İki darbenin yıl dönümü: 12 Eylül rejimi devam ediyor

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, 12 Eylül Rejiminin son aşamasına karşı halkımız hala direniyor. İşçi direnişleriyle, isyanlarla, faşizm mahkemelerinde faşizm yargılamaları ile hala 12 Eylül rejiminin yıkılması için mücadele devam ediyor.

12 Eylül 2019 0

12 Eylül rejimi, ülkemiz topraklarında yaşamaya devam ediyor. Yarı-sömürge her ülkede olduğu gibi, ülkemizde de modern Finans-Kapital’in, antika Tefeci-Bezirganlıkla el ele tutuştuğu bir faşizm türü, bir kanser gibi ülkeleri sarmakta. Ancak her faşizmin bir sonu var, halklar ona karşı mücadeleyi sürdürmekte her şeye rağmen.

39 yıl önce gerçekleşen ilk “12 Eylül”, yarım kalan başka bir darbenin ürünüydü. 12 Mart 1971’de gerçekleşen, ABD destekli darbenin “yarım bıraktığı”, 27 Mayıs Politik Devrimi sonrası ortaya çıkan Anayasa’yı ortadan kaldırma görevini, 12 Eylül 1980’de Kenan Evren önderliğinde gerçekleşen darbe ile büyük ölçüde başardı 12 Eylülcüler. 12 Eylül rejimi, artık doğmuştu. Babası, ABD emperyalizminin anti-komünizm amaçlı ürettiği, geri ülkelerdeki Tefeci-Bezirgan kökenli sermayeyi destekleme projesi, yani Yeşil Kuşak Projesiydi. Annesi, iktisadi var edicisi ise yine ABD emperyalizminin emrettiği 24 Ocak kararlarıydı. Türkiye’deki öncü politik destekçileri, bugün FETÖ olarak andığımız Fethullah Gülen, ANAP olarak ortaya çıkacak olan Turgut Özal ve ABD işbirlikçisi Çin Komünist Partisi’nin Türkiye dergahı şeyhi Doğu Perinçek idi. İktisadi destekçisi ise bugün TÜSİAD adını alan, başta Vehbi Koç gelmek üzere Finans-Kapital temsilcileriydi.

12 Eylül’ün faşist yüzü, her faşizmin olduğu gibi çok uzun süremedi. Kenan Evren önderliğindeki iktidar, dostları Turgut Özal’a, Nurculara, Nakşibendicilere iktidarı devrederek, yığdıkları servetlerini yemeye koyuldular. Efendileri açısından, önemli görevler başarılmıştı. Fakat amaç hasıl olmamıştı henüz. Sovyetler Birliği’nin büyük geri sıçraması sonrasında, emperyalizmin amacı daha fazla ülke parçalamak, daha fazla halkı birbirine kırdırmaktı. Amacın adını daha açıkça, 2000’li yılların başında açıklayacaklardı: “Büyük Ortadoğu Projesi”

O proje için Türkiye’nin 12 Eylül Anayasası bile “fazla demokratikti”. Anayasayı değiştirmek için ikinci bir girişimi, yine 12 Eylül’ün dostu Nurcular ve Nakşibendiler ile başarmak istiyorlardı. Onların koalisyonu olan AKP ile, 12 Eylül 2010 darbesini tezgahladılar bu defa. Darbenin önderleri Fethullah Gülen, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, ABD’li efendilerinin bin parçalı dünya projesini hayata geçirmek için “ölüleri bile mezardan kaldırarak” 12 Eylül 2010 referandumunda anayasayı değiştirdiler.

Her iki darbenin ardından, artık ortada bir anayasa kalmadı ve anayasa kendini inkar eder hale geldi. Artık, ABD’nin yarı-sömürgeler için uygun gördüğü çete kanunları geçerliydi ülkede.

Bu iki darbenin ardından, Türkiye’nin en geniş, en kitlesel isyanı olan Taksim-Gezi İsyanı meydana geldi. Halk, 12 Eylül rejimine karşı isyan ediyor, başkaldırıyordu. Ancak kendiliğinden olan her isyan gibi, mantıki sonuç olan politik/sosyal devrim gerçekleşmedi. Hızla isyana karşı bastırma hareketi ortaya çıktı. İsyan, ayrıca iktidarın ortaklarının arasını, geri dönmeyecek biçimde bozdu. AKP, Cemaat ve çözüm süreci dolayısıyla iktidarla ortaklık içindeki PKK, ganimet paylaşım savaşına girişti.

Ganimet paylaşım savaşının ürünü olarak ortaya çıkan ABD destekli 6-7 Ekim olayları ile 15 Temmuz kalkışma hareketleri, başka ABD ile uzlaşma halindeki hareket olan “Menzil-Nakşibendi” ittifakı ürünü AKP tarafından tüm muhalefete karşı baskı ve şiddet uygulama bahanesi olarak “lütfedildi”. 12 Eylül rejimi, faşist biçimini tekrardan takındı ve 3 sene çete kanunlarına dayanan bir OHAL rejimi tüm Türkiye’de yaşandı.

16 Nisan 2017 referandumu, 12 Eylül rejimini sürdürenlerin hile ile kazandığı, çete kanunlarının perçinlendiği başka bir dönüm noktası oldu. Türkiye, Nurullah Ankut’un deyimi ile adım adım Faşist Din Devleti’ne doğru gidiş, hız kazandı. Türkiye Devleti, ABD ve Rusya kutupları arasında oyuncak haline dönmüş, Barış Terkoğlu – Barış Pehlivan’ın Metastaz kitabında konu edindiği gibi çete kanunları ile yönetilen bir hale geldi. Suriye’de meşru hükümete karşı ABD emri ile açılan savaş sonrasında, Türkiye memleketi belli olmayan milyonlarca cihatçının, çete üyesinin yatağı haline döndü.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, 12 Eylül Rejiminin son aşamasına karşı halkımız hala direniyor. İşçi direnişleriyle, isyanlarla, faşizm mahkemelerinde faşizm yargılamaları ile hala 12 Eylül rejiminin yıkılması için mücadele devam ediyor. 12 Eylül rejimi, tarihin tozlu sayfaları arasında karışıp gitmeyi bekliyor.

12 Eylül Darbesinin bilançosu

650 binden fazla kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

210 bin dava açıldı ve bu davalarda 230 bin kişi yargılandı.

7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. 50 kişi idam edildi. İdam edilenlerden Erdal Eren yaşı 18’den küçük olduğu için yaşı büyülterek idam edildi.

Cezaevlerinde 299 kişi hayatını kaybetti.  Türkiye’de 300 kişi faili meçhul olarak şüpheli olarak öldü.

171 kişi işkence sırasında öldü.

95 kişi çatışmada, 16 kişi kaçarken öldü.

14 kişi açlık grevinde öldü.

73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.

43 kişinin intihar ettiği belirtildi.

98 bin 404 kişi “örgüt üyesi” olarak yargılandı.

71 bin kişi Türk Ceza Kanunu’nun 141, 142 ve 163. Maddeleri gereğince ceza aldı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi ve 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkartıldı.

30 bin kişi mülteci olarak yurt dışına gitti.

Tüm grevler yasaklandı.

23 bin 677 derneğin faaliyetleri durduruldu.

937 film sakıncalı bulunduğu gerekçesiyle yasaklandı. Birçok film ise kısmi sansüre uğradı.

On binlerce kitap imha edildi.

30 bin kişi işten atıldı. 3 bin 854 öğretmen ve 120 akademisyen işlerinden ihraç edildi. 47 hakimin işine son verildi.

13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci ise öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

Türkiye’de bütün siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri yasaklandı.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ