“Sevgisizlik” düzeninin basketbolu

İsmet Badem, sevgisini bize miras bırakarak bedence aramızdan ayrıldı. Onun yazılarını okuyarak, televizyon yayınlarını takip ederek basketbolu seven bizler, bu sevgiyi büyütmek için görevi devraldık. Fakat işimiz hiç de kolay değil.

09 Ekim 2018 204 0

Çanakkale’ye bağlı Sebdülbahir’de geçirdiği kaza ile sonsuzluğa uğurladığımız İsmet Badem’in her yazısının sonunda yer verdiği söz şöyleydi: “Yüzünüzden tebessüm, kalbinizden basketbol sevgisi eksik olmasın”…

Yaşamı boyunca basketbol sevgisini gönüllere kazımak için didinen, çabalayan İsmet Badem’in tüm fedakârlığının altında aslında bu söz yatmakta. Gerçekten de sevgi – yani karşındaki varlığa yönelik karşılıksız, çıkarsız bağlılık, her türlü sorunun üstesinden gelme – gün geçtikçe eksikliğini hissettiğimiz bir şey. Yapılan tüm çalışmaların içinde sevgi olmadıkça, her şeyin ucu kazanmaya dayanınca, ortaya çürük kokularından başka bir şey çıkmıyor.

İsmet Badem, sevgisini bize miras bırakarak bedence aramızdan ayrıldı. Onun yazılarını okuyarak, televizyon yayınlarını takip ederek basketbolu seven bizler, bu sevgiyi büyütmek için görevi devraldık. Fakat işimiz hiç de kolay değil. Çünkü karşımızda sadece basketbolun “sevgisizlik” ile sarıp sarmalanması sorunu yok, önümüzde emperyalizmin kazanmaya odakladığı bir basketbol düzeni var. Hem de her türlü çıkar teşkilatını kurmuş, su başlarının tutulu olduğu bir düzen…

Basketbolun içinde bulunduğu durumu kavramak için İsmet Badem’in yaptıklarının yanında yapmak istediklerine odaklanmak gerekiyor. İsmet Badem, bu “sevgisizlik” düzeni içinde yaptığı binlerce panel, konuşma ile büyük değişimleri sağladı. Kendisini takip edenler bilir, İsmet Badem’in yazılarında adını farklı şekilde koyduğu sorunlar vardı. Gençliğin bir kısmına ulaşabiliyor, basketbolu benimsetiyor, siyasiler, belediyeler “günü kurtarmak adına” basket sahaları yapıyor, basketbol okulları açılıyor… Ama ya geride kalanlar?

İşsiz gençler, hala uyuşturucu batağındakiler, bir tanecik yeşil alanı olmayanlar, sponsor bulamadığı için dağılan takımlar… Sadece İsmet Badem’in değil, çevresindeki insanların da buna yönelik isyanları vardı. Lakin “sevgisizlik” düzeni adamın gözünün yaşına bakmazdı. Gerekirse program kaldırır, gerekirse gazeteyi, dergiyi kapatırdı. Bunlar o düzeni korumak isteyenler için işten bile değildi.

İşte bu süreçleri göz önüne alarak, eğer ki görevi devam ettireceksek, öncelikli işimiz tam da o dile getirilmeyenleri dile getirmek olmalı. Basketbolun geçmişte sosyalist deneyim sırasında kazandıklarını günümüze taşımak ve basketbolu sevgisini, “sevgisizlik” düzenini ortadan kaldırmanın aracı yapmak için cesur olmalı. İsmet Badem bunları yüreğinde götürüp aramızdan ayrılmış olabilir, bilinci bu işe akıl sır erdirememiş olabilir (kendisinin olumlu bir özelliği de bilmediği konularda küçük bir çocuk gibi hala öğrenmeye çalışması, sorular sorması, sorgulamasıydı) ancak bize görevimizde düşen şey onun çok ötesine geçmek olmalıdır.

Basketbolun nasıl bir çıkar teşkilatı haline döndüğünü ortaya koymak yeterli mi peki? Hayır, onun çözümünü de sunmak gerekiyor. Tam da bu noktada, çıkar teşkilatının başı NBA’de geçen bir olayı paylaşmak gerekir diye düşünüyorum.

“Dallas Mavericks yıldızı Dirk Nowitzki, takımının yeniden yapılanma adına “tanking” [1] yaparak bilerek maç kaybetmesinin, takımın karakterine yakışmadığını ve gelecek için kötü bir izlenim bıraktığını söyledi.

Genç oyuncuların rekabet etmeyi öğrenmesi gerektiğini söyleyen Dirk, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Burada pes edip sert oynamayan bir kültür olsun gerçekten istemezsiniz. Bana kalırsa gelecek için kötü bir izlenim oluyor. Genç oyuncularımızın nasıl rekabet edilir onu öğrenmeleri gerektiğinin önemli olduğunu düşünüyorum. Dakikalarınızın hakkını vermelisiniz. Daha iyiye gitmenin tek yolu budur. Bu ligde oynayabilmenin tek yolu budur ve bu sezondan sonra ne olursa olsun, ona göre değerlendirme yaparız.  Ama şimdilik, dakikalarınızın hakkını verip kazanmaya oynamalısınız.”

Mavericks sahibi Mark Cuban, “önümüzdeki sezon ‘tanking’ yapmayacağız” şeklinde bir açıklamada bulunmuş ve lig yönetimi tarafından 600 bin dolar para cezasına çarptırılmıştı.

Cuban, sezonun geri kalanında tanking yapmanın mantıklı olacağını söylemiş ve bu açıklamalarıyla gündeme gelmişti. NBA yönetiminin en hassas olduğu noktalardan biri olan tanking konusunda, bu açıklamalar doğal olarak hoş karşılanmadı ve rekor bir ceza kesildi.”

Marc Cuban’ın kazanacak bir kadro kurmak için bilerek maç kayberek tam da çıkar teşkilatı gibi davrandığı gerçek… Ancak milyon dolarlar kazanan, her yanı sponsor baskısı ile doldurulan ve artık 40 yaşını aşmış Dirk Nowitzki’nin itirazı tam da çözümü gözler önüne seriyor. Dirk Nowitzki, eğer bir “kariyersever” olsaydı, bir yüzük daha kazanmak adına farklı bir takımda oynayabilirdi. Ancak bir basketbolsever olarak birlikte oynadığı oyuncuların basketbolu sevmesini savunuyor.

Profesyonel spor olsun, amatör spor olsun, oyuncuların maçın sonucunu önceden bilmesi demek, basketbolu sevmemesi demektir. Basketbolun sevilmediği ortamda, hangi cezayı verirseniz verin, hangi yaptırımı uygularsanız uygulayın, mutlaka çıkar teşkilatının düzeni kurulacak ve oradan “sevgisizliğin” ürünleri olan bencilliğin, ayrımcılığın vb… çıkmaması imkansız bir hal alacaktır. NBA, bugün oyuncuların geçmişlerinde emperyalizm düzeninden dolayı yaşadığı sorunları “cezalar” karşılığında saklamaya yönelecek kadar “ince” düşünüyor. Ancak güneş balçıkla sıvanmaz, sloganın ne kadar “I Love This Game” olsa da, basketbolu değil kendi cebini düşündüğün mutlaka ortaya çıkar.

Şunu da ekleyelim; basketbolu sevenler, bugün çaresizce işgüçlerini satarak, “ya sabır” diyerek, bu “sevgisizlik” düzeni içinde çabalıyorlar. Kimisi uyum sağlıyor, kendisi teşkilatın başına geçiyor, kimisi ise sessiz sedasız yaşamını sürdürüyor. Ancak gelecekte, her şeyin olduğu, gibi sporun da gelişmesi için ufkumuzun geniş olması gerek. SSCB ve Yugoslavya’daki o kısa süreli yaratıcılık üretimi sırasında ortaya çıkanlardan ders alarak, basketbolda da “sevgiyi” egemen kılacak bir sürecin gelişimi için tahayyüller ortaya koymak gerekmekte.

Ülkemiz özelinde konuşursak, basketbolun “sevgi” üretimini sağlaması için sadece Euroleague şampiyonlukları yetmez (kaldı ki Fenerbahçe gibi sevilen bir takımın şampiyonluğu dahi gerekli ilgiyi yaratmadı). Sadece spor salonlarına pota koymak, basketbol okulları açmak, basketbol sahası yapmak yetmez, yetmedi de. Basketbol gibi dinamik, takım oyununa dayalı, belli bir bilgi birikimini sağlayan (İsmet Badem’in Türkiye’de en iyi başardığı şeylerden biri de basketbolun bilgi birikimi gerektirdiği kabulü ile yetinmesi değil, o kültürü sağlamak için uğraşmasıdır) bir sporun sevgiye kavuşabilmesi, önce bulunduğumuz “sevgisizlik” düzenine karşı kabullenmeyen bir mücadeleden geçmektedir.

Aksi halde, basketbol sevgi ile buluşmaz.

[1] Tanking; Özellikle draft (NBA’ye yeni katılacak oyuncuları seçme etkinliği) hesapları yapan takımların bilerek maç kaybetmesi için kullanılan bir ifade.

Özgür Gülsoy

Özgür Gülsoy Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ