Özgür Gülsoy yazdı… Emperyalizmin Boyası Döküldü

Yaşadığımız pandemi süreci, bu “boyayı” söküp attı. Özellikle sağlık sektöründe, emperyalizmin acizliği ve yönetemez hale gelişi ayyuka çıktı. Tekniği durdurmanın sonunun insan yaşamı ile ödendiği bir döneme girildi. 

22 Nisan 2020 0

Devlet ve Devrim’in kitabının son bölümü, filmlerdeki mutlu sonlar gibi şu sözlerle biter:

Bu broşür 1917 Ağustos ve Eylülü’nde yazılmıştır. Son bölümün, “1905 ve 1917 Rus Devrimleri Deneyimi” başlığını taşıyan VII. bölümün planını daha önce kararlaştırmıştım. Ama, başlık dışında, 1917 Ekim Devriminin öngününü belirleyen siyasal devrim tarafından “engellenmiş” olarak, bu bölümün bir tek satırını bile yazacak vaktim olmadı. Böylesine bir “engel”den yalnızca kıvanç duyulabilir. Ama bu broşürün (“1905 ve 1917 Rus Devrimleri Deneyimi”ne ayrılmış) ikinci fasikülü, kuşkusuz çok daha sonraya bırakılacak; “bir devrim deneyi” yapmak, o konuda yazmaktan daha güzel ve daha yararlıdır.”

Emperyalizmin nasıl çürümüş hale geldiğini insanlara ne yaparsak yapalım, bu pandemi günlerindeki gibi anlatamazdık. Bu nokta bize umut sağlıyor tabii. Lenin’in vardığı mutlu sonu yazmaya vakti olmadığı gibi, daha fazla zamanımız var gibi gözükse de, sağlıklı bir değerlendirme yapma şansımız olamayabiliyor.

9 yıl önce, Tepki ve Değişim Dergisi’nin 37. sayısında emperyalizmin teknik gelişimin önünü bir “morfin” misali acı dindirici olarak geçici süre ile açtığını belirtmiştim. [1] Üzerinden 9 yıl geçen bu yazı doğrultusunda baktığımızda, teknik gelişimin nasıl yavaşlatıldığını iletişim araçları üzerinden örneklemiştik. Bilgisayarlar hızlandı, aygıtlar daha küçük hale geldi, daha küçük devreler, daha fazla veriyi taşıyabilir hale geldi. Eski aletlere ne oldu? Çöplüğe doğru yol aldılar. Dayanıklı, iyi tasarlanmış, üzerinde bilişim çalışanlarının teri bulunmasına rağmen, içindeki donanımın devreleri uzun süre dayanabilecek durumdayken bir kenarda kaldılar. 10 yıl önce var olan teknikle, bugünkü teknolojiyi yakalamak zor değildi ve daha az kârlıydı. Bizler, daha uzun kullanabileceğimiz ürünleri çöpe atarken, onlara maliyetinin çok daha üstünde ücret ödedik. 

Emperyalizmin teknolojiye yönelik bu aşırı tüketim ekonomisi odağı, farklı sektörlerde de uygulanmaktaydı. Bugüne kadar geri teknikten dolayı çok sayıda insan zaman kaybetti, sinirlendi, uykusuz kaldı, hatta yaşamını yitirdi. Teknik, “konfor” alanı dışında kitlelerin kullanımına sunulmadı. Aklınıza hangi sektör gelirse gelsin, güvenliğin ve insan sağlığının hep bedeli oldu. O bedeli ödeyenler de tabii ki zenginlerdi.

Yaşadığımız pandemi süreci, bu “boyayı” söküp attı. Özellikle sağlık sektöründe, emperyalizmin acizliği ve yönetemez hale gelişi ayyuka çıktı. Tekniği durdurmanın sonunun insan yaşamı ile ödendiği bir döneme girildi. 

Pandemi öncesinde Dünya gündeminde ne olduğuna bakarsak, Fransa’da dur durak bilmeyen grevler, Güney  Amerika’da karşı-devrimcilere karşı hareketler ve Ortadoğu’da aylarca süren emekçi eylemleri görüyorduk. Hatırlayanlar olacak, 2020’de Türkiye dahil çok sayıda ülkede isyanlar patlayacağı, bunları yönetmede iktidarların aciz kalacağı da gelen bilgiler arasındaydı. [2]

Biraz geriye gidelim ve hangi durumda olduğumuzu hatırlayalım. Henüz “salgın” olayı Çin’in bir eyaletlerinde sürmekteyken, emperyalizmin büyük yedilisi olayı çok ciddiye almayan açıklamalar yapmaktaydı. Onların hesaplarında, ülkelerindeki sosyal hareketlenmeyi durdurmak, fırsattan istifade bazı kanunsuzlukları “olağanüstü hal” olarak sunmak ve “Allah’ın bir hikmeti” olarak insanları korkutmak vardı (ah, kime benzedi acaba). İşte bu hesaplar içinde pandemi, tüm Avrupa’ya ve ABD’ye yayıldı. Alınması gereken önlemler, zamanında alınmadı ve bu “ufak” yanlışlık, birkaç maaşlı görevlinin başına kaldı. “Aynı gemideyiz” masalları ile olay çarpıtılmış ve sanki olaya karşı önlem alma teknikleri yeterliymiş gibi “aman” dileyerek, özür dileyerek göz boyamışlardı.

Görüldüğü gibi evdeki hesap, çarşıya uymadı. “Kitle bağışıklığı”, “Toplu tecrit” ve hatta “kitlesel ölüm” çözümlerini sunan burjuvazi, pek de umursamadıkları bu hastalık karşısında aciz kaldı. Hatta şu günlerde saldırganlaşarak Çin’i suçlamaktalar (ki bu yazı yazıldığında DSÖ, iddiaları reddetti). İletişim alanında teknik gelişimin önünü kesmenin amacı biraz daha fazla para kazanmaktı, zaman zaman bu kazancını feda edebilirlerdi bazı gelişimlere göz yumarak. Fakat bu defa olayın ucunda ölmek vardı. Üstelik tek sorun bu değildi. Emperyalizm, bu zamana kadar bütün eksiklerini kapama sanatını, kitlelerin örgütsüzlüğünün katkısı ile kotarmış ve yoluna devam etmişti. Tekniği ne kadar kısıtlarsa kısıtlasın, “boyayı” üstüne sürdüğü anda onun için sıraya girecek müşteriyi buluyordu.

Bugün burjuvazi, yaşamları pahasına insanlara sağlığı sunmak için didinen ve tüm teknik eksiklerine rağmen bunu özveri ile kapamaya uğraşan inanmış doktorların, bilim insanlarının hışmı ile karşı karşıyalar. Elbette bu pandemi süreci geçecek, elbette yaşam normale dönecek. Fakat eskisi gibi olmaması gereken bir şey olacak, o da sağlıkta tekniğin önünün kesilmesi, yani kar odaklı sağlık sektörü – özelleştirilmiş sağlık sektörüdür. Emperyalizmin bozulan birinci ezberi bu oldu.

“Ağustos böceği” misali araştırma ve geliştirme güdülerini para kazanmak için körelten bir avuç bilim kalpazanı ise aciz yakalandılar. Çünkü onlar beyin tembelliği ile oluşabilecek pandemilere karşı araştırma yapmayı ertelemiş, ilaç şirketlerinin yatırım yaptığı kaymaklı alanlara doğru ilgilerini yöneltmişlerdi. İlgilerini bu yönde tutmaya devam eden bilim insanları ise doğaldır ki, olanakları kısıtlıydı ve önleyici sağlığa yönelmek zorunda kalıyorlardı. Emperyalizmin bozulan ikinci ezberi, tekniğin önünde durabileceğini ya da onu sadece “konfor” alanında bir morfin gibi kullanabileceğini sanmak oldu.

Bu işin şu andaki olgusu, peki ya gelecekte bize düşen iş yok mudur? Kendiliğinden her şey ağzımıza armut gibi düşecek midir? Bu konuda, yani emperyalizmden kurtulma konusunda eksiklerimizi dile getirmek, değerlendirmek zorundayız.

ABD’de yaşayan “Uluslararası ekonomi ve siyaset stratejisti” Cenk Sidar, pandemi sonrasında emperyalizmin daha da güçleneceğini iddia ediyor ve bu süreçteki çelişkiyi de şöyle ortaya koyuyor. [3]

Bundan sonraki ayrım dijital ile analog sınıflar arasında olacak.”

Yani hizmet ve sanayi sektörü ile bilişsel emekgücüne dayalı sektörler arasında çelişki baş göstereceği belirtilmekte. Pandemi dolayısıyla “analog” tabakaların iş alanının değişeceği belirtiliyor.

İlk bakışta, yıllardır tekrar edilen “yeni sınıf” tespitlerinin bir uzantısı olarak gözüken bu görüş, aslında bir şeyi saklamayı amaçlıyor. İşçi sınıfı içinde tabakalaşmanın şiddetlendirilerek, çalışanların hizmet ve sanayi sektöründe çalışmaya zorlandığı, buraya itildiği gerçeğini gizliyor.

Emperyalizm, özgür dijitalleşmeyi (sansürsüz internet, haber alma özgürlüğü, ifade özgürlüğü) nasıl önlemek için canla başla çalışıyorsa, dijitalleşme sonucu ortaya çıkan değeri ödememe konusunda da aynı şekilde canla başla çalışmakta. Aslında, emperyalizm Sanayi 4.0 ile birlikte çok sayıda kişinin işlerini robotlara ve otomasyona terk edeceğini söylerken bir öngörüde bulunmuyor, bir dileğini dile getirmiş oluyor. Bunun için de iki fiil uyguluyor. Birincisi, dijitalleşme konusunda yeteneği olan çok sayıda kişiye ücretlerini hakkı ile ödemiyor. Bunun için, ülkemiz eğitiminde sağlık sektörüne olan ilgiye bakmamız yeter. Dijital dünyanın yarattığı yeni alanlara gençler yönelemiyor, çünkü büyüklerinin haklarını alamadığını, geçinemediğini görüyorlar.

İkinci olarak, yedek işgücü dediğimiz işsizler ordusunu ve hizmet sektörünü bilerek, isteyerek nicelikçe arttırıyorlar. İnsanlar üniversitelerde gördükleri eğitim doğrultusunda iş yaşamına giremiyorlar ve bu “anarşi” ortamında “ne yapalım, okumasalardı” diye karşılık görüyorlar. Burada hem hizmet sektörü çalışanı olmak, hem de işveren-esnaf olmak, açık biçimde “tekniğin en üst seviyesine gelme” noktasındaki tüm hedefleri parçalamakta. Çünkü buradaki insanlar sunduğu “hizmete” yabancı bir şekilde ve modern üretimin tüm işleyişinden kopuk bir biçimde iş yaşamını sürdürmekteler. Hiç kimse, hizmet sektörüne buna “yeteneği” olduğu için girmiyor, yaşamını sürdürecek ücreti kazanmak için giriyor. Bununla beraber, bu tip sektörlerin dolaylı üretimin organize olamaması ve en ufak bir krizde bu insanların (bugün olduğu gibi) açlıkla karşılaşması, emperyalizmin öngördüğü bir çatışma değil, tam zıttı bu insanları bu noktaya itmek istemesinden dolayıdır.

Şimdi ise diyorlar ki “bunlar arasında çatışma yaşanacak”. Ah, neden acaba? Sen öyle istiyor olduğundan olmasın?

Emperyalizmin pandemi sonrasında planı bu. Binlerce sayfa kitapla yazıp anlatabileceğimiz şeyleri üç beş basit şeyle anlatabileceğimiz günlerde emperyalizmi kündeye getirmek elimizde. Bu doğrultuda ne yapabiliriz?

Özellikle, bugünün savaşçıları olan sağlık çalışanlarını işçi sınıfı mücadelesi saflarına davet için bir saniye beklemeye gerek yok. Çünkü bugün, özelleştirme politikalarının nasıl bir sefalet noktasına geldiğini en çıplak biçimde görenler onlar oldular. Öyle günler geçiriyoruz ki, sahip olunan ilkeler (Hipokrat Yemini) acaba yeterli mi diye sorgulamaktayız.

Modern üretimin motoru işçi sınıfımız ise yük hayvanı yerine konuldu ve ölümle burun buruna getirildi. Onların mücadelesini sarı sendikaların boş vaatleri ile değil, somut, elle tutulur, günlük olarak zaferle kazanılacak işlerle perçinlemeliyiz. Onların talep etmeyi hatırlaması, yaşama tutunması bugün için anahtar değerindedir. Buna göre çalışmalıyız.

Hizmet sektörüne ve işsizliğe itilen milyonların bırakınız teknik ile bağlantısız kalmasını, daha öncelikle gerçek bir anlamda üretime dahil olmasını sağlayacak iş alanları talebini güçlendirmeliyiz. Bir öğrenci, bir aydın garsonluk, tezgahtarlık yaparak “tecrübesiz” kalmamalı. İş görüşmelerinde bu insanlara tecrübe sormayı iyi biliyorlar, ama o alanı yaratmıyorlar. Çok meraklıysa parababaları dijitalleşmeye “Halep oradaysa, arşın burada”: Bu insanlarımızın teknolojik araştırma yapacakları ve üretebilecekleri, bilişsel olarak yaptığı çalışmanın karşılığını alabilecekleri alanlar açın da görelim. Bugün “konfor” satan sosyal medya tekellerinin dışında bu alanı yaratamayanlar, bu konuda ütopya satmaktan başka iş yapmamaktadırlar.

Bir söz de bizleri besleyen köylülerimiz, tarım üretmenimiz için… Onların zaten berbat olan hali iyiden iyiye berbatlaştı. Üretim önlemleri düşünülmeden alınan kararlar ve gelmeyen destekler onları sürünmekten beter etti. Bugün aç değiliz, yarın önlem alınmazsa ne olacağı meçhul. Fakat emperyalizmin tarıma bir fayda sağlaması, insan sağlığına ve tekniğin son sözüne kulak vermesi olası gözükmüyor.

Yine de, talep etmekten ve taleplerimizin gerçekleşmesini zorlamaktan, en ufak bir kazanımdan geri durmamamız gereken günlerden geçiyoruz. Talep etmeyi mutlaka hatırlamamız gerek.

İnsanlık mutlaka ki bilimsel sosyalizme kulak verecek. Biz görevimizi yaparsak başarmak için hiçbir engelimiz yok. 

[1] Özgür Gülsoy – Tam geberirken bulunan ilaç: Teknik (Tepki ve Değişim Dergisi – Mart 2011, sayı:37)

[2] 47 countries witness surge in civil unrest – trend to continue in 2020 – Maplecoft Report (İngilizce)

[3] “Vahşi kapitalizm pandemiden güçlenerek çıkacak” – Deutsche Welle Türkçe

Özgür Gülsoy Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ