İşçi ve Sendika’dan: “Türkiye solu neden işçilerle bağ kuramıyor?”

Türkiye solunun işçilerle ilişkisi ancak işçilerin hakları gasp edildiği dönemde olabiliyor. Öncesi yok denecek kadar az, sonrası yok denecek kadar az.

16 Eylül 2020 0

Okuyacağınız yazının gerçek hayatla hiç alakası yoktur. Ben başından söyleyim de, bir algı oluşmasın!…

Türkiye solu neden işçilerle bağ kuramıyor?

Türkiye solunun işçilerle ilişkisi ancak işçilerin hakları gasp edildiği dönemde olabiliyor. Öncesi yok denecek kadar az, sonrası yok denecek kadar az.

1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününde dahi işçilerle alanlarda bir araya gelemiyorlar.

Oysa işçiler hak gasplarında, hak arama mücadelelerinde yanlarında hep solcuları görüyor. Ve hatta işçiler, hak arama mücadelesini en iyi solcular yapar der. Ve en çok işçilerin de haklarının olduğunu solcular söyler yazar, çizer ve kendi yöntemleriyle işçi hakları için mücadele eder.

Ama yine de işçiler sol partilere, derneklere, güvenmiyor değil, gitmiyor. Bilmiyorum neden?

Elbetteki solun işçilerle buluşmasının önünde çok büyük engeller var biliyorum. Bu engeller dışında da bir neden, bir eksiklik ve bir fazlalık vardır elbet.

Nedenini, eksikliği yada fazlalığı yeni başlayan bir direnişe giderek oturup bir kenarda gözlemleyerek anlarsınız. Evet evet tıpkı bir alan araştırması gibi hiçbir şeye müdahale etmeden, yönlendirmeden. Sadece izleyin yada moda deyimle kendinizi büyülü dünyanın içine bırakın. Çok net görürsünüz.

Yeni başlayan bir direniş dedim.

Çünkü solcularımız, fabrikalarda, işyerlerinde işçi örgütlemiyor, bir işçi direnişe öncülük yapmıyor. Ve daha çok işçilerin kendi başlattıkları yada sarı sendikacıların kontrolündeki direnişlere eylemlere gidiyorlar. Azda olsa sınıf içerisinde mücadele edenleri görmüyor örnek almıyorlar. Ve olabildiğince onların mücadelesinden uzak duruyorlar.

Solcularımız, Nasrettin Hoca fıkrası gibi küp kırıldıktan sonra ortaya çıkıyorlar. Yani sonuç üzerinden hareket ediyorlar. Fabrikalarda, işyerlerinde kölelik koşullarında çalışan milyonlarca işçinin yanında sokağa çıkan, hakkını arayan işçiler denizde bir kum tanesidir. Ki sokakta hakkını arayan işçilere de mesafeli davrandıkları hatta ayırt ettikleri olur ya.

Asıl sınıf mücadelesi işçilerle işyeri ortamında verebilmektir. Bakın işte işçilerin solcularla bağının olmamasını iki sebep kendiliğinden ortaya çıktı.

Birincisi, fabrikalarda, işyerlerinde yoklar. Bu nedenlerden biridir. İkincisi, gerçek anlamda ki sınıf mücadelesine kör bakıyor olmak da bir eksikliktir.

Gittiniz mi yeni başlayan bir direnişe?

Ellerinde kamera, fotoğraf makinesi olanlara dikkat edin. Bir telaş içindedirler büyük bir haber ajansı havasında görüntüler alır, röportajlar yapar arayada partilerinin, dergilerinin, derneklerinin adlarını sıkıştırırlar. İşçilere genel olarak hitap etmek yerine yakaladıkları işçilere bir kenarda kendilerini anlatırlar.

Karşı değilim, kendilerini anlatmalıdırlar. Yeter ki mücadeleye, birlikteliğe zarar vermesinler.

O kadar çok mücadeleleri vardır ki mücadelelerini anlatmaktan ve o kadar biliyorlardır ki işçiye işçiyi anlatmaktan işçinin sorunlarını dinlemeye vakitleri kalmaz. Bu anlamda genel olarak işçileri dinlemiyorlar. İşçilere, işçiliği anlatmak bir fazlalıktır.

Direniş alanlarında, fabrikalarda, örgütlenmelerde işçilerle karşılaşan kendisi de işçi ama bir siyasi yapıyla bağlantılı olan işçiler işçiliğini bu süreçte unutuyorlar. Kendi çalıştığı işyerinde yapmadığı her şeyi kendi dışındaki işçilerin yapmasını bekliyor ve de öğütlüyorlar. Örgütlenmek, mücadele etmek iyidir. Kendisi sendika üyesi dahi değildir. Nasıl yani?

Öyle zamanlar olur ki, Marks’tan, Engels’ten alıntılar yaparak işçi olmayan işçiliği bilmeyen,fabrika cehenneminde çalışan işçilere işçiliği anlatmanın cazibesinden kurtulamıyorlar. Kendileri işçi olmuyor, işçileri aydın olarak yada aydınlaşacağını görmek istemiyor.

Hikmet Kıvılcımlı’nın “aydının işçileşmesi, işçinin aydınlaşması” prensibi olmadan olmaz, olmuyor da.
Ne demişti Marks “Bütün Ülkelerin işçileri birleşin.” Nasıl olacak?

İşçilerin hoşuna gidecek sözler söylüyor, beklentilerine göre konuşmalar yapıyorlar. İşçiler için yapmayacakları şey yoktur. Pratikleri ne?

Ve bol bol direnişçi işçilerle resim çekiyor, direnişin bir parçası hatta direnişi kendilerinin öncülük yaptığı algısı yaratmaya çalışıyorlar.

Alın size bir neden daha kendileri olmaktan çıkıyor, kendilerinin olmayanı, kendilerinin zannediyorlar. Kendi savunduğu düşünceleri bir tarafa bırakıp başka siyasetlerin gölgesinde düşünce üretmeye çalışanlara, siyaset yapanlara hiç değinmiyorum.

Yeni başlayan bir direnişe gidin dedim çünkü direnişin bir kaç hafta sonrasında kimseyi bulamazsınız. İşçiler kendileri ile başbaşa kalır. Sahi o direnişin sonunda ne oldu?

Ama ben demiştim. Burada bir iş çıkmaz.

Yani uzun soluklu bir direniş sürdürmüşlükleri yoktur. Yanlış olmasın, demek istediğim uzun bir süre bir direnişi takip ettikleri yoktur. Çünkü onların yapacak çok işleri vardır. Bir direnişle bu kadar uzun uğraşacak zamanları yoktur.

Alın size bir sebep daha hızlı bir başlangıç yapıyor ama heyecanları çabuk bitiyor. Sınıf mücadelesi zorludur aynı zamanda sınıf bilinci, teori ve sabır ister.

Kendine solcuyum, sosyalistim diyenler, sınıf mücadelesi içinde olmayınca sarı sendikal anlayışı eleştiremiyor ve onlara karşı mücadele edemiyorlar. Sadece ortaya karışık eleştiri yapıyor, anlayacağınız orta yolculuk yapıyorlar. Çünkü işçi sınıfı ile bağları, eğer bir bağ var dersek, sarı sendikacılar aracılığı üzerinde yürütüyorlar. Bu nedenle doğrudan sarı sendikal anlayışı eleştiremezler. Ve buna da sınıf mücadelesi diyorlar.

Öyle ki solcularımızın bazıları doğrudan sınıf içerisinde mücadele edenleri sevmez hatta onlara karşı düşmanlaşabilirler.

Dikkat ettiniz mi bir neden bir eksiklik daha ortaya çıktı.

İşçi sınıfı ile aracılar üzerinde bağ kurmaya çalışıyorlar. Aracıya işçiler güvenmiyorsa o aracılar üzerinde işçilere ulaşmaya çalışanlara da doğal olarak güvenmez onların söylemine inanmaz.

Sınıf mücadelesi veriyorsanız sarı sendikacılara koltuk değneği olmak fazlalıktır.

Ve yazıyorlar işsizliği, hak gasbını, bol bol eylemden bahsediyorlar, direniş diyorlar, örgütlenmek diyorlar, grev diyorlar hatta genel grev diyor hatta buna da inanıyorlar.

Mücadele diyor ama mücadele içinde yer almıyorlar.

İşçi Sınıfını biz kurtaracağız diyor ama sarı sendikacılara tabi olmaktan öteye gidemiyorlar. Aklınıza öyle oralarda da mücadele ettikleri gelmesin. Ama onlar bunu kabul etmiyorlar. Büyük mücadele verdiklerine inanıyorlar.

Alın size bir neden daha. Sınıf mücadelesinde yok ama sınıf mücadelesinde olduğuna inanıyorlar.

Türkiye solu neden işçilerle bağ kuramıyor?

Belkide yanlış bir sorudur. Soru şöyle mi olmalıydı acaba “Türkiye solu işçilerle bağ kurmak istemiyor mu?” Yada,
matematik ağır mı geliyor, ne?

İşçi ve Sendika Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ