Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu yazdı… Barış ve Demokrasi ne demek?

“Ülkemizde ve dünyada insanların özgürlük içinde, barış içinde demokrasi düzeninde yaşamasını istiyoruz” gibi bir cümleyi herkes kurabilir.

07 Eylül 2021 0

“Ülkemizde ve dünyada insanların özgürlük içinde, barış içinde demokrasi düzeninde yaşamasını istiyoruz” gibi bir cümleyi herkes kurabilir. Bu sözcüklerin çok sık kullanılması, insanlarımızın bu ortamda, bu kavramların anlattığı şeylere daha çok ihtiyaç duymasından kaynaklanıyor.  Halk barış istiyorsa demek ki; kendini çok güven içinde hissetmiyor. Irak ve Suriye’ye yapılan AB-D emperyalistlerinin, Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) çerçevesindeki saldırısı ülkemizi derinden etkiliyor. Kürt sorununu da bu plan dahilinde, bu emperyalist güçler çözeriz diyorlar. Yapmaya çalıştıkları, Türk, Kürt, Arap halklarını, mezhepsel ayrılıkları da kullanarak birbirine kırdırmak.  Şimdi tüm bunları görmeyip, AB-D Emperyalistlerini ve NATO’yu bölgemize çağırmanın, barışla bir ilgisi olamaz. Bunların barışına tüm dünyada Amerikan Barışı (Pax-Americana) deniyor. Dünyanın hiç bir bölgesine huzur getirmemiş bu emperyalistler. Gerçek barışı, devrimciler ve halklar yapar. Tarih her zaman bize bunu göstermiştir.

Gelelim demokrasi kavramına; demokrasi, halkın kendi, kendini yönetmesi diye anlatılır. İlkçağlardan gelen bir kavram. O çağlarda yalnızca özgür vatandaşlar ve erkekler bu yönetim düzeninde söz sahibi olmuşlardır. Yani Köle sahibi efendilerin demokrasisi. Yaşadığımız düzende demokrasi, burjuva devrimleriyle birlikte anılır. 1789 Fransız devrimiyle birlikte ortaçağcı derebeyleri ve kilisenin yönetimindeki egemenliğine son verilir. Laiklik bu devrimin temel özelliklerinden, başlıcasıdır. Burjuvazinin karşında, İşçi sınıfı doğar. İşçi Sınıfı emeğini özgürce satma hakkını güvence altına alınması, ilerleyen yıllarda olacaktır. Bu döneme vahşi kapitalizm denir. Milyonlarca işçi bu mücadeleler sonucunda, hayatını kaybedecektir. Demokrasi ile kapitalizm eş anlamlı olarak da kullanılır. Genellikle kastedilen işveren (burjuva) sınıfının diktatörlüğüdür bir anlamda. Çünkü egemen sınıf onlardır.  Emperyalizm,  kapitalizm denen bu düzenin tekelci aşamasıdır. Finans Kapital, yani parababaları düzenidir bu düzen. Bu aşamada, artık, burjuvazi gericileşmiştir. Girdikleri ülkeleri sömürgeleştirirler ve o ülkede en geri sınıflarla işbirliği yaparlar ki, o ülke gelişmesin, ilerlemesini istemezler. Bu nedenle İngiliz emperyalizmi 1928’de Mısırda ilerici halk hareketlerine karşı Müslüman Kardeşler örgütünü kurar. ABD, 1970’lerde Pakistan’da ilerici Zülfikar Ali Butto iktidarını, Ziya Ül Hak’a yaptırdığı darbeyle devirir. Pakistan’da bütün okullar medreseye çevrilir ve Taliban örgütü (El Kaide, El Nusra, IŞİD bu örgütten türemiştir) işte buradan çıkar.

Ülkemizde de demokrasiye geçimiz sıkıntılı bir süreçtir. Jöntürk devrimi denen 1908 Meşrutiyet devrimi, Kurtuluş savaşımız, Cumhuriyeti ilanı, Halifeliğin kaldırılması demokrasiye geçişin önemli aşamalarıdır. Fakat ülkemize ve Ortadoğu ülkelerine kök salmış olan, dini siyasete malzeme yapan Ortaçağcı Tefeci-Bezirgân sınıflar alt edilemez. [1]  Ülkeyi yöneten Egemen sınıf Finans-Kapital, bu Tefeci-Bezirgân sermaye ile işbirliği yapar. Uzun yıllar miri toprak düzeni, eşitlikçi bir toprak düzeninde yaşanmasına rağmen toprak reformu yapılamaz.  Halkı aydınlatacak, Köy Enstitüleri gibi okullara en çok 10 yıl izin verilir.  27 Mayıs 1960 devrimi ve 1961 Anayasası demokrasi yolunda en önemli aşamalardan biridir. Çünkü bu anayasayla birlikte İşçi sınıfımız Toplu Pazarlık ve grev hakkına kavuşur. Demokrasinin en temel ilklerinden biri de emek gücünün özgürce pazarlanmasıdır. O yıllarda kazanılan bu hak, 12 Eylül 1980 faşist darbesinden beri, bu hak iyice kısıtlanmıştır, doğru dürüst kullanılmamaktadır. 4+4+4 medrese eğitim düzeni, bu iktidar tarafından hayata geçirilen, laikliği ortadan kaldıran bir uygulamadır. Laikliğin olmadığı, emek gücünü özgürce pazarlık yapma hakkının olmadığı bir düzenin Ortaçağ düzeninden bir farkı kalmamaktadır. Seçimlerin yapılması ülkede o ülkede demokrasi olduğunu göstermez. Olaya sınıflar açısından yaklaşmak zorundayız. İşveren ve İşçi sınıfı arasında özgür bir pazarlık düzeni var mı? Emperyalizm o ülkede yönetimi belirliyor mu? Laik bir düzende yaşanıyor mu? Bu sorulara doğru cevaplar verirsek neyin ne olduğunu anlarız.

[1] Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye’de Sınıflar ve Politika. Derleniş Yayınları,1993

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ