Sendikacı Patron olursa…

08 Ağustos 2019 98 0

Malum, tatil sezonu çoktan başladı. Tatil için, gidebilen denize, yaylaya, köyüne gitti ya da gidecek. Ancak düşük ücret alan işçiler çocukları ile tatile gidememenin ezikliğini yaşıyorlar. (Senelik izninde maddi olanaksızlıklar nedeniyle hiçbir yere gidemeyen işçi sayısı da az değildir.)

İşte tam bu zamanlarda benim aklıma, daha çok sendikaların “Dinlenme Tesisleri” (“Eğitim Tesisleri”) geliyor. Yanlış anlaşılma olmasın dinlenme tesislerini eleştirmiyorum. Tam tersine olması gerekir. Çünkü bu tesislerde çok iyi eğitim çalışmaları yapılabilir. Yani işçiler tatil yaparken eğitim çalışmalarına da katılabilir. Eğitim çalışması da olmayabilir, bu gibi tesisler işçilerin ucuz ve kaliteli tatili aileleri ile yapmaları için de iyi bir olanaktır. Ve sendikaların bu dinlenme tesislerinden sendika üyesi olmayan işçiler de yararlanabilmelidir.

Peki bu tesislerden kaç işçi yararlanabiliyor? Anlatmak istediğim bu değil.

Tatil ücretlerinin çok yüksek olduğunu da anlatmak istemiyorum.

Sendika yöneticilerinin eş dostlarına öncelik veriliyor de demeyeceğim.

Tatil yapmak isteyen üye işçiler dahi bu tesislerde yer bulamıyor, ki konumuz bu da değil.

Piyasadaki işletmeler gibi çalıştıkları için üye işçilere bir kota olduğuna da değinmiyorum.

Bu tesislerin yöneticilerinin torpilli olduklarını, yüksek ücret aldıklarını da hiç anlatmayacağım.

Ya neyi anlatıyorsun, diyorsunuz değil mi?

Anlatayım.

Türk Metal, Haber-İş, Yol-İş, Demir Yol-İş, Belediye-İş, Kristal-İş, Çimse-İş, Tes-İş, Tarım-İş, Tez Koop-İş, Genel-İş, Birleşik Metal-İş, Lastik-İş sendikalarının otelleri bulunuyor. Hem de bazılarının birkaç tane. Adını bilmediğimiz dinlenme tesisi olan başka sendika var mı, bilemiyorum, ama vardır. Çünkü sendikaların web sayfalarına girdiğinizde otellerle ilgili çok fazla detay göremezsiniz. Bu otellerin bazıları 500-600 odalı 4 yıldızlı, 5 yıldızlı otellerdir.

Sendikalar otelciliğe, üyelerinin “eğitim ve dinlenme tesisi” adıyla girdiler. Ama amacı dışında kullanılmaya başlandı bu tür yerler. Bu işi artık açıkça otelcilik adıyla ve tümüyle ticari bir faaliyet olarak yapmaktadırlar. Söylemem gerekir ki bütünüyle yanlış yola girmişlerdir. Çünkü bu otellerin patronu sendikacılardır. Patron olan sendikacı düşük ücret mi alacak?

Sendikacı patron olursa, sendikacı gibi değil, işveren gibi düşünmeye başlar; daha fazla kâr, daha fazla sömürü. Otelde patron olduktan sonra Toplu İş Sözleşmesi masasında sendikacı olmaz.

Patronluk, sadece otel patronluğu ile sınırlı değildir. Doğrudan işveren olan sendikacıların sayısı da fazladır. Sendikasının örgütlü olduğu işyerlerinin taşeronluğunu yapan, yüzlerce sendikasız işçi çalıştıran sendikacılar olmuştur.

Patronluk ve sendikacılık bir arada olmaz.

Sendikacı patron olursa, işçi örgütlenmesini, grevi, direnişi kendisine karşı bir mücadele olarak görür.

Sendikacıdan patron, kuzu postuna bürünmüş kurttur. İşçi Sınıfının içine sızmış Truva Atı’dır.

Sendikacı dediğin; genel başkanı da dahil ortalama işçi ücreti alacak, işçi gibi yaşayacak, yaşayacak ki işçi gibi düşünsün, işçinin hakları için mücadele etsin.

Örnek mi?

Nakliyat-İş…

Tüm sendikalar işçilerden kopmuş değil elbette.

(Birleşik Metal-İş Sendikasının Balıkesir Gönen’deki dinlenme tesisi daha çok eğitim amaçlı kullanıldığını söyleyebiliriz. Ki üzerinde “Kemal Türkler Eğitim ve Tatil Sitesi” yazar. Bir sendikaya ait olduğu bilinir. )

Şimdilik beni ilgilendiren kısmı yukarıda saydığımız sendikaların tatil bölgelerindeki dinlenme tesislerinde çalışan işçiler.

Piyasadaki işletmeler gibi çalışıyorlar. Ve birçoğunun bir sendikaya ait olduğu bilinmez. Ne içeride, ne de dışarıda sendikaya ait bir tabela, bir işaret bulunmaz.

Dedim ya; piyasa koşullarına göre çalışıyorlar. Pazarlaması da acente firmalar üzerinde yapılıyor.

Peki piyasa koşullarında turizm sektöründe çalışan işçiler nasıl çalışır?

Kısa ve öz biçimde söylersek, az ücret alarak yoğun mesai ile çalışırlar. Tüm amaç müşteri memnuniyetidir. Yani 15-16 saat çalışsanız da, asgari ücret alsanız da, müşteri memnun olacak. Yorgunluk, uykusuzluk işçide olmayacak.

Sezonluk iş olan sahillerdeki otellerde kimler çalışır?

Ek bir gelir olsun, 3-4 ay çalışırım, diyen emekliler; yaz tatilim boş geçmesin, hem biraz da yabancı dilimi geliştiririm, diyen üniversite öğrencileri; tatil bölgelerinde iş olanakları sınırlı olduğu için bölgenin insanı çalışır.

Ve turizm meslek lisesi, meslek yüksekokullu stajyer öğrenciler. Asıl vurgun bu öğrenciler üzerindedir. Bu öğrenciler asgari ücretin üçte ikisi yani 1400 TL civarında ücretlerle çalıştırılırlar. Ve her işletmede çalışanların yarıdan fazlası stajyer öğrencidir.

Bu öğrencilere, sigortası dahi yapılmayan yabancı uyruklu işçileri ekleyebiliriz.

Bu arada her işletmenin sürekli çalışan kadrolu işçileri vardır. Sayısı fazla olmayan bu işçiler yılın 12 ayı çalışma imkânı bulabilirler. Ücretleri diğerlerine göre biraz yüksektir.

Denize sıfır olan işyerlerinde denize, havuza girmeleri, eğlenmeleri yasak olan turizm sektöründeki işçiler gün boyunca koşuşturup dururlar. Deyim yerindeyse başını kaşıyacak zaman bulamazlar.

Yaz sezonunda piyasalardaki otellerin koşulları böyledir. Piyasa koşulları böyleyse sendikaların tesislerinde şartlar farklı mıdır?

Kesinlikle hayır. Çalışma koşulları diğer otellerle aynıdır.

Ola ki bir gün sendikaların otellerinden herhangi birine yolunuz düşerse, işçilerle konuşun, çalışma koşullarını sorun.

Mesela “Burası bir sendikanın işletmesi bilginiz var mı? Siz neden sendikalı değilsiniz?”

Ya da “Haftalık 45 saatlik çalışma sürelerine uyuluyor mu? Fazla mesai ücreti alıyor musunuz?”

“Sendikalar ne işe yarar?”

Aklınıza gelecek birçok soruyu sorun. Konuştuğunuz her işçinin tedirginliğini hissedeceksiniz. Sendikalaşmayı, sendikayı konuşmanın, sendikaların sahip olduğu, işletmeciliğini yaptığı işyerlerinde de yasak olduğunu siz de göreceksiniz.

Olmadı o otellerdeki müdürlerle de görüşün: “Neden bir sendikanın işletmesinde çalışan işçiler sendikalı değil?” sorusunu sorun. Size söyleyecekleri öncelikle “Bizim buradaki işçiler sezonluk çalışıyor.” olacaktır. Sezonluk olması bir şeyi değiştirmez ama haydi onu geçin…

“Kadrolu olanlar da sendikalı değil ama.” derseniz…

Alacağınız cevap “Bizim burada çalışma koşulları çok iyi ve işçiler tatmin edici ücretler almaktadır.” cevabı gelir.

Ha, bu arada yanında bir işçi varsa onu da usulünce yanınızdan uzaklaştırır. Tatiliniz boyunca da o müdürün gözü üzerinizde olur. Yani diğer işletmelerden farklı bir tutum sergilenmez. O müdür kimdir? Hangi Başkanın oğlu, kızı, damadı, kardeşi, akrabasıdır. Oraya hiç girmeyelim…

Anlatmak istediğim işçilerden alınan aidatlarıyla işçiler için yapılan, adı üstünde dinlenme tesislerinde çalışan işçiler sömürülmektedir.

Türkiye’de kaç sendikanın dinlenme tesislerinde işçiler sendikalıdır? Bildiğim kadarıyla hiçbirinde sendika yoktur. İşçiler haklarını tam olarak almakta mıdır?

Onlar “tatmin edici ücret” deseler de sendikaların otellerinde işçiler haklarını alamıyor.

Tuhaf değil mi?

Tuhaf ama gerçek.

Peki bu işçiler kimi kime şikayet edecek? Hakkını nasıl arayacak?

Hani bildiğimiz, duyduğumuz kadarıyla bu bol yıldızlı otellerin birer kral odası olur. Bu kral odalarında kim kalıyor acaba? sorumuzu sorup cevabı size bırakalım.

Özellikle sendika üyesi işçilerin, sendikalarının tesislerinde çalışan işçilerin haklarını alabilmesi için sendikalarına baskı yapması, o işçilerin yanında yer alması, onları örgütlemesi gerekir. O işçilerin yanında oldukları sürece kendi hakları için de mücadele vermiş olurlar. Yani önce “Herkes kendi evinin önünü temizleyecek”. Temizleyecek ki sendikalar gerçekten işçilerin hakkını savunsun. Ve sendikalar işçilerin olsun.

 

BENZER KONULAR
YORUM YAZ