Özgür Gülsoy yazdı… “Devletin ‘Yüksek Kapı’larına mahkum muyuz?”

İnsan bilinçaltı, kolay olanı seviyor. Günümüz iktisadi sistemi Tekelci Kapitalizm ise kolay olana ulaştırmayı, konfor alanları yaratmayı seçiyor.

28 Eylül 2020 0

“Yargı altın çağını yaşıyor” diye sevinç çığlıkları atan “Bin Kalıplı”nın oğlunun Dışişleri Bakanlığı’nda sınav kazanması sonrasında, siyasette akrabalık ilişkileri ve yüksek makamlara talip olma yeniden gündeme geldi. Gençlerimizin yaşamlarını sürdürme kaygısı ile en ufak siyasi girişimden mahrum edildiği şu günlerde, güvenlik araştırmalarının “neye göre, kime göre” olduğu tekrardan tartışmalara konu oldu. Tüm bu tartışmaların içinde, “yüksek memurluk kapısı” neyi ifade eder, buralarda bulunmak ne anlama gelir bunu tekrardan kabartılandırmak gerek.

Hikmet Kıvılcımlı, 50 yıl önce yüksek memurluklar peşinde koşanların görüşünü şöyle dile getirmekteydi;

“Türkiye’ de öyle kuşaklar geçti ki, onların içinde her meslekten nice sayılı kişiler, büyük bir rahatlıkla, yahut titizlikle, ikide bir şöyle konuşurlar:

“-Politika mı? Aman, Allah göstermesin! En tiksindiğim şey politikadır. Ben işime bakarım.Benim işim: Hekimliktir, yahut Avukatlıktır, yahut Öğretmenliktir, Askerliktir, Memurluktur, Bilginliktir, Hakimliktir. ve ilh., ve ilh.. Politikayı yanıma uğratmam!”

Böyle övünen çoğu “Aydın” kişiler, farkına varmaksızın, Politika dışında kalmakla “İnsanlıktan”çıktıklarını, söz gelimi “Hayvan”laştıklarını, yeniden “Maymun”laştıklarını açıklamış olurlar.” [1]

İnsan bilinçaltı, kolay olanı seviyor. Günümüz iktisadi sistemi Tekelci Kapitalizm ise kolay olana ulaştırmayı, konfor alanları yaratmayı seçiyor. Bu yüzdendir ki daha zorlu alanlar yerine, daha “yüksek memurluklar”ın, uzmanlıkların peşinde, siyasetten uzak duran insanlarımızı görüyoruz. Sadece hak arama siyasetinden, devrimcilikten vazgeçenlerden bahsetmiyoruz, parlamento siyasetinde yer alan partilerden, hatta bağımsız derneklerden, memur olmak için istifa eden insanlara şahit olmaktayız.

Eğer siyasetten el çekmeye vicdan el vermedi mi? Bahane hazır; yüksek memur olunca daha büyük işler yapılacak, bir siyasetçinin, bir eylemcinin yapamadıkları yapılacak“tı”. Hatta bunun için büyük yeminler edile“cek”, “haklı bahaneler” ardında yüksek memurluk kapısı ardında çabalamaya devam edilecek“ti”

Ancak konfor cennetinin koruyucusu devlet, o konforu “adalet sağlamak” ya da “devlete faydalı olmak” için değil, devletin güdücüsü bir avuç Parababasının çıkarını korumak için vermekteydi. Bu basit tekrarı neden yapıyoruz? Çünkü bu en basit bilgi, gerek yüksek makam merakından, gerek gündelik çıkarlar uğruna unutuluyor.

Babil artığı aydın tabakamız, yiğitçe, mertçe demiyor ki “ben konfor alanımı korumak istiyorum” diye… Biz onu yaşam biçiminden, davranışlarından yorumlayabiliyoruz. Son yıllarda dışarıdan ithal, kürsü sosyalizmimiz “yaşam alanlarımızı savunalım” sloganı ile çok parlak gözüken, fakat sonucu insanları siyasi rahmetli yapmaktan başka bir işe yaramayan bir slogan üretmekte. Oysa zor olmadan, üretimde bulunmadan, eyleme geçmeden, spor dili ile konuşursak, savunmada kalarak hangi kazanım elde edilebilmiş? Yaşam alanını savunmanın bedeli ne? Daha fazla gelir elde etmek, daha az emekgücü gerektiren işlere yönelmek, daha fazla konfor alanı kovalamak…

Tüm bunların sonunda, dünyamızdaki tüm kötülüklerin sebebi olan Parababaları ile ilgili bir çelişki kalır mı ortada? Kalmıyor. Hele son yıllardaki bayır aşağı gidiş sonrasında, insani değer olarak da geri gidişler yaşanmakta. İşte o çok küçük gibi görülen detayın ucunda, “düşündüğü gibi yaşamak için güreşmeyen aydının uşak oluşu”ndan başka sonuç çıkmıyor karşımıza.

Tüm bilimlerin hor görüldüğü ülkelerdeki gibi, siyaset yapmanın aşağılanması ister istemez davranışa yansıyor. Siyasi ortamın yarattığı olanaklar, örgütlü olmanın getirdiği olanaklar, daha fazla bilgiye ulaşma şansına sahip olmak, yukarıda bahsettiğimiz “yüksek makam”lara göre yeğ tutulmuyor. Bir başka aydın sorunu olan yurtdışına göç etmek (yani nöbet yerini terk etmek) yine farklı bir kapı olarak sunulmakta. Her ne kadar baskı altında ve dar olanaklara sahip bir ülke de yaşasak da, kendimizi kurtaracak olan yine kendi kollarımızdır. Bu olanaklar denenmeden yaşam alanını korumak için didinmek, kibarcasını söylersek, köleliği tercih etmekten başka bir şey değildir.

Özgür Gülsoy Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ