İşçi ve Sendika’dan… Konuşuyorlar ama ne konuşuyorlar?

Konuşsalar kendilerine ihtiyaç kalmayacak, biliyorlar. Konuşuyorlar ama ne konuşuyorlar? Hiç.

24 Ekim 2021 0

Neyi konuşuyoruz?

İşsizliği mi? Hayır.

Pahalılığı mı? Hayır.

Asgari ücretin düşüklüğünü mü?

İşçilerin çalışma koşullarını mı? Hayır.

İşçilerin düşük ücretlerle sendikasız, örgütsüz çalıştırıldıklarını mı yada işçilerin hakları için verdiği mücadeleyi mi? Hayır.

Covid-19’mu? Hayır.

Yaşıyoruz ama konuşmuyoruz.

Siyaset mi konuşuyoruz? Hayır?

Durun bir dakika sanırım siyaseti konuşuyoruz. Yok yok biz değil onlar konuşuyor.  Ne konuşuyorlar ben bilmiyorum. Kim mi onlar?  Televizyon kanallarının, asıl mesleği ne olduğu bilinmeyen, her şeyi bilen kadrolu konuşmacılarından bahsediyorum. Ki onlar, kalecinin olmadığı tek kale maç yapar gibi, 4-5  kişilik ekip halinde o kanaldan bu kanala koşup konuşup duruyor, birbirleriyle tartışıyorlar. Bir köşe bulmuş yazıyorlar. Kendilerince gündemi konuşuyorlar. Bir taraf olmuşlar, konuşuyorlar. AKP’yi yada Cumhur İttifakını destekleyenler küplerini doldurdukça tarafları net. Mevcut iktidarı övdükçe övüyorlar. Sonra kayboluyorlar. Ama güya muhalifmiş gibi olanların tarafı hiç belli değil. Ne istedikleri, neyi savundukları anlaşılmıyor, ortaya karışık konuşuyorlar. Karşı takıma transfer olmamaları için bir sebep yok.  Gözler bir yerlere sürekli göz kırpıyor.

Bekliyor, tedbirli davranıyorlar.

Bizim her şeyi bilen adamlar, kendini filozof gibi görüyor. Biliyorlar da konuşuyorlar. Biz dinliyoruz.

Filozof, var olan her şeyi ve insan yaşamını bütün boyutlarıyla kavramaya çalışır.

Filozof, tüm hayatı boyunca görüp duyduğu her şey hakkında sorgulama yapan, onlardaki problemleri gören birisidir.

Çağımızın filozofu olur mu?

İçlerinden bazıları kendine gazeteci diyor. Gazeteci; haberleri dürüst, etik ve tarafsız bir şekilde araştırma, belgeleme, yazma ve sunma ile görevli meslek profesyonellerine verilen unvandır. Bu da yok onlarda.

Filozof değiller, gazeteci değiller. Öyleyse nedirler? Hiç.

Siyaseti konuşuyor siyaset uzmanı, siyaset bilimcisi,

Ekonomiyi konuşuyor, ekonomist,

Orman yangınlarını konuşuyor, orman bilimcisi,

Çevre ve doğa kirliliğini konuşuyor, çevre uzmanı,

Hayvanları konuşuyor, hayvan hakları savunucu,

İklimi konuşuyor, iklim bilimcisi,

Tarımı konuşuyor, tarım uzmanı,

Trafiği konuşuyor, şehir bilimcisi,

Depremi konuşuyor, deprem uzmanı,

Sağlığı konuşuyor, doktor oluyor.

Şu kadarını söyleyebilirim, Covid-19 Pandemisini bilim insanlarından önce onlar çözdü. Gerisini siz anlayın artık.

Mültecileri konuşuyor iltica ve göç uzmanı, Suriye’yi, Irak’ı, İran’ı, Libya’yı, Afganistan’ı, AB-ABD, Rusya, Çin’i konuşuyor uluslararası analist oluyorlar.

Terör örgütlerini, PKK’yı, İŞİD’i, Talibanı konuşuyor, terör ve güvenlik uzmanı, ki o uzmanlar emperyalizm kelimesini hiç ağzına almıyorlar. Böylelikle sorumlusu da kalmıyor insanlık düşmanlığının.

Anlık günübirlik konuşuyorlar, kendi konuştuklarına kendileri de inanmıyor. Duruma göre bir taraf oluyor, durumu kurtarıyorlar.

Bilmedikleri, fikirlerinin olmadığı konu yok. Fikirlerinin olmadığı, bilmedikleri konulardan kimler olumsuz etkileniyor hiç konuşmuyorlar. Konuşanlara da düşman oluyorlar.

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak, bu tipler için “herbokolog” tabirini kullanıyor. Tek kelime ile ne güzel anlatıyor.

Konuşuyorlar, çok konuşuyorlar. Ama çok boş konuşuyorlar. Onlar konuştukça konuşuyor. Onların çözümsüz, temelsiz konuşması halkımıza referans gösteriliyor.

Bir gün sonra konu değişiyor onlar da değişiyor. Aynı konu bir ay sonra yeniden gündem olsa aynı biçimde tezlerini ortaya koymuyor ve savunmuyorlar. Ama adam çok güzel konuştu. Ne dedi?

Çözümleri, çözümlemeleri yok. Olmayan çözümler ve çözümlemeleri ile toplumu da bertaraf ediyorlar. Onlar konuştukça toplum susuyor. Hep onlar konuşuyor.

Her şeyi bilen adamlar neden sonuç ilişkisine hiç bakmıyor. Umurlarında da değildir.

Bu nedenle konuştukları konulardan en çok etkilenen işçileri, halkı konuşmuyorlar. Ücretini zamanında alamayan, düşük ücretlerle çalıştırılan, sendika hakkı gasp edilen, mesaisi verilmeyen, haksız, hukuksuz işten atılan işçileri konuşmuyorlar.

İşsizliğin nedenlerini konuşmuyorlar. Sarı sendikacıların lüks yaşamına, aldıkları ücretlere ara sıra değiniyor ama işçilere ihanetlerini konuşmuyorlar. Çünkü işçiler o sendikalara mahkum olsun istiyorlar. Bu nedenle gerçekten sendikacılık yapanları konuşmuyorlar. İşçilerin hakları için aylar, yıllar süren mücadelelerini, direnişlerini konuşmuyor, yok sayıyorlar.

Ekonomik baskı altındaki işçilerin, halkın hayatlarını nasıl devam ettirdiklerini konuşmuyorlar. Kölece çalışma koşullarını konuşmuyorlar. Pahalılığı konuşmuyorlar. Halkın alım gücünün düşme nedenlerini, sorumlularını konuşmuyorlar. Halkın yaşadığı sorunların sorumlusu iktidardır, AKP’dir ve onlara sözde muhalefet yapan meclisteki diğer partilerdir, diyemiyorlar. Köşeli konuşmalarla geçiştiriyorlar. Bilmediklerinden değil. Bilmemelerine de imkan yok. Çünkü hakkını alamayan, haksızlığa uğrayan, hakları için mücadele eden işçiler, vatandaşlar bu her şeyi bilenlere her gün televizyonlarda, gazetelerden olmalarından dolayı Twitter’da, Facebook’ta, mailde ulaşmaya çalışıyor, dertlerini anlatıyorlar. Onlara belgeler, bilgiler akıyor. Bu nedenle aslında en iyi bilecekleri konu işçilerdir, halkımızın yaşadığı sorunlardır. Biliyorlar. Konuşmuyorlar.

Konuşsalar kendilerine ihtiyaç kalmayacak, biliyorlar.

Konuşuyorlar ama ne konuşuyorlar? Hiç.

İşçi ve Sendika Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ