Mücadele ruhunda var, o vakit neden geri duruyorsun?

Adınla başlayan, o anlı şanlı türkümüzle başlamak isterdim yazıma. İsminin bende kalmasını ve ayrıca senin nezdinde senin gibi binlere seslenmek istediğimden başlayamıyorum. Sen bu yazıyı okurken o türkü de arkada çalsın inceden, olur mu?

23 Temmuz 2018 0

Diyorsun ki umutlarım tükendi, çok mutsuzum. Ne söylesem kâr etmeyeceğini aklına koymuşsun, inatçısın bilirim. Ama sen aynada göremesen de ben hâlâ gözlerindeki kıvılcımları görüyorum. Bir silkinmeye bakar o kıvılcımların alevlenmesi. Bir serin rüzgâr esse harlanacaklar, bilirim.

İçinde bulunduğumuz koşulları net bir biçimde gördüğünü biliyorum. Öyle net bir görüş ki bu önünü, bizi ve dahası kendini göremez olmuşsun. O; celladına aşık kadın, sana bataklıktaymışsın hissi vermiş olabilir ama bak ben buradayım! Elini uzatsan tutacağım. Biliyorsun ki sonuna kadar da bırakmayacağım, işte o zaman çıkamayacağımız bataklık kalmayacak.

İkinci Kurtuluş Savaşı başlamış durumda; Sevr maddeleri tek tek kabul ettiriliyor. On sekiz adamız işgal altında. Askeriye tasfiye edilmiş, eğitimin içi boşaltılmış, Mustafa Kemal’e Anıtkabir’de hakaret edecek kadar cesurlaşmış bir güruhla karşı karşıyayız. Üstelik muhalefet diye, kurtuluş umudu diye meydana çıkanların daha ilk zorlukta havlu attığını gördük. Öndersiz, örgütlenmemiş halk kitleleri olarak sefil durumdayız, şanssız bir nesiliz, omuzlarımızdaki yük ağır, kabul ediyorum. Ama asla çaresiz değiliz.

Yıllardır emeğimizi çalmalarına göz yumduk. Geleceğimizi çalmalarına da mı göz yumalım? Uzun kahvaltı sofralarındaki şen kahkahalarımızı, içtikten sonra kapattığımız kahve falındaki umudumuzu, Sıla şarkıları ile renklenen rakı masalarımızdaki gelecek güzel günlere olan o yürekten özlemi, hayallerimizdeki neşeyi, dahası hayallerimizin ta kendisini de mi çalsınlar? Nasıl izin vereceksin buna? Bizi böyle kolu kanadı kırık bırakmalarına, içimizi yakmalarına, hayatımızla oynamalarına, şekerin bile tadını bozmasına izin vermediğimiz çayımızın tadını bozmalarına, hani bir öğlen vakti piknik yerinde sıcak havada ayağımızı akan dereye sallandırıp yaşadığımız serinlik hissini bizden çalmalarına, gerçekten izin verecek misin?!

Dost, acı söylermiş; o çok severek aldığın mini kot eteğini giymene, kendi başına seyahat etmene, seçme ve seçilme hakkını kullanmana, düşündüğünü söylemene, bir konsere ya da ne bileyim sinemaya tek başına gitmene izin verilmediğinde mi gelecek aklın başına? Hayır; ağzın ‘Beter olsunlar.’ dese de, yüreğin başka türlü konuşuyor, bilirim.

Yazının başında da belirttim ne kadar inatçı olduğunu, tuttuğunu koparana kadar canla başla uğraştığını çok iyi bilirim. Bu sefer de ben öyle yapacağım, yüreğindeki o ateşin sönmesine izin verirsem; bana da yazıklar olsun!

Hadi, uzatsan elini; beraberce dağlarına bahar getireceğiz memleketin. Bir kişiyken iki, iki kişiyken bin kişi olacağız. Çünkü tanıyorum seni, mücadele etmendeki kararlığı ve mücadeleyi nasıl keyfini çıkartarak yaptığını da biliyorum. O uzak köhne ilçede, on beş kişiyle başladığımız yürüyüşün, yıllar sonra katlanarak çoğaldığını biliyorum. Belki hayatında kocası, babası yanında olmadan çarşıya gitmemiş o yerli halktan kadının eline pankart verip sokaklarda sloganlar eşliğinde yürüttüğünü gördü bu gözler. Yani demem o ki dostum, ben bizzat senin mücadele ruhuna, bu mücadele için uykusuz gecelerine, örgütleme gücüne şahit oldum. Şimdi sessizce ‘Boşunaymış…’ diyorsundur sen, deme! Önderliğinde yaptığımız hiçbir şey boşuna değildi, olmayacak da.

Sözün özü dostum, bize inandığını biliyorum. Ama o kadar uzun zaman, o kadar yanlış şeylere inandın ki şimdi yeniden inanmaya ama böyle laftan değil hani kalpten inanmaya korktuğunu da biliyorum.  Umudunu kaybetmen, kurbanlık koyun gibi akıbetini beklemen için özellikle uğraşıyorlar. Bu oyuna gelme. Apaçık gör artık, gör ve uyan. Ki mücadele ruhunda var, o vakit ne duruyorsun?

Oysa ben sana bir bayram sabahındaki umudu, neşeyi ve sevgiyi vaat ediyorum. Bunları tek başıma sırtlayıp yüklenmem, baharı bir başıma getirmem mümkün değil, sesime ses ver çoğalayım. El ver bana, bu ülkede zulmün, çaresizliğin, umutsuzluğun esamesi okunmasın. Ardımız sıra yetişip gelen nesil bizim için gafil ya da hayin demesin… Haydi! Kaldır başını! Bak ufka! Güneşe bak. Akını başlatalım.

Bende zaten yılgınlık yok, sen de desen ki misal ‘Direniş var!’

Hani neden olmasın -eskisi gibi- en gür sesimizle beraber atsak sloganları.

Omuz omuza yürüsek en önde. Güzel günler getirsek çocuklarımıza, güneşli günler?

Desek ki (ama böyle yürekten) beraberce ‘HALKIZ, HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ!’

Bir kalp atımı da olsa doğru bulmadın mı söylediklerimi? Geleceksin biliyorum, yalnız çok geç olmasın.

Nezihe Yaşar

Nezihe Yaşar Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ