Hayvan

Bir gün olur da bir yerde karşılaşırsak emin olun sizi çok seveceğim. Dilim sevgi ve farklılıklarınız umurumda değil. Ortak noktalarımıza odaklanmak yerine hep farklılıklarımıza takıldığımız için aslında bu kadar sorun yaşıyoruz. Oysa diliniz, dininiz ve ırkınızın ne olduğu benim için önemli değil. Keşke sizin içinde bizim biyolojik sınıfımız, şeceremiz, ırkımız, numaramız değil de –CANLI- olduğumuz önemli olsa.

19 Ekim 2018 820 1

Yazıya başlamadan önce söylemek istediklerim var. Yazının aslında yayınlanması gereken gününden geç olmasının sebepleri ile ilgili. Çok istedim bu yazıyı, o gün yani 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde yazmayı ancak tam da o gün sosyal medyaya 4 bacağı kesilip karnı deşilmiş bir kedi haberi düştü. Aramızda dolaşan nasıl bir yaratıktı ki tek dileği bir parça sevgi olan bir canlıyı böyle hunharca katledebilirdi?  Kelimeler, yazı yetersiz kalıyordu tam da o gün. Aklımı korumak adına, içimdeki acıyı susturmak adına o güne dair yazı yazmadım. Yine bugün bu yazımda da bu tarz vahşetleri konuşmayacağım. Yeterince acı çekiyoruz ve inanın hayvanlar acı çekmemizi sevmezler. Eğer evinizde bir kedi konuk ettiyseniz bilirsiniz, vücudunuzda ağrıyan herhangi bir yeriniz varsa kedi gelip oraya oturarak acınızı paylaşmaya çalışır. Köpek açık yaranızı yalayarak iyileştirmeye çalışır. Bir kuş bile üzgün olduğunuzu anladığında, gelip sizi gagalayarak neşelendirmeye çalışır.

Bütün bunlar neşelenmenize ya da iyileşmenize olanak vermiyorsa insan değilsiniz.

Bu sebeple yazının bundan sonraki kısmı, yani bizzat oğlum Rakı’nın patileri ile kaleme aldığı kısım sizi ilgilendirmiyor. Gidebilirsiniz. Umarım bir gün bir yerde bir cana şiddet gösteren biriyle denk gelmeyiz. Zira ben sadece 4 Ekim’de korumuyorum hayvanları!

***

Ben Rakı! Gezdiğimiz bütün şehirlerde, oturduğumuz bütün evlerde ve hatta annemin çalıştığı bütün köylerde meşhur bir köpeğim ben. Köylüler adımı pek bilmez, öğretmenin köpeği derler bana. Anneme de köpekli öğretmen. Ben ırkımın çoğunluğuna baktığınızda çok şanslı bir köpeğim.  Gerçi köpek olduğumu düşünmüyorum. Kuyruğum var diye mi köpek olacakmışım? Peh!

Gözümü cam bir kafesin ardında açtım. Kucakta oturmayı, şapur şupur yalamayı o zamandan beri severim. Bu sebeple birileri gelir beni kucağına alır da ben de onlara yalayarak teşekkür ederim diye çok bekledim o kafeste. Çok affedersiniz çişimizi kakamızı oraya yapıyorduk, aman Yarabbi ne koku ne koku. Kakamızı ve çişimizi az yapalım diye mama ve suyu az veriyorlardı çünkü temizlemek zor geliyordu. Kapitalizm tarafından satılık ilan edilmiştim ve beni almaya gelenlere de şirin gözükmem gerekiyordu. Kim kaka içinde kalmış pis bir köpeği isterdi ki?

Neyse ne diyordum? O akşam dünyanın en üzgün kızı ile en uzun boylu çocuğu dükkânın kapısından içeri girdi. Kapıdan içeri girerken hâlâ kedi mi köpek mi alalım diye tartışıyorlardı. Tabii ki köpek alacaksınız efendim! Kedi bir kere züppe olur, öyle her yanaştığınızda okşatmaz kendini, ya ben öyle miyim? Okşayın diye ölüyorum şurada. Ay bakmadılar bile bana. Gitti Goldenların önünde sıraya durdu bu avanaklar. Ne yapacaklarsa kocaman köpeği? Ben öyle miyim yahu? Her yere sığarım ben. Bana bak! Bak bana. Hah geldi. Efendim bu üzgün kız geldi dayadı cama elini, hemen kalktım itina ile yaladım. ‘Beni seçti! Beni seçti!’ diye de bir güzel sevindi ve ben az sonra kucağındaydım. ‘Dişi mi bu?’ diye sordu, evet dişlerim var benim. ‘Aaaa!’ dedi dünyanın en üzgün kızı en uzun boylu oğlanına, ‘Bu erkek. ‘ Erkeğim tabii. Ne var? Utanılacak bir şey mi bu? Eyvahlar olsun! Çekiştiriyor beni! Bırakacak! Hemen yapıştım tabii, bırakır mıyım? Sıcak kucak, yalanacak el… Oh mis! Neyse uzatmayayım, ben bunlara kapağı attım. Hadi dünyanın en uzun boylu oğlanının hakkını yemeyeyim, o hem köpek alalım diye bastırdı hem de ya ne olacak erkek olsa diye de diretti. Yoksa bu üzgün kıza kalsa, alacak dişi kediyi daha da üzülecek.

Şşiiişşt uzun sen taşısana beni, valla duydu. Kız vermem diyor, oğlan alacam diyor. Ya bırak kızım, alsın gezdirsin. Böyle yüksek kucakta bir daha ne zaman gezerim Allah bilir!

Eve geldik, tam gizlice kapıdan gireceğiz ki ileride anneannem olacağını öğrendiğim zat-ı muhterem bastı çığlığı, almam da almam eve diyor. İyi dediler parkta yatarız hep beraber. Oooo direniş var, yılgınlık yok; en sevdiğim şey. Gerçi ciğeri de çok severim, şöyle kuzu kaburgası da olacak ki ağızda kıracaksın böyle kıtır kıtır ya da giyilmiş çorap… Hımım… Konu dağıldı yine.

Öyle böyle eve soktular beni. Kapandık odaya. Odanın her tarafına serdiler gazeteyi. Siz yatın orada dedim. Girdim yastığın altına. Tir tir titriyorum, çaktırmayın. Korkuyor muyum? Korkuyorum tabii! Ya tantuniciyse bunlar? Bir ara, -siz bilmezsiniz- sokak kedilerini kesip tantuni diye sattılardı bu memlekette.  Artık yattık uyuduk, gecenin üçünde bir ağlama tuttu beni, kurt gibi uluyorum. Kalktı bu üzgün kız, aldı kucağına beni, şarkılar falan söylüyor. Deli midir nedir? Ay bunu yarın hastaneye götürüp kapatırlarsa ne halt edeceğim ben? Uzun bırakmaz beni, bırakmazsın di mi uzun? Uzun boylu çocuk adımı koydu: anıyla şanıyla RAKI! Eh adımı da koyduğuna göre kesin bırakmaz.

İlk çişimi gazeteye yaptım. Bu avanaklar seviniyor bir haftada alışırım diye. Sonra internetten bir baktılar. ‘KÖPEKLER 6 AY İDRARINI TUTMAK İÇİN GEREKLİ OLAN KASLARINI TUTAMAZLAR. ‘ Üzgün kız kalp spazmı geçirecekti neredeyse, hemen gittim yaladım da kurtuldu. Sonraki bir sene boyunca nadiren çişimi, kakamı doğru yere yaptım. Bir ara baktım eski üzgün kız, yeni annem kafasını duvarlara vuruyordu. Neticede öğrendik nereye yapılır tuvalet, eşek değiliz ya! Şimdi sadece intikam almak istediğim de ya da ilgi çekmeye karar verdiğimde gerekeni yapıyorum.

Annem, annem olduktan sonra biz sadece ikimize ait eve geçtik, Allah’ım nasıl eğleniyoruz, evde kovalamaç, saklambaç oynuyoruz. Ödül mamaları mı dersin, kucak kucağa uyumaç mı dersin. Öyle bir cennet yok. Sürekli yürüyüşlere çıkıyoruz. Bir kitap alayım okuyayım diyor misal, hoop bir başlıyorum ağlamaya, aman benim de oğlum ağlar mıymış diyor alıyor kucağına. Havlamayı öğrendikten hemen sonra havlamamayı öğrenmem gerekti. Zaman zaman içimde tutamayıp patlamalar yaşasam da eninde sonunda apartman hayatına uyum sağlamam gerekiyordu, annemin sabrı sayesinde öyle de oldu.  Tüylerim oldukça uzadı ve sonunda bir gün önlenemez bir biçimde dökülmeye başladı KEL KALACAKTIM! KEL! Ben de o tüyleri yiyerek yeniden bedenime kazandırmaya çalıştım. Bundan sonra olanlarsa pek hoş değildi. Ortalığa hunharca kusmaya başlayınca veterinerde ilk tıraşımı oldum. Yemek diyince acıktım ben ya, gidip biraz buzdolabının önünde ağlayayım da içi acısın annemin, şöyle midemi bastıracak bir şeyler hazırlasın, geliyorum birazdan.

Nerede kalmıştık? Yemek! Terlik yemek ne eğlenceliydi gençlikte, hey gidi hey! Evdeki bütün terlikleri sıradan yedim.  Oynamam için alınan bütün topları (ebatları ne olursa olsun) yedim. Bilgisayar kablosu yedim ( sonra vücuduma böyle değişik bir şeyler oldu, bir daha tövbe olsun yemedim; üzerine bile basmadım). Sabah uyanınca hep benle ilgilenirdi, bir baktım önce telefonuna bakıyor, ha öyle mi dedim onu da yedim! Kumandayla büyük aşk yaşadık ama hep uzanamayacağım yerlere koyduğundan onu yiyemedim. Bana oynayayım diye alınan bütün oyuncakları yedim. Bir TV sehpası, bir yatak ve de bir komidin yedim. Anneannemin evindeki duvarı yedim. Parkeleri yedim. Sakallı adamın gözlüğünü yedim (Yine de gitmedi evden). Kömür yedim, olsa yine yerim. Sandalyelerin ayaklarını yedim. Kitapları yedim. Bu ciyak ciyak ciyaklayan şeye (!) ait ne varsa yedim ama evden gönderemedim.  Kısacası önüme düşen ne varsa tadına baktım. Bu arada dişlerimi değiştirdim ve evet onları da yedim.

Efendim, sakallı adamın annemle evlenme sürecine dahil oldum. Evden gitmeme sebebi de buymuş. N’apacaksın? Hayat böyle. Sahiplendik işte. Severim de kendisini. O dönem kız tarafıyız ya, gergef, dantel falan hep bize bakıyor. Dükkân dükkân gezdik kurduk yuvalarını.  Düğünden bir gün önceki dış çekimlerde mekan olarak göl kenarı seçmiş canım annem. O gölde de var mı sana ördekler? Havladım falan gelmediler, atladım mı bir güzel! Nasıl güzel kulaçlar atıyorum… Sudan da nefret ederim güya. Aa baktım gelinlikle atladı suya annem de. Uzun etmedim, döndüm. Çekim dönüşü arabanın içi mis gibi balçık kokuyordu.  Bu da böyle bir anımdır.

Hobilerim arasında yavru sokak kedileri kurtarmak da vardır. Pek severim. Ben ağlayan kedinin yerini mutlaka bulurum. Annem de kaptığı gibi eve getirir, ondan sonraki süreçse evlere şenlik. Meze, kardeşim. Seni çok özledim. Sevmezdim seni pek de. Gece hepimiz uyurken burnumuza atlayıp ısırman hiç hoş bir davranış değildi. Annem sürüyordu vicksi her yerine, bütün gece benle sakallı seninle uğraşıyorduk. Kulağıma binip rodeo yaparken ne düşündün gerçekten? Yine de günlerce aradım seni evde. Her yere baktım. Gitmişsin. Kediydin falan ama kardeşimdin neticede.

Ah en önemli kısma geldik şimdi.

Hayatımızın dönüm noktası.

Benim yükseliş devrimin kapanıp duraklama devrimin başladığı kısım da burada.

Annemden iki kalp atışı geliyordu ve de farklı bir koku. Karnından geliyordu ve ben deli gibi tişörtün altına kafamı sokup o kokunun sahibini arıyordum. Annem kardeşim olduğunu iddia etse de Meze koltukta kıvrılıp uyumuş oluyordu. Meğer hamileymiş! Hamileliği boyunca çok hastalandı. Ben de o her hastalandığında başına dikilip gelenlere hırladım. Annemin dediğine göre benim gibi korkak bir köpek için bu davranış cesaret madalyasını hak ediyormuş. Sonra bir gün biz yine ev değiştirmek zorunda kaldık ve ben yine birer haftadan iki hafta iki tatlı kalpli anneye misafir oldum. Annem çok ağlamış. Yanında olsaydım boynuna sarılıp (evet yapabiliyorum denemesi bedava) onu teselli ederdim ama sakallısı yanındaydı… Peh!

Eve geri geldiğimde, bana bir sürü çamaşır koklattılar. Dünyanın en naif, en savunmasız kokusu… Süt gibi, şeker gibi. Sonra kokunun sahibini gördüm ve hırladım. Neyinize yetmedim ben? Neyinize? Öyle mi? Peki! Her uyuttuklarında o bebeği, ben de bir havlamak tutturdum ki evlere şenlik. Uyanıyordu tabii. Gider dedim gitmedi, ha bugün ha yarın. Yok! Gitmediği gibi evin bir de efendisi oldu. Tacımda tahtımda yıkıldı. Dediklerine göre bu geçici bir süreçmiş. Bekliyoruz, ahir ömrümüz beklemekle geçti zaten. Bebek ek gıdaya başlayınca iş güzelleşti tabii. O yukarıdan atıyor, ben aşağıdan tutuyorum artık. Ve evet bana ne kadar hor davransa da onu da çok ama çok seviyorum.

Ben Rakı, kendi çapında ünlü ve bence dünyanın en şanslı köpeği. İnanmazsınız, annem benim yüzümden kaç kere komşularıyla papaz oldu. Gecenin 12’sinde evin içinde at gibi koşan çocuklarına bakmadan, benim o seslere havladığıma şikâyete gelen komşulara; “Çocuklarınız ses yapmazsa ÇOCUĞUM DA HAVLAMAZ!” dedi. Yine asansöre binmemden tiksinip şikâyete gelen site yöneticisine ‘Önce asansöre balgam çıkaran hayvanın binmesini engelleyin, sonra bu konuyu konuşalım’ dedi. Beni dışarıda ayağıyla sevmeye teşebbüs eden (gerçi bunu bize misafir gelen biri daha yapmak istemişti ve annemin gürlediğini ilk o zaman duydum) birini aşağı sokağa kadar kovaladı. Bir keresinde köyde yürüyüşe çıktık, (gerçi bu olay pek cesurca değil ama) beyaz bir keçi beni yavrusu sanıp annemi kovaladı. Daha yavruyken evin köpek kokuyor diyenlere, gelmeyiverin deyip mevzuyu kapadı.  Hamileyken başta doktoru olmak üzere, korku dolu köpek-bebek hikayeleri ile gelenlerle bir güzel dalgasını geçip konuyu kapadı. Bir gün yürüyüşte sokak köpeğine işkence eden bir grup serseri gördük. Beni koltuğunun altına aldığı gibi yerden taşı kapan annem Zeyna savaş çığlıkları eşliğinde serserilerin üstüne doğru koşmaya başladı. Serseriler dağılmadı. Siz siz olun dağılmayacaklarından emin olmazsanız üzerlerine koşmayın. Taş köpeğe gelir diye de atamadı saf! Hemen yere bırakıp telefonunu eline aldı ve polisi arıyormuş gibi yaptı. İşte o zaman kaçtılar. Yani direkt polisi aramanız daha etkili olur. Keşke annem o kadar zeki olsaydı ama n’apacaksınız? Annem işte her türlü koşulda seviyorum. Biz de hikaye çok, dile kolay 6 koca yıl. Annem beni hiçbir şartta bırakmadı, kısa süreler haricinde yanından ayırmadı bile. O benim bakışlarımı anladı, ben de onunkileri. Zamanla ona benzedim, her gördüğüm canlıyı, insanı hep içim taşarcasına sevdim. Zamanla annem de bana benzedi, sevmeyi ve şefkat göstermeyi, ne olursa olsun neşeli olmayı benden öğrendi ve hatta ‘anne’ olmayı bile.

Bir gün olur da bir yerde karşılaşırsak emin olun sizi çok seveceğim. Dilim sevgi ve farklılıklarınız umurumda değil. Ortak noktalarımıza odaklanmak yerine hep farklılıklarımıza takıldığımız için aslında bu kadar sorun yaşıyoruz. Oysa diliniz, dininiz ve ırkınızın ne olduğu benim için önemli değil. Keşke sizin içinde bizim biyolojik sınıfımız, şeceremiz, ırkımız, numaramız değil de –CANLI- olduğumuz önemli olsa. Biliyorum çok korkunç dişlerim var ama en fazla çorabınızı kemiririm. Oysa izin verseniz gün boyu kucağınızda oturup sizi saatlerce yalayabilirim. Ve ben bu yüzden hayvanım ama siz kendinizden başka bir şeyi düşünmediğinizde insansınız öyle mi?

Tuğba Koşay

Tuğba Koşay Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

nuray klk

yaaa harika bir yazi olmus.raki yi mayanin günlugunden taniyoruz.gercekten unlu..😂😍kaleminize saglik.bence tazmaya devam