Özgür Gülsoy yazdı… Bir isyan dalgasının devamı: Nerede kalmıştık?

Öğrencilerin haklı taleplerinin karşısında yer alanların, Alaaddin Çakıcı gibi mafyaların ve AKP organize suç örgütünün yanında yer aldığını net olarak söylüyoruz, söyleyeceğiz. Bu direnişte üçüncü bir seçenek bulunmamaktadır.

11 Şubat 2021 0

2016 yılında, İstanbul’un altı köklü lisesinin [1] öğrencilerinin, “proje okul” uygulamasına karşı başlattığı ve tam anlamı ile bir “Jon Turk” niteliği taşıyan “Aydınlanmacı Liseliler Birliği” isyanı, 2016’da gerçekleşen iki Amerikancı Ortaçağcı gücün ganimet paylaşım savaşı olan 15 Temmuz süreci başlayana kadar gündemde kalmış ve çok sayıda lisede, öğrenciler mezuniyetleri sırasında idarecilere karşı sırtlarını dönerek protestoda bulunmuşlardı. İsyan, diğer liselere de sıçramış, çok sayıda mezun derneği ve liseli demokrat öğrenci, okullarındaki sorunlara bildiriler ile dur denilmesi için bildiriler yayınlamıştı. Maalesef bu isyan, 15 Temmuz ganimet paylaşım savaşı sonrasında geri plana itilmiş, öncü öğrenciler ve mezunlara yönelik yaptırım girişimleri ile isyan sindirilmişti.

Gelin görün ki, beş yılın ardından o öğrenciler şimdi üniversite mezunu adayı oldular.  İÜ Cerrahpaşa, ODTÜ, Koç, Bilkent, Boğaziçi, Galatasaray Üniversitesi başta olmak üzere, Türkiye’nin sayılı üniversitelerine yerleştiler. AKP organize suç örgütü, bu süreçte çok sayıda okulun çehresini değiştirmek için kanunsuzca saldırdı. Öğrenciler, 5 sene boyunca, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı Türkiye’de isyanlarını biriktirdiler.

Nasıl geçti bu 5 sene hatırlayalım. Üniversitelerde çok değerli hocalar, hiçbir adil soruşturma yapılmadan tasfiye edilmiş, toplumsal muhalefet söndürülmüş, KHK’lar ile demokrasinin en ufak kırıntısının üzerine çökülmüş, bu sırada AKP ve meclisteki diğer AB-D’ci ortakları gül gibi geçinip gitmekteydi. Toplumsal muhalefetin lokomotifi olma iddiasındaki “sol” gruplar da kriz içindeydi diğer yandan. DİSK, KESK, TMMOB, TTB başta gelmek üzere, çok sayıda yığın örgütü Amerikancı Kürt Burjuva Hareketi‘nin enstrümanı haline gelmiş, hareketlerin cevher madeni olan mahallelerdeki isyan ateşi söndürülmüş, post-modernizm virüsü örgütleri her geçen gün daha fazla sarmalamış ve gruplar, kendi içlerinde her gün başka yavru gruplar üretmekteydi.

Böylesine olumsuzluğun bir arada bulunduğu bir ortamda, ODTÜ’de geçen sene meydana gelen ve kazanım ile sonuçlanan “Kavaklık” direnişi dışında, üniversite hareketi açısından somut bir kazanım bulunmamaktaydı. İşte Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan açık meydan okuma, bu durgunluk sürecinden de cesaret alınarak gerçekleşti. Oysa hesaba katılmayan durum, öğrencilerin “kayyum”u daha lise döneminden itibaren bilmeleriydi. “Kayyum” demek kalitesizlik, liyakatsızlık ve baskıcılık demekti.

Tüm bunların yanı sıra, Türkiye yeni bir kırılma noktasına doğru ilerlemekte. Belediye seçimleri sırasında yediği şamardan sonra düşüşü hızlanan AKP organize suç örgütü, pandemi ve ondan kaynaklı ekonomik kriz ile birlikte artık önlenemez biçimde bayır aşağı düşmekte. Onlara koltuk değneği olan iki yedek güç; pandemiyi -şimdilik- fırsata çeviren parababaları ve AKP organize suç örgütü ile ekonomik çıkar ortaklığı bulunan meclisteki diğer 4 AB-D’ci parti, bu önlenemez çöküşün frencileri durumundalar. İşte isyancılar, tüm şiddete, baskıya, karalamaya rağmen, böyle bir ortamda Türkiye genelinde bir gençlik isyanına dönüştürme fırsatına kapı açmış durumdalar. Buradan geri dönüş olmayacak, dolayısıyla bu isyan ya kendiliğinden-programsız olan her isyan gibi bir kazanımla sonuçlansa bile sönecek (ve başka bir isyana maya olacak), ya da biriktirdiği evrim süreçleri ile birlikte öncülüğü ile (yani yarın birlikte üretecekleri ile) buluşacak.

Bu noktada isyanın olumlu ve olumsuz giden yönlerini şöyle sıralayabiliriz.

BOĞAZİÇİ DİRENİŞİNİN – DOĞAL OLARAK – EKSİK YÖNLERİ

1- Post-Modernizm

Boğaziçi Üniversitesi, siyasetüstücü ve akıl karşıtı ideolojilerin, demokrasi kisvesi altında alıcı bulduğu bir okul oldu maalesef. Dolayısıyla eylemin içinde liberal, post-modern ve hatta Ortaçağcı Gerici ideolojilerin kolaylıkla yüzünü gösterebildiği yerleri görebiliyoruz. Bununla birlikte, eylemi sadece bu ideolojilerin egemenliğinde kabul etmek, çok büyük bir hata olacaktır. Bu eksiğin ışığında, Türkiye’nin algıları açık öğrencileri ile tartışma olanağı da yaratılmıştır.

2- Programsızlık

Boğaziçi Direnişi, son süreçlerde Türkiye’deki tüm direnişler gibi öncüsüz, programsız bir direniş. Bu programsızlık, çok önemsiz gözüken, bununla birlikte çok kritik hataları da beraberinde getirmekte. Örneğin AKP Genel Başkanı – diplomasız olmasına rağmen – “12. Cumhurbaşkanı” olarak kabul edilebilmekte. Y-CHP’nin İstanbul İl Başkanı’nın “size istifa et diyemeyiz” diyerek isyanı açıkça baltalaması sonrasında, yine Boğaziçi öğrencilerinin AKP Genel Başkanı’na yönelik bildirisinde bu doğrultuda bir dil kullanılıyor. Oysa AKP Genel Başkanı, tüm kanunsuzlukların muhatabı olarak tespit edilip, ilk günden istifanın hedefi olabilirdi. Tabii bu geriliği de isyana öncü gibi gözüken ekiplerin siyasi teslimiyetine bağlıyoruz. Gelecek günlerde yeni bildirilerde, isyanın genişlemesi ile birlikte, öğrencilerin Taksim-Gezi isyanının sloganı olan “Hükümet İstifa” sloganını benimseyeceğini düşünüyorum.

3- Yurtdışına kaçış

Boğaziçi Üniversitesi, hiç kuşkusuz ki Türkiye’de “yerli kimlikli yabancı” yaratılan üniversitelerden biri. ABD’nin en büyük destekçilerinden AKP ve onun öncülleri, çok sayıda üniversitede bu niyetle hareket ederek, nice algı kapasitesi yüksek öğrenciyi kafadan silahsız haline getirmekte. Boğaziçi öğrencilerinin çoğu, bugün kolaylıkla farklı ülkelerde okuyabilecek niteliktedir. Ve çoktan tercihlerini “ülkelerinde kalmak” olarak belirlemiş öğrencilerdir. Fakat onlara karşı uygulanan açık terör, bu fikri değiştirebilir. Öğrenci arkadaşlarımızın burada bir irade koyarak, kendilerinin değil, onlara terörist diyenlere, onlara küfredenlere karşı netçe tavır alarak, eğer onları beğenmiyorlarsa onların gitmelerini açıkça söyleyebilirler. Çünkü burada yaşamayı hak eden, hiç kuşkusuz ki Boğaziçi öğrencileridir.

BOĞAZİÇİ DİRENİŞİNİN OLUMLU YÖNLERİ

1- “Kahrolsun istibdad, yaşasın Hürriyet!”

1908 demokratik devriminin bu ünlü sloganı, Boğaziçi direnişi sırasında ilk haykırılan sloganlardan biri oldu. AKP organize suç örgütüne karşı açık bir meydan okuma olan bu sloganın kullanılması, bazı geri kafalıları rahatsız etti. Hiç kuşkusuz ki, geri kafalılar rahatsız olmaya devam edecektir. Kendi liberallerinin isyanı söndürmede yetersiz kaldığını gören AKP, karşı-mahallenin liberallerinden hızla yardım almasını bildi. Liberallerin şarlatan peygamberi Atilla Yayla, daha atamanın gerçekleştiği ilk gün “Melih Bulu, Boğaziçi Üniversitesi’nin gördüğü en liberal rektör olacak” diye buyursa da, isyan kesilmedi. Ayşe Hür ve Eren Keskin soytarıları, krallarından aldığı emir ile tüm gençliğin sahip çıktığı bu sloganı, müthiş bir cahillik ile İttihat ve Terakki’nin karşı-devrimci olduğu dönemin liderliğinde yer alan paşalara atfetti. Bu iki soytarıya gösterilen tepki, eylemin daha da büyümesi için barikat tanımayacağını gösteriyor bizce.

2- “BOÜN’ü BİMEKS işçileri yönetsin”

Boğaziçi Üniversitesi, aslında aylardır işçi sınıfının direniş alanı olmuş durumda.  Mehmet Murat Akgiray ve Ahmet Vedat Akgiray kardeşler tarafından kurulan Bimeks, -hileli- iflas sonrasında kapanmış ve çok sayıda işçi, hakları olan kıdem tazminatlarını alamadığı için direnişe geçmişti. Bimeks çalışanları, Akgirayların öğretim üyesi olduğu üniversitede aylardır hak arayışı içinde. Slogan ise ince bir gönderme ile, Boğaziçi Üniversitesi’nin demokratik biçimde, halk tarafından yönetilmesi isteğini dile getiriyor ve ileri bir adımı işaret ediyor. Dolayısıyla eylemlerde işçi sınıfı ile iç içe hareket etmek, büyük bir önem taşımakta.

3- “Hattı müdafaa yok, sahtı müdafaa var”

Boğaziçi direnişçileri, direnişin başladığı ilk günden diğer okullarla eşgüdüm sağlamak uğraşına girdi ve bunda şu anlık belli bir adım atılmış oldu. Çok sayıda ilde ve üniversitede, İstanbul’daki kadar geniş olmasa da eylemler yapıldı ve AKP, bu eylemlere şiddet gösterdi. AKP’nin de ezebileceği bir isyan girişimi yaratmak hesabı var diğer yandan (bu kadar gürültü patırtı içinde sadece 10 tutuklama yapılmasını buna yorabiliriz), bu sebeple isyanın giderek güçlenmesi şart. İşte bu noktada üniversiteler, önemli bir yönelim ile gelecekte üniversiteli olanlara yöneldiler. Şu anda 2016 isyanındaki gibi liseli öğrencilerden bildiriler yayınlıyor, onları bilinçlendiriyorlar çünkü gelecek yıllarda üniversite okuyacak olan onlar. Gençliğin tüm katmanlarının birlikte davranışa geçmesi, isyanın nedeni olan Melih Bulu’nun gitmesi için önemli bir adım olacaktır. Gelecek süreçlerde farklı ilişkilerle bu durumun harlanmasını bekliyorum.

Tüm olumlu ve olumsuz yönleriyle, BOÜN direnişi Türkiye için çoktan önemli bir kazanımın basamağı haline geldi. Öğrencilerin haklı taleplerinin karşısında yer alanların, Alaaddin Çakıcı gibi mafyaların ve AKP organize suç örgütünün yanında yer aldığını net olarak söylüyoruz, söyleyeceğiz. Bu direnişte üçüncü bir seçenek bulunmamaktadır.

[1] Kadıköy Anadolu Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Vefa Lisesi ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi, 6 lise olarak ALB‘yi kurdular ve İzah adında dergileri, 2 sayı olarak yayınlandı.

Özgür Gülsoy Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ