Sendika ağalığının panzehiri; Devrimci Sendikacılık

“Diyalektiğe göre doğada ve yaşamda her şey zıddı ile birlikte bulunur. Sarı sendikacılığa karşı Devrimci Sınıf Sendikacılığı hep vardır, var olmaya devam edecektir. Zira sendikalardaki sarılaşmanın ve ağalaşmanın panzehiri; Devrimci Sınıf Sendikacılığıdır…”

24 Ekim 2018 630 0

Bir önceki yazımızda; “…ortalık sendika ağalarına kesmişken, bu sendikalar faciası ortamında kızıl bir yıldız gibi parlayan, İşçi Sınıfına umut olan, onların dertleri ile dertlenen, işkolu ayrımı yapmadan, haksızlığa uğrayan, sarı sendikaları tarafından satışa getirilen işçilere sahip çıkan, şatafattan uzak duran, ortalama işçi yaşamını sürdüren ve dolayısıyla İşçi Sınıfını “milletin ve memleketin en geniş münasebetleri içinde, tesirli olabilecek davranış ve düşüncelerle” harekete geçirebilecek gerçek devrimci sendikacılar hiç mi yok?” diye sormuş ve “Elbette var” demiştik.

Var, ama;

Onların milyonluk makam araçları, yatları, katları yok.

Onlara ulaşmak için, önce sendikanın giriş kapısında güvenlik kontrolünden geçmek ya da makam sekreterinin başkandan onay almasını beklemek de gerekmiyor.

Birden fazla telefonları yok. Var olan telefonları yirmi dört saat açık ve doğrudan kendileri çıkar.

Başı derde giren her işçinin yanındadırlar.

Sadece işçiler mi?

Vurgun ve talana kurban edilen mahalle halkının da sorunlarını sahiplenirler.

Arı gibi çalışırlar. İşverenlerin icazetiyle değil, işçilere verdikleri güvenle ve kendi yetenekleriyle işyerlerinde örgütlenirler.

Parababalarına karşı mücadelenin daniskasını yürütürler. Örgütlenme ve Toplu Sözleşme süreçlerinde işçiye yalan söylemezler. Olabilecek en kötü olasılığa karşın hazırlıklı olmayı önerirler ve mücadele etme sözü verirler. İşgallerle, direnişlerle, grevlerle dolu şanlı bir geçmişleri vardır.

İşçiler bırakmadıkça hiçbir mücadeleden pes etmezler. Toplu İş Sözleşmeleri, ancak işçilerin çoğunluğunun onay vermesiyle imzalanır.

Sınıf mücadelesi içinde, dünya görüşlerini saklamadan, sendikaların alabildiğine geniş heterojen örgütler olduklarının bilinciyle işçileri; ekonomik, demokratik, sosyal hak ve çıkarları etrafından bir araya getirirler, örgütlerler.

İşçi Sınıfının tarihsel haklılığının ve topluma önderlik yapabilecek, toplumu ileriye taşıyabilecek biricik güç olduğunun bilincindedirler.

Tabii İşçi Sınıfı bilimine inanırlar. Devrimcidirler, sosyalisttirler.

İşte bu inançları ve inatçılıkları ile onbinlerce işçiyi örgütlemişler, bir kısmını toplu sözleşmeye kavuşturmuşlardır. Örgütledikleri işçilerin bir kısmı da Çalışma Bakanlığının bir kalem oyunu ile işkollarının dışına çıkartılıp ellerinden alınmasına karşın pes etmeden ısrarla örgütlenmeye devam ederler.

Kendi işkollarında olsun olmasın tüm işçilerin sorunlarına sahip çıkarlar.

Sarı sendikaların ihanetine uğrayan Real Market, Uyum-Makro işçilerine de sahip çıkan ve bu direnişlere önderlik edenler de onlardır.

İşçi Sınıfı örgütlenmesini ve Parababalarına karşı yürütülen mücadeleyi ülke sınırları ile daraltmazlar. Tek tek ülkelerdeki İşçi Sınıfı mücadelelerini aynı hedefe doğru yürüyen değişik müfrezelerin farklı kollardan yürüyüşü olarak görürler. Bu nedenle, yerli-yabancı sermayeye karşı mücadelenin bir bütün olduğunun bilinciyle, Dünya İşçilerinin sendikaları ile söz ve eylem birliği içindedirler. O örgütlerde yöneticidirler.

Daha birçok özelliklerini sayabileceğimiz Devrimci Sendikacılarımızın (sendika ağaları ile kıyaslanınca) sayıları çok çok az olmasına karşın, neyse ki; meydan boş değil.

Onların varlığı ağaların rahatını kaçırıyor.

Kıskanıyorlar. Kışkırtıyorlar. İftira atıyorlar.

Ülkemizde, Devrimci Sınıf Sendikacılığının cisimleştiği yer; bugün için Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun liderliğini yaptığı Nakliyat-İş Sendikası kadrolarıdır.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlıdır. Ama DİSK’in adına, tarihine ve mücadele geleneğine sahip çıkmayanlar tarafından hep yalnız bırakılır. Yürüttüğü ve her biri kahramanlıklarla dolu ve bir o kadar başarılı sonuçlar elde edilen mücadeleleri görmezden, bilmezden gelinir. Bir manevi destek ziyaretini bile çok görürler.

Real Market direnişinde görüldüğü gibi DİSK yönetimi; açıktan Alman emperyalistlerinin yanında yer alan ve verilen hak mücadelesine çamur atmaya çalışan sendikasının yanında dururken, Real Market direnişinden uzak durmaktadır. Hatta ilerici, demokrat, sol geçinen kitlelerin bu cesur mücadeleye ilgisiz kalmalarını teşvik ve telkin ederler.

Ne yapalım, onlar için atıl sendikaları ele geçirip birikmiş mal varlıklarını hiç edenler daha makbul anlaşılan. DİSK’in, uzun yıllar binasını kullandığı sendikayı ele geçirip bu sendikanın içini boşaltanlardan hesap sorma cesareti gösteremeyenlerin, Nakliyat-İş’in yanında durmaya yüzleri de olmaz.

Bunlar, check-off sistemiyle kaynaktan kesilen aidatlarla küçük dükkânlarında idare ediyorlar, nasıl olsa.

Kim uğraşacak, polisle, özel güvenlikle, direnişle, grevle…

İşte buna sarı sendikacılık denir.

Sarı sendikacılığı besleyen ve koruyan en önemli kaynaklar ise;

1- İşverenlerin, sendika aidatlarını işçinin maaşından keserek sendikanın hesabına yatırdığı check-off sistemidir.

2- Sendikacıların maaşlarının işkolunda çalışan işçilerin aldıkları ücret ortalamasının fersah fersah üstünde olmasıdır.

3- İşkolu ve işyeri barajlarıdır.

Hikmet Kıvılcımlı, bundan elli sene önce de aynı tehlikeye dikkat çekiyor. Önceki yazımızda alıntı yaptığımız Toplu İş Sözleşmesi (TİS) değerlendirmesinde bulunan; “Sendika üyeleri istifa ettiklerini Sendikadan alacakları bir vesika ile ispat etmedikçe aidatları kesilmeye devam edecek.” şeklindeki düzenlemeyi; “Sendikaya her nasılsa girmiş olanın bir daha çıkmaması için tedbir almakla işe başlamışlar.” diye eleştiriyor, Kıvılcımlı.

Yani sarı sendikacılık; bundan elli yıl önce de aynı kaynaktan besleniyordu, şimdi de…

Bugün bir fark var; sendikadan istifa eden işçi ayrıca bir de “sendikadan vesika almak” zorunda değil.

Ayrıca bu check-off (kaynaktan aidat kesme) sistemi, kamu çalışanı sendikalarında da kısa sürede sarılaşmanın önünü açtı.

Sendikacıların; maaş ve ödeneklerinin faaliyet gösterdikleri işçilerin maaşlarının çok üstünde olması da sarılaşmanın diğer nedenlerindendir. Zira sendikacılık bir meslek değildir. Sendikacılık; İşçi Sınıfının hak ve çıkarlarının savunulduğu, korunup geliştirildiği görev yerleridir. Yöneticilerin geçim ve kazanç kapısı hiç değildir. Bu nedenle sendika yöneticilerinin maaşları, işkolundaki ortalama işçi ücretini aşmamalıdır.

Bütün bu sarılaşmalara karşı tüzüksel anlamda önlem alan tek sendika da Nakliyat-İş Sendikası’dır.

Nakliyat-İş tüzüğünün 46/1. maddesine göre; “Üyeler, aidatlarını sendika tarafından çıkarılacak makbuz karşılığında öderler.”

Yine tüzüğün 50/c maddesine göre de; “Yönetici ve personelin ücretleri sendikanın kurulu bulunduğu iş kolundaki ortalama işçi ücretinden fazla olamaz. Ücretler bu ilke çerçevesinde Genel Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.”

Sarı sendikacılığın önünü açan işkolu ve işyeri barajları ise 12 Eylül faşizmi tarafından getirilen son derece antidemokratik düzenlemelerdir. Bu engeller, devrimci sendikaların önüne büyük bir set olurken, Türk-İş ve Hak-İş gibi devlet eliyle büyütülen sendikaların işine yaramıştır.

Bu baraj uygulanması, siyasi iktidar tarafından sendikaları hizaya getirme aracı olarak da kullanılmaktadır.

Anlayacağınız devrimci sendikacıların işleri hâlâ zor ve zahmetli.

Diyalektiğe göre doğada ve yaşamda her şey zıddı ile birlikte bulunur. Sarı sendikacılığa karşı Devrimci Sınıf Sendikacılığı hep vardır, var olmaya devam edecektir.

Zira sendikalardaki sarılaşmanın ve ağalaşmanın panzehiri; Devrimci Sınıf Sendikacılığıdır…

Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ