Soma katliamını unutmadık, unutturmayız, unutturmayacağız…

13 Mayıs 2019 45 0

İlk haberler; “Soma madenlerinde trafo patladı, işçiler ocaklarda mahsur kaldı” diye verildi.

Bu habere hiç inanılmazdı. Hemen İzmir’den atladık madenlerin bulunduğu bölgeye gittik.

Gördük ki, ortalık ana baba günü…

Anaların-Babaların, Eşlerin-Çocukların feryatları arasında madenden 301 cansız 162 de yaralı beden çıkartıldı.

Sağ kurtulan birkaç işçi ile görüşünce işin rengi anlaşıldı; içerde patlama olmuş ve yangın çıkmıştı.

Zaten ocaktan çıkartılan madenci kardeşlerimizin vücutları da simsiyah olmuştu.

İçerdeki yangın dumanından boğularak can verdikleri besbelliydi. Ölüm raporlarına da “ölüm nedeni”; karbonmonoksit zehirlenmesi olarak geçti.

Katliamdan sonra Soma’ya gönderilen Ortaçağcı irticacılar; “isyan etme şükret” afyonuyla acılı halkımızı ilahi güçlerle korkutmaya kalktılar.

Ardından zamanın başbakanı, AKP’gillerin reisi ilçeye geldi. Yaptığı açıklamada; “ölüm, bu işin fıtratında var” diyerek, katliamın nedenini Allaha havale ederken, sorumluları gizlemiş oldu.

Parababaları ve Ortaçağcı irticacılar; işsizlik pahalılık cehenneminde kavrulan emekçi halkın tepkisini yatıştırmak için hep aynı yola başvuruyorlardı, burada da aynısını yaptılar.

Hayır!

Allah; aynı anda 301 kulunun canını alıp, anne karnındaki bebekleri öksüz bırakacak kadar acımasız olamazdı.

Yüreği yanmış, ocağına ateş düşmüş ailelerin tepkisini dindiremediler. İnsanlar, Başbakan’ın aracını tekmelemeye ve doğrudan protesto etmeye başladılar. Markete sığınarak kurtuldular. Dinmeyen tepkileri, yakaladıkları bazı madenci yakınlarını yumruklayarak, tekmeleyerek yatıştırdılar. Böylelikle halkı terörize ettiler.

Tekme atan danışmanı terfi ettirip, tekme yiyen madenci yakınını cezalandırdılar.

Hadi terfiyi kendileri yapıyor da, cezayı ise sözde “bağımsız, tarafsız yargı”ya verdirdiler.

Yani majestelerinin yargısına…

Ne güzel bir düzen değil mi?

Ölen öldüğü ile kalıyor.

Hani şimdi diyorlar ya; “ülkemizde protesto hakkı Anayasal bir haktır” diye…

Bu hak kendilerine karşı kullanılınca cezalandırma gerekçesi yapan yargımız da var, daha ne istiyoruz.

Aynı yargı, 301 kişinin katlinden doğrudan sorumlu olanları da kurtardı.

Dört yıl süren yargılama sürecinde, başta patron ve üst düzey yöneticiler; işçileri acımasızca üretime zorladıkları, hiçbir iş güvenliği önlemini almadıkları, verdikleri oksijen maskelerinin bile kullanma sürelerinin dolduğu, kendilerine defalarca söylenen ocaktaki gizli yanmayı önemsemedikleri, işyerine denetime gelen müfettişleri yeraltına indirmeden, yerüstünde “ağırlayarak” işi kitabına uydurdukları onlarca delille kanıtlanmasına rağmen, utanmadan, sıkılmadan katliamın sabotaj olduğunu bile iddia ettiler.

Bu iddianın ne kadar boş olduğu besbelli…

Ama sonuçta Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada; haklarında “olası kastla ölüme neden olmak” suçundan 301 kez, 20 ile 25 yıl arasında hapis, “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” suçundan da 162 kez 2 ile 6 yıl arası hapis cezası istemiyle dava açılmasına karşın, sanıklardan 37’sini beraat ettirdiler.

Baş patron Alp Gürkan, katliam sonrası yaptığı açıklamada; “tüm sorumluluk benim” dediği halde o da beraat ettirildi.

Oğul patron Can Gürkan’la birlikte 14 kişiye “Taksirle ölüme neden olmak” suçundan ödül gibi “cezalar” verdiler.

Öyle ki, patron Can Gürkan’a verilen 15 yıllık hapis cezası her bir can için 18 gün hapse tekabül ediyordu. Yani Soma’da 301 can katledilirken, Akhisar’da da hukuk katledildi.

Nitekim, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nce bu cezalar onanmakla birlikte Can Gürkan tahliye edildi. Diğer tutuklu sanıkların da yakında tahliye edilmeleri kuvvetle muhtemel.

Sonuç olarak; bizim “ileri demokrasimiz”de ölen öldüğü ile kalıyor.

Ateşin düştüğü yeri yaktığı acılı aileler de yüreklerine taş basıyorlar…

Bu katliamın gerçek sorumluları arasında, gözünü aşırı kâr hırsı bürümüş patron ve üst düzey yöneticilerle birlikte özelleştirme-taşeronlaştırma politikalarının yürütücüsü AKP’giller ve madenlerin “Ağır ve Tehlikeli İşkolları”ndan birisi olduğunu çok iyi bilen, ancak yasadaki denetim görevlerini yerine getirmeyen iş müfettişleri de bulunmaktadır.

Bu müfettişler hakkında, “denetim görevinin suistimali” nedeniyle HKP olarak yaptığımız suç duyurularımız hakkında verdikleri; “işlem yapılmaması” kararlarını Danıştay 1. Dairesinin kararı ile kaldırttığımız Çalışma Bakanlığı yetkilileri ve bu kararlara rağmen inceleme yapmayan, soruşturma açmayan savcılar da sorumludur.

Madenci kardeşlerimizin katlinden işkolundaki sendikacılar da sorumludur…

Sözde işyerinde yetkili sendika Türk-İş’e bağlı Maden-İş Sendikası’dır. Ancak hiçbir etkisi yoktur. İşçilerin katliam günü sorduğumuz soruya verdikleri; “abi biz ne sözleşme biliriz ne sendika temsilcisi, burada her şeyi işveren belirler, sendikada görev alacakları da işveren seçer” yanıtından da görüleceği gibi sendika; patron işbirlikçisi tam bir sarı-gangster sendika.

Soma’daki çağdışı çalışma koşullarını sendikanın bilmemesi mümkün mü?

Elbette değil…

Ama buna itiraz etmesi de mümkün değil…

Yani madencilerimiz; bu bir avuç sarı-gangster sendikacı elinde, dağ başında kurda teslim edilmiş kuzu gibiler..

Diğer yandan, yukarıdaki sarı sendika kadar olmasa da bu işkolunda kurulu DİSK’e bağlı sendika da suçludur. Çünkü bunlar da çok iyi biliyorlar ki, Soma Madenlerinde insanlık dışı koşullarda kömür çıkartılıyor. Ama katliam gününe kadar tek bir itirazları olmadığı gibi, alternatif bir çalışma yapmayarak, yani sessiz kalarak bu suça ortak olmuşlardır.

Öyle ki, cinayet günlerinde Soma’ya gelen DİSK’in o zamanki Genel Başkanı dahil bir çok yöneticisinin yaptıkları açıklamalarda; cinayetle ilgili sarı sendikacıları eleştiren tekbir söz bulamazsınız.

Oysa DİSK’in varlık nedeni sarı sendikacılığa karşı olmaktır. Bu olayda da ilk günlerdeki sarı sendikacılığa karşı gelişen tepkileri örgütleyip kendilerine kanalize etmedikleri gibi, daha sonra işçilerin kendiliğinden DİSK’e üye olmalarını da koruyamamıştır.

Diğer yandan maden işçilerinin hak ve çıkarlarını savunmak amacıyla DİSK’e bağlı sendikaya sahip çıkıp geliştirmek isteyen işçilerin önü kesilerek, maden işçileri tekrardan sarı sendikacıların eline terkedilmiştir.

Biz ise; katliamın ilk günden itibaren madenlerdeki yerimizi aldık. Katliamın gerçek sorumlularını teşhir eden; “Soma’nın Katili AKP’giller’in Bekçiliğini Yaptığı Sömürü ve Soygun Düzenidir” yazılı pankartımızla davanın bütün duruşmalarını, kesintisiz bir şekilde takip ettik, ailelerin yanında olduk.

Açılan pankart nedeniyle, ben dahil toplamda dokuz arkadaşımız, birisi çocuk mahkemesi olmak üzere üç ayrı mahkemede yargılandık. Hepsinden de beraat ettik.

Bugün, katliamın beşinci yılı.

Ocağına ateş düşen evlerde acılar tazelendi. Katillerin hak ettikleri cezalara çarptırılmaması vicdanları daha da rahatsız etti.

Evet, adalet katledildi.

Ama gerçek adalet, Demokratik Halk İktidarı ile gelecek.

İşte o zaman; Soma katliamının bütün sorumluları hak ettikleri cezalara çarptırılacaklar.

Av. Tacettin Çolak Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ