İşçi ve Sendika’dan… “En Kötü Sendika…”

En kötü sendika, sendikasızlıktan iyi midir? Evet iyidir. Sendikanın kötüsü olmaz. Sendika kuruluş amacıyla işçilerin çıkarı için vardır. Kötü olan sendikacılardır. Sendikaların yönetiminde olan her kişi de sendikacı değildir.

08 Ağustos 2020 1

En kötü sendika, sendikasızlıktan iyi midir? Evet iyidir. Sendikanın kötüsü olmaz. Sendika kuruluş amacıyla işçilerin çıkarı için vardır. Kötü olan sendikacılardır. Sendikaların yönetiminde olan her kişi de sendikacı değildir.

6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu gereğince iş kollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin 2020 Temmuz ayı istatistiği açıklandı. Ve bir kez daha görüldü ki işçiler, amacı dışına çıkartmış sendikacıların yönetimde olduğu sendikalara mahkum edilmiş.

Bu anlamda en fazla üyeye sahip sendikalara bir bakın. Yoğun olarak Devlet kurumlarında ki işçileri üye yapmışlar. Yada işçilerin üye olmalarının önü açılmış, diyelim. Çoğunun özel sektörde örgütlülüğü yok denecek kadar azdır. Özel sektörde örgütlenmeler ise genelde işçilerin iradesini baskı ve kontrol altında tutmak, gerçek anlamda örgütlenmelerinin ve sınıf sendikacılığının önüne geçmek için parababalarının oluru ile yapılmıştır. Bu oluru alanlar kimdir? Sendikacılar. İcazet yoksa örgütlenmede yok.

Bu nedenle bu sendikacılar, işçi hakları gasp edilirken ortada gözükmezler. Bir direniş yada eylemleri olmaz. İşçilerin hakları ile ilgili hiçbir şey yapmazlar.

Yaptıkları sözleşmeler asgari ücretin açıklanmasıyla birlikte asgari ücretin altında kalıyor. Soma’da 305 madencinin katledilmesinde insani olarak gözyaşı dahi dökmediler. Daha ötesine gerek yok. Öyleyse ‘Nasıl oluyor da bu sendikalar hala bu kadar çok üye yapabiliyor? diye sorabilirsiniz. Haklı bir sorudur.

Bildiğiniz gibi İş Kolları Yönetmeliğine göre 20 iş kolu var. Bu 20 iş kolundaki üye sayısı çok olan sendikaların hepsi mücadeleden uzaktır. Ama üyeleri her geçen gün artar. Bu durum aynen şuna benzer.

AVM’lerde ki en görünür yerdeki mağazalar, şehrin en işlek caddesindeki esnaf gibidirler. Hasta garantili hastane yada araç geçiş garantili köprü, tünel gibidirler. İşçilerin haklarının gasp edilmesine göz yummuş, üyesi işçilere sahip çıkmamış olsalar da onların üye garantisi vardır. Adlarını tek tek saymayalım. Hep onlar kazanır. Elbetteki onlara karşı mücadele etmezsek kazanmaya devam edecekler.

İşçiler mücadeleci sendikalara üye olmuyor, son çare, en kötü sendika sendikasızlıktan iyidir, diyerek sarı sendikalara işçileri yönlendirenler ve o sendikaları yere göğe sığdıramayanlar, işçileri en kötü sendikalara mahkum ettiler.

Ve o en kötü sendikalar birer holding oldu. Sendikaların otelleri var. Otel hatta oteller zincirleri işletiyor. Oğlunu, gelinini, kızını bu işletmelerin başına getiriyorlar. Ve o sendikaların sendikacıları işçilere, patronlara karşı hak arayan işçi gözüyle bakıyor. Çalıştırdıkları işçilerin haklarını gasp ediyor. Üyesi işçilerin haklarının gasp edilmesine göz yummalarından, parababalarına işbirlikçilik yapmalarından bahsetmiyorum. İşbirlikçilik, işçilere ihanet asıl işleridir. Sarı sendikacılar patronluğu da sevdiklerini ifade ediyorum. Kimi sendikanın işletmelerini kimi kendi kurduğu şirketini işletiyor.

Sendikanın parasıyla son model milyon liralık arabalara biniyor, babasının çiftliği gibi sendikayı yönetiyor, aldıkları yüksek maaş, itibar, mevkiyi kaybetmemek için işçilere ihanette sınır tanımıyorlar.

En çok üyeye sahip sendikaları sıralamayacağım. Al birini vur ötekine. Ve sendikaların % 90’ı da işçilere ihanet konusunda biribirleriyle yarışıyor. Tek tek saymayacağım.

İçlerinden dört iş kolunu söz etmek istiyorum.

İlki 20 nolu genel hizmetler iş kolu.

Bu iş kolunda çalışan işçi sayısı 1.020.228’dir. Üye sayısı 520 bin civarındadır.

Görüldüğü gibi genel hizmetler iş kolunda çalışan işçilerin yarısı sendika üyesidir. Ki bunlar çoğunluğu belediye ve diğer devlet kurumlarından işçidir. Ki bu işçilerin sorunları her geçen artmaktadır. Bu iş kolundaki sendikalarda tek hareketlilik belediye seçimleri sonrasında başlar. Sendika yönetimine girmek için birbirlerini vuranlar olur. Toplu iş sözleşmeleri belediye başkanı ne derse odur. Ve sendika başkanını da onlar belirler.

Diğer yarısı ise özel sektörde sendikasız çalışıyor.

Sendikasız işçiler umurlarında dahi değildir.

İkincisi, 12 nolu metal iş koludur. Özel sektörde çalışan işçilerin en çok üye olduğu sendikalar bu iş kolundadır. Bu iş kolunun en büyük özelliği açıktan patron sendikacılığı ve gangster sendikacılık yapılıyor olmasıdır. Çünkü sendikal mücadelenin yapı taşı sanayi işçisidir, bu nedenle kontrol altında tutulmak isteniyor.

Metal işkolunda ki en fazla üyeye sahip sendikaya bir bakın.

Kamu da çalışan işçilerin baskı, tehdit, yalanla üye yapılması sonucu Türk Metal Sendikası ortaya çıkmıştır.
Bu anlamda kamuda azımsanmayacak sayıda üyesi vardır.

Ancak örgütlü olduğu kamu işyerlerinin çoğu özelleştirilmiş yada işçi sayısı oldukça düşmüştür. Ama bu süreçte yaşanılan hak kayıpları ve gasplarıyla ilgili hiçbirşey yapmamıştır. Ki hiçbir şey yapmamak üzere orada olmuşlardır.

Bu sendikanın hakları gasp edilen işçiler için eylem yaptığını hiçbir zaman duyamazsınız. Adı her zaman işçilere ihanetle anılır. Şimdi sanayi sektöründe ihanetine devam ediyor.

Metal iş kolunda 1.608.083 işçi çalışıyor. Toplamda 270 bin civarında işçi sendika üyesidir. Toplu iş sözleşmelerini Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ve MESS’in dayatmaları şekillendiriyor. Asgari ücretin biraz üzerinde alınan zamlar allanıp pullanıp işçiye satılıyor.

Metal iş kolundaki eylemler, direniş, grevler her zaman ilgi görür ve sınıf mücadelesi açısından heyecan yaratır. Aslında kamuoyunda sahiplenilir de. Ancak çoğu kez sonuç hüsrandır. Bursa da ki otomotiv işçilerinin sendikal bürokrasiye baş kaldırışını unutmayın. İşçilerin mücadelesi, direnişi kadar Birleşik Metal İş Sendikası ve sınıf mücadelesi içinde olanlar yeterince mücadeleye sahip çıkabilseydi, bugün çok şey değişmiş olurdu.

İşçilerin mücadelesi sonuç vermedi, belki. Ama umut oldu. Metal işçileri bir kez daha kendini zaferle gösterecektir.

Bu iş kolunda ki sendikalar birbirlerinin yanlışını görmeden, eleştirmeden kardeş kardeş yaşayıp gidiyorlar. Örnek mi? Uzel Makine İşçilerine bakın yanında hangisi var? Metal işçilerinin direnişlerinde, mücadelesinde coşanlar kılını kıpırdatmıyor. İşçiler Türk Metal Sendikası üyesiydiler. İşçilere ihanet ettiler, sahip çıkmıyorlar. Türk Metal Sendikasıyla karşı karşıya gelmemek için mi iş kolundaki sendikalar 12.5 yıldır sessiz?

Üçüncüsü 10 nolu büro iş kolu işçilerin en fazla işçi çalıştığı iş koludur.

Ama bu iş kolunda ki sendikalar işçilere ihanette birbirleriyle yarışıyor. En kötü sendika sendikasızlıktan iyidir diyerek hala işçiler onlara yönlendirenler ve hatta onları mücadeleci sendika olarak görenler var. Ama Real ve Uyum/Makro İşçilerini görmüyorlar.

İş kolunda 3.783,512 işçi çalışıyor ve bunların sadece 200 bini sendika üyesi. Sendika üyesi işçilerin çok büyük oranı uluslararası zincir mağazalardadır. Ki oralarda uluslararası sendikaların ve patronların icazetiyle örgütlenmiştir. Geriye kalanı ise devlet kurumlarda ki işçilerden oluşuyor.

3 milyon beş yüz bin işçi sendikalı olmayı bekliyor. Sendikalar o işçilerin yüzüne bakmıyor. Ki üyelerinin de yüzüne bakmıyorlar ya.

Dördüncü iş kolumuz, 13 nolu inşaat iş kolunda ise 1.305.146 işçi çalışıyor. Örgütlenmenin en az ve işçilerin sorunlarının en çok olduğu iş koludur. Bu iş kolunda toplam da % 4 oranında (50 bin civarı) işçi sendika üyesidir. O da tek bir sendikada toplanmıştır. Sendika üyesi işçilerin de tamamına yakını devlet kurumlarında çalışıyor.

Yoğun olarak devlet kurumlarında olan sendikalar şu sıralar sözde kadro verilen taşeron işçilerinin kime üye olacağının işaretini bekliyor. Oysa taşeron işçileri zamanında üye dahi yapmadılar. İşçiler taşeron cehenneminde
hiç bir sosyal güvenceleri olmadan, düşük ücretlerle, uzun çalışma saatleri ve gasp edilen hakları ile birlikte kölece çalışma koşullarında çalıştırıldıklarında sesleri çıkmadı. Sözde kadro ile birlikte çalışma koşullarında ve ücretlerinde bir değişiklik olmadı ama Devlet sözde kadroya geçenlerin sendikalaşmasının önünü açınca birbirleriyle yarışmaya başladılar.

Buraya kadar sendikal mücadelelerini yazmadım değil mi?

Temmuz istatistiğine göre en çok üyeye sahip iş kolundaki sendikal mücadeleye bakalım.

Yada web sitelerine girin mücadeleleri hakkında siz karar verin.

Ama bir ipucu vermek isterim. Çok geriye gitmeyelim. Pandemi sürecinde işçiler öldü, fabrikalarda, işyerlerinde çok sayıda işçi koronavirüse yakalandı. İşyerlerinde çok sayıda pozitif vaka çıktı ama üretim durmadı. İşçiler çalıştırılmaya devam edildi. Ücretsiz izin, kısa çalışma ödeneği ile işçilere Covid-19’un faturası çıkartıldı, çıkartılmaya devam ediyor.

Daha ötesi Dardanel Fabrikasında işçiler Covıd-19 çıktığı için, kapalı devre çalışma sistemi adı altında, fabrikaya kapatıldı.

Sendikaların sesi çıkmadı, çıkmıyor.

Türkiyede özel sektörde sendikalaşma yok denecek kadar azdır. Az sayıda da olsa sendikal mücadeleyi verenler de iş kolu barajları, davalarla ve sarı sendikaların baskısı altında bir biçimde engellenmeye çalışılıyor. İşçiler sarı sendikalar aracılığı ile baskı altında tutuluyor. Sınıf sendikacılığı mücadele demektir. Engelleri aşacaktır.

En kötü sendika sendikasızlıktan iyidir. Ama nasıl?

Şu anda işçiler üye oldukları, olacakları sendikaların anlayışını biliyor. İhanete uğrayacağını da bekliyor. Ve hatta en kötü sendikalara üye olmaktan başka alternatifi olmadığını, haklarını almanın yolunun da sendikalara üye olmaktan, örgütlenmekten geçtiğini düşünüyor. İşte biz de buradan yola çıkacağız.

Öyleyse işçiler örgütlü olacak. Eğer mücadeleci sendikalara işçiler götürülemiyorsa, örgütlenemiyorsa yada yoksa öyle bir sendika elbette ki işçiler örgütlenebileceği sendikalara yönlendirilecektir. Çünkü sendikalar işçilerin birliğini sağlar. Patronlara karşı bir güç olduğunu görür. Kendine öz güvenleri gelir. Değişim bundan sonra başlar. Değişimi üye olduğu sendikada yapar.

İşçiler sarı sendikacılığa karşı ve sendikal bürokrasiyi ortadan kaldırmak için mücadele vermelidir. Ama bu aşamada işçiler gerçek işçi önderleriyle buluşamayınca her şey başa dönüyor. Sınıf bilinci olmayan, sınıf mücadelesini kavrayamanlar bir atımlık barutlarıyla tükeniyorlar. Ve bir biçimde sarı sendikal anlayışa teslim oluyor yada teslim olmayı yeğliyorlar. Teslim olanlar teslimiyeti karşısında temsilci, delege olma yada sendika yönetimine girme peşine düşüyor. Amacına ulaşıyorsa o sendika artık mücadeleci sendika oluyor. Bu açıdan baktığımızda azcık da olsa mücadele içinde olan sendikalarında anlayışı sarı sendikacılığa dümen kırıyor. Ve kötü sendika kalmıyor. İnanırsanız, hepsi sınıf sendikacısı oluyor.

‘En kötü sendika, sendikasızlıktan iyidir.’ Hiçbir şey yapmasa da işçileri biraraya getirir. Ama bu söylem kimi zaman bir kaçışın, işçi sınıfına, sınıf mücadelesine inanmayışın dışa vurumu oluyor.

Hani, ‘Nasıl oluyor da bu sendikalar hala bu kadar çok üye yapabiliyor? diye sormuştunuz ya. Cevabı basittir. İşçiler güce gidiyor. Sendikaları güçlü yapan ise işçilerdir. Sarı sendikal anlayış işçilerden aldığı gücü işçilere karşı kullanılıyor.

Unutmayalım, sendikalar işçilerindir.

“En kötü sendika sendikasızlıktan iyidir” anlayışından yola çıkarak, en kötü sendika sınıf sendikacılığı yapana kadar mücadeleye devam..

İşçi ve Sendika Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

İsmail taşkıran

Biz kayaşta patlayıcı mamül üretiyoruz metal üretim ara mamüldür bu ürünler bir kaç patlayıcıya dolum ve ateşleme mekanizmasında kullanılan ara mamüllerdir sendika belirlenmeden önce Türk Metal ve yöneticilerimiz bu ara mamülleri gösterip fabrika üretimi bundan ibaret diye gösterilmiş diğer patlayıcı üretim yapan atölyeler gösterilmiştir o günden bugüne metal kolu gösteriliyoruz bu konuda yardım ve destek bulamadık