

Cemre okuyamadı ve yazamadı.

Cemre, annesinin ilki, bebeği, kızı, kuzusu ama sevdiği en çok sevdiği; köyün sırtını dayadığı yamaçtaki ormanlıkta tecavüz edildikten sonra parçalanmış halde bulundu.

Cemre, annesinin en çok sevdiği…

Belki doktor, belki mühendis, belki avukat olamadı. Cemre bir daha nefes alamadı, sevemedi, sevilemedi. Şu dünyadan – altından da baksan üstünden de – on sekiz ayını, tas tamam ON SEKİZ AYINI doldurduğu gün türlü acılarla ayrıldı.

Aşkı tatmadı, öfkeyi bilmedi, şefkat dediğin bir annesinden on sekiz ay gördüğüydü sadece; üşümedi bir daha ve bir daha terlemedi de, kahkahası boğazında düğümlendi, sadece ağladı. Bağıra bağıra, son nefesinden bir salise önce ağladı.

Cemre KATLEDİLDİ!

Cemre’yi ülkenin siyaseti, o siyasete bağlı yasaları, o siyasetten nemalanan ortaçağcı zihniyetin besledikleri katletti.

Cemre’yi bu cinayete susanlar katletti.

Gökten üç şey düştü.

Utanç, acı ve gözyaşı…

Nezihe Yaşar

Nezihe Yaşarneziheyasar@olayneyse.com

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.