Kuş köşeye sıkıştı ama…

Muhalefet sıfatlı iktidar ortaklarına oy verdikçe, onlara güç verdikçe, AKP gitmeyecektir. Çünkü AKP’yi başlarına getiren, 24 Haziran’daki o meşhur suskunluktan anlaşılacağı gibi, muhalefetin kendisidir.

19 Aralık 2018 232 0

15 Temmuz 2016 hesaplaşması öncesinde, AKP’nin başı, TBMM’nin o zamanki başkanı, Ortaçağcı Gerici İsmail Kahraman’ın açıklamaları ile dertteydi. İsmail Kahraman, yeni anayasada laikliğin yer almaması gerektiğini belirten şu sözlere yer vermişti.

“1982 Anayasası’nın herhangi bir yerinde Allah lafzının geçmediğini belirten Kahraman, şöyle devam etti: “Ama Anayasa inanca göre tasnif edildiğinde, bu 82 Anayasası da, 61 Anayasası da dindar anayasalardır. Neden? Resmi tatiller, Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı’dır. Din dersleri mecburidir ve inanca dayalı bir yapısı vardır. Yani seküler değildir, dindar anayasadır. Laiklik tarifi de ona göre olmalıdır. Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır. Dünyada üç anayasada laiklik var. Fransa, İrlanda, bir de Türkiye’de var. Tarifi de yok. İsteyen, istediği gibi bunu yorumluyor. Böyle bir şey olmamalıdır. Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım.”

Bazı ülkelerdeki anayasalarda dini ibarelerin bulunduğunu söyleyen ve örnekler gösteren Kahraman, “Peki niye biz Müslüman bir ülke olarak, dinden kendimizi arındırma, geri çekme durumunda olacağız? Niye? İslam İşbirliği Örgütü’ne kayıtlıyız, üyesiyiz, kurucusuyuz. İslam Kalkınma Bankası’nda varız. Bir İslam ülkesiyiz. Nedir yani? Neden? Ladinilik olmamalı yeni anayasada ve dindar bir anayasa olmalı” dedi.” [1]

Sarf edilen bu sözler sonrasında protesto dalgası yayılmaya başladı. Siyasi partiler ve dernekler, laikliğe yönelik saldırı olarak kabul edilen sözleri basın açıklamaları ile protesto ettiler. “Proje okul” bahanesi ile genetikleri ile oynanan lise ve üniversitelerde yöneticilere yönelik protestolar yapıldı ve 100’ü aşkın lisede bildiriler yayınlandı.

AKP’nin bu ve benzer diğer siyasal sebeplerle zorda olduğu o günlerde, yardımına 15 Temmuz hesaplaşması yetişti. Daha önce de AKP iktidarının zorda kaldığı günlerde kendisine uzatılan eller vardı. 2007’de Anayasa Mahkemesi’ndeki Amerikancı üyeler tarafından (AKP’nin kapatılmasına yönelik oylamada AKP cüzzi bir miktarda ceza ile kapanmaktan kurtuldu), 2011’de yetmez ama evetçiler ve “utangaç evetçi” boykotçular tarafından, 2013’te yine Kürt Burjuva Hareketi tarafından Gezi sürecine, 2014’de ise İşçi Partisi ve Metin Feyzioğlu’nun başını çektiği Amerikancı sözde “Atatürkçüler” tarafından hayat öpücüğü verildi kendilerine. Ancak 15 Temmuz öncesinde ilk defa müttefik bulmak konusunda alanları alabildiğine dardı.

Oysa AKP, bu olayı da Ensar olaylarında dahi bozmadıkları patavatsızlıkla, hiçbir şekilde utanmayarak kapatabilirdi. Ancak 15 Temmuz öncesindeki bu süreçte, yandaşların sosyal medyada çıkardığı bir iki kuru gürültü dışında hiç kimse ses edememiş, Mayıs 2016’da sokak protestolarında gördükleri direnç, onları umutsuzluğa düşürmüştü. Hatta o dönemin başbakanının “özgürlükçü laiklik” adı altında laikliğin bulunabileceğini belirtmesi de [2] tepkileri dindirmeye yetmedi.

AKP’ye can simidi, cemaatçi çetenin 15 Temmuz hesaplaşması ile birlikte, sahip olduğundan çok daha fazlasını sunarak geldi. İktidarın sahip olduğu güce ortak olmak isteyenler “Yenikapı Mitingi”nde bir araya geldiler. Elini veren muhalefet, kolunu alamadı. Sonrasındaki 16 Nisan 2017 Referandumu sırasındaki “mühürsüz oy” skandalına sessizce boyun eğen muhalefet, 24 Haziran 2018 seçimlerinde onlarca itiraza rağmen “ortalıkta görünmeyerek” iktidarı AKP’ye emanet etti.

Sonra bir defa daha, Rahip Brunson’un tahliyesi ve 2013 yılından beri adım adım geliyorum diyen ekonomik kriz ile birlikte AKP’nin gidici olacağı görülüyor. Elbette AKP’nin sonu gelecektir, bu bir gerçeklik. Sokaklarda işçiler hak aramakta, işten atma haberleri art arda gelmekte, şirketler iflaslarla, konkordatolarla boğuşmakta. Böyle bir süreçte AKP’nin 16 yıllık soygun düzenine son verecek formül için ders alınacak olan nedir?

AKP’ye can simidi verenlerin elini kolunu bağlamaktır. Yani meclisteki ABD’ci partilerle selamı sabahı kesmektir.

Muhalefet sıfatlı iktidar ortaklarına oy verdikçe, onlara güç verdikçe, AKP gitmeyecektir. Çünkü AKP’yi başlarına getiren, 24 Haziran’daki o meşhur suskunluktan anlaşılacağı gibi, muhalefetin kendisidir.

Brunson tahliyesi sonrasında AKP seçmeninin “uyanması”nda ve tekrar AKP’ye oy vermemesinde değildir marifet. Oy vermese de hala parababalarının ihanetini sorgulamayan, bunu bilincine çıkarmayan bir kitle olarak kalmaktan öteye gitmez bu durum. Artık sadece adı kalan TBMM’deki siyasetten umut beslemek yerine, çalışma alanlarımızda kendi yolumuzu kendimiz çizmeli, örgütlü olmalıyız. Aksi halde geçmişte görüldüğü gibi, 2 geri 1 ileri derken, kazanan AKP ve onun değerli dostu AB-D emperyalizmi olacaktır.

Ama işçi-emekçi örgütlenmelerini ve mücadelelerini büyütebilirsek eğer, o zaman AKP’nin yıpranmışlığından ve tüm diğer Parababaları siyasetinin alternatif göz boyamalarından başka yerlere sıçranabilir…

[1] Meclis Başkanı Kahraman’dan laiklik çıkışı, Sözcü Gazetesi https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/meclis-baskani-kahramandan-laiklik-cikisi-1202173

[2] Davutoğlu: Otoriter bir Laikcilik anlayışı değil, özgürlükçü bir Laiklik anlayışına anayasamızda yer vereceğiz, Sözcü Gazetesi
https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/davutoglu-otoriter-bir-laikcilik-anlayisi-degil-ozgurlukcu-bir-laiklik-anlayisina-anayasamizda-yer-verecegiz-1-1204514

Özgür Gülsoy

Özgür Gülsoy Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ