Özgür Gülsoy yazdı… Soma ve Ermenek Direnişleri, direnenlerle kazanacak

Cenne Madencilik işçilerinin direnişi ilk kazanımını verdi bile. Bağımsız Maden İş Sendikası başkanı Tahir Çetin’in açıklamasına göre, işçilerin 1 yıl civarında biriken maaşları ödenmeye başlandı.

25 Ekim 2020 0

Soma Madencileri ve Ermenek Madencileri’nin, “bıçak kemikte” diyerek başladığı yürüyüş eylemleri Türkiye’de gündem oldu. Bütün yapay gündemlerin ardında, bu değerli eylemin gündem olması sevindirici. Eylemi elleri ile ören sendikalar ve örgütler, hiç kuşkusuz ki bu mücadeleyi daha yeni kazanımlarla büyütecek ve direnen işçiler kazanacaktır.

Son gelişmelere göre, işçilerin mücadelesi meyvelerini vermeye başladı. Ermenek’teki işçilerin ısrarı, bir kısım işçinin alacaklarını alması ile sonuç verdi. Bununla birlikte alınacak daha çok hak bulunmakta ve diğer yandan sadece maddi kazanımlar değil, işyerlerinde sendikalılığın sağlanması ve hak arayan tüm işçilerin eylemlere dahil olması gibi amaçlar da direnişçilerin önünde durmakta.

Tüm bunlar olurken, işçi sınıfı mücadelesinde yer alanlar olarak bizleri şaşırtan bir gelişme oldu. Aslında aylardır direnen Soma ve Ermenek işçileri için Kadıköy’de bir eylem gerçekleşti. Eylemin çağrısını gerçekleştirenler DİSK Enerji Sen, İnşaat-İş ve LİMTER-İş sendikalarıydı. Bu sendikalarla birlikte BDSP, ESP, DAF, Kaldıraç, PDD, Devrimci Parti ve bu örgütlerin yığın grupları katıldı.

BAYRAM DEĞİL, SEYRAN DEĞİL…

Eylemde okunan basın açıklamasında şu ifadeler yer almaktaydı ve bizi en çok şaşırtan ifadeler de bunlar oldu.

“Bizler Soma ve Ermenek işçilerinin çiğnene çiğnene ezilen onurlarına sınıf mücadelesinin, örgütlü hareketin gücüyle sahip çıkmalarını saygıyla selamlıyoruz. İşçi sınıfını ve emekçileri bu onur bayrağını destek ve dayanışmayla daha da yukarılara çıkarmak için elbirliği yapmaya davet ediyoruz” “Soma, Ermenek, Systemair HSK, Bimeks, Atlas Global, Uzel Makine, Real Market, Özer Elektrik, Muğla, Urfa, Kastamonu TÜVTÜRK, Çorum Ambarlar, Mersin ve Adana’daki Şişecam işçileriyle dayanışmak demek işçi sınıfı davasını büyütmek demektir.”

Özellikle eylemin çağrıcılarından olan LİMTER-İş sendikasının, daha önceki kongrelerinde sarı sendikacı Arzu Çerkezoğlu’nu desteklediği bir sır değil. Enerji-Sen’in de benzer çizgide olduğu, geçmişteki pratiklerden bilinmete. Bu tutum doğrultusunda DİSK içinde işçi sınıfı sendikacılığı için mücadele eden Nakliyat-İş’in ve mücadelesine bugün değil, aylar önce başlayan Bağımsız Maden-Sen’in eylemlerine karşı üç maymunu oynayan bu sendikaların bu cümleleri kurması, şaşırtıcı oldu. Yine eyleme katılma konusunda saydığımız örgütlerden de bu mücadeleye yönelik, yığın sitelerinde haber yapmak dışında bir pratik görülmemekteydi.

Hangi dağda kurt öldü diye sormadan edemiyor insan. Bir mücadeleye sahip çıkmak için, medyada yer almasını mı bekledi bu örgütler? Oysa Soma işçilerinin ilk Ankara’ya yürüme eylemi değildi, hatta Soma işçilerinin 2014’teki katliam sonrasında davaları yıllardır devam etmekteydi. O davalarda işçi sınıfı devrimcileri olan HKP’lilere, açtıkları pankartlar dolayısıyla onlarca dava açılmış, eylemin destekçileri yıldırmak istenmişti. Ermenek işçileri de aynı şekilde mücadeleye yeni başlamadılar. Hem de pandemi koşullarının en kötü şekilde sürmeye devam ettiği şu günlerde, işçiler tabiri yerindeyse ölüme meydan okuyarak eylem yapmaktalar.

Fakat görüyoruz ki 1 Mayıs’ı balkonlara mahkum etmek isteyenlerin, devletten grev yasağı dileyenlerin dostları, kafalarına taş düşmüş gibi eylem yapmaya karar vermişler. Söylenecek çok fazla bir şey yok.

CANSUYU, CANLILAR İÇİNDİR

Yine bu eylemlerde mücadeleyi yürüten ekiplerden biri olan Komite grubu, elinden geleni yapmaya devam etmekte. Kendileri en başından beri saydığımız tüm mücadelelere destek olmakta, yine DİSK kongresinde sarı sendikacılığı mahkum eden anlayışı teşhir eden bir tutum almaktadır. Bununla birlikte, onların da tutarlı bir mücadele için berraklaşmaya ihtiyacı bulunmakta bizce.

Komite Dergisi’nin Eylül 2020 sayısında, “Sınıf Mücadelesinde İki Tarz” başlıklı yazıda şu ifade kullanılmakta;

“Ucu siyasetin başka yerlerdeki somut ya da gelecekte zayıf da olsa ihtimal dahilinde olan çıkarlarına dokunabilecek örneğin CHP belediyesi önündeki direnişleri görmemek, örneğin Nakliyat-İş’in öncülük ettiği Real, Uzel, Makro, Tüvtürk ve benzeri direnişleri sendikanın DİSK yönetimine muhalif konumu nedeniyle oradaki somut ya da potansiyel çıkarları etkilenmesin diye görmemek bazen patronlardan biri HDP’li ya da CHP’li olduğu için işçiyi görmemek, ya da işçilerin yaygın DİSK Genel-İş eleştirilerine göz, kulak tıkamak bu grupların ortak tutumudur. “

Kadıköy’de eylem yapan grupların neredeyse tamamının tutumu tam da bu olmuştur. Diyoruz ya, şaşırdık… Yıllarca yapılan eleştirilerden sonra konu medyaya çıkınca mı akılları başlarına geldi diye sormak geliyor içimizden. Ancak Komite grubu, aynı yazıda birkaç paragraf sonra, şu tespitte bulunmakta.

“Yanlış anlaşılmak istemeyiz işçiler arasında örgütlenmeye aşağıdan bir tarzla devam eden siyasal inisiyatifler vardır. Kızıl Bayrak [BDSP], özellikle nakliyat iş kolunda HKP daha lokal zeminlerde Partizan, Alınteri, UİDDER, SODAP gibi sınırlı da olsa sahici odaklanma çabaları söz konusudur. Bu çevreler öyle ya da böyle o ya da bu düzeyde politik kökleri nedeniyle işçi hareketine dokunan çevrelerdir fakat bunların ve bugünlerde işçi direnişlerine ilgi göstermeye başlayanların bir kısmı yukarıda bahsettiğimiz radikal demokrasi programının dolaylı olarak yön verdiği ve hareket tarzlarını belirlediği çevreler.” [1]

HKP dışında, az önce sayılan direnişlere yönelik eylemsiz kalanlar arasında bu örgütler de yok mudur? Dolayısıyla bu örgütlerin de odaklanmasının sınırlı değil, eksik, hatta bilinçli bir biçimde köstekleyici olduğunu söylemek gerekmez mi? Direnişleri elleri ile kuran, yürüten, geliştiren örgütün HKP olduğunu bildikleri için, işçi sınıfı çıkarlarını kendi dar grup çıkarlarının ardına atarak sessiz kalmamaktalar mı? Kaldı ki SODAP, DİSK kongresi tutumunda bunu dile getirebilmekte Karşı adlı yığın organlarında. Böylelikle aynı yazıda yer alan bu değerlendirmeler, birbiriyle çelişmekte. Komite grubu, bu noktada kendilerinin de iyi bildikleri bir gerçekliği dile getirmemekte. Kendileri, bu cansızların cansuyu ile canlanabileceğini düşünüyor olabilirler, fakat geçmişe baktıkça ümitvar olamıyoruz.

İŞÇİLERİN HALİ, KÖLELİKTEN BETER

Mücadeleyi unutanların halinin yanı sıra, eylemlerin önemini kabartılandırmak ve mücadelenin ne boyutta olduğunu aktarmak için bir de Soma ve Ermenek işçilerinin “21. yüzyılda” çalışma koşullarına kısaca kulak verelim. Cenne Maden işçisi Özgür Mutlu, Halkın Kurtuluş Yolu Gazetesi ile röportajında şunları aktarıyor:

“Özgür Mutlu: Maden ocağında çalışma koşullarımız diye bir şey yok aslında. Birçok sıkıntı yaşıyoruz. Bütün ihtiyaçlarımızı da kendimiz karşılıyoruz. İş kıyafeti eksikliğimiz var. İş kıyafeti vermiyorlar. Çünkü yetersiz olduğunu söylüyorlar. Öyle arada kafalarına göre dağıtıyorlar.

Bize verdikleri bireysel malzemeler; işletmenin verdiği kalıcı olarak, sadece baret. Diğer bireysel iş malzemelerini, eldiven çizme gibi malzemeleri 2,5 senedir vermiyorlar. Verdikleri de zaten en fazla bir hafta, on gün kullanabiliyoruz. Kalitesiz olduğundan dolayı… Bu arada kendi imkânlarımızla derken de, 8 aylık, 10 aylık maaşımızı alamadan alıyoruz bunları.

Kurtuluş Yolu: Az önce arkadaşınız borç olarak aldım dedi.

Özgür Mutlu: Evet çalışmamız için gerekli olan malzemeleri almamız gerekiyor. Maaşlarımızı alamadığımız için bunları alacak paramızda olmuyor. Ve bu malzemeleri borç harç alarak alıyoruz. Kendim bu ücretsiz izinler arasında, yeniden işe çağırdıklarında borç para alıp yeniden malzeme aldım geldim. Misal bir çizme, kullanılabilecek kalitede bir çizme 170 TL. Onu da borç alarak temin ettim.

Kurtuluş Yolu: Bu çizme senede kaç defa lazım oluyor size? Ve eldivenleriniz?

Özgür Mutlu: Yaklaşık senede 2 defa alıyoruz. 6 ay falan kullanıyoruz, birazcık kaliteli bir şey olursa. Eldivenlerimizi kendimiz temin ediyoruz. İki günde bir eskiyor. İki günde bir tedarik ediyoruz, o da 6-7 TL.

Kurtuluş Yolu: Takriben 400 lira da o tutsa, cebinizden 800 TL çıkmış oluyor. Buradan para kazanabilmek için 800 TL cebinizden para harcıyorsunuz.

Özgür Mutlu: Buradaki mesainin dışında, mesaiye gidip açığımızı kapatmaya çalışıyoruz. Borçla ya da ekstra işe gidiyoruz. Günde en az 4 saat ekstra çalışıyoruz, ayın çeşitli günlerinde. Yoksa ağabey bu tencere kaynamaz. Nasıl kaynayacak? Çocuklarımız okuyor zaten. Durumumuz bu işte, mecburen bu direnişe başladık. Yanımızda olan herkese de çok teşekkür ederiz.” [2]

Her yerde teknolojik gelişmelerle övünen Türkiye parababalarının işçiye hak gördüğü bundan ibaret. Bugün Türkiye’nin öteki madenlerinde yeni Soma ve Ermenek cinayetlerinin olmaması “Allah’a kalmış” durumda. Bu direnişte vurgulanan ve çok önemli bir talep daha var. İşçiler buna madene çeki düzen verilmesi diyorlar. Daha da açarsak, işçiler tekniğin en üst seviyesinde çalışmak, işlerini daha az efor sarf ederek, algıları daha az kapanarak, kendilerine yaşayacak, okuyacak, öğrenecek zaman kalarak yapmak istiyorlar. Sadece maddi çıkarların ardında değil ya da yaşamak için değil, tekniğin en üst seviyeye gelmesi için verilen bu mücadele, diğer direnişlere de aktarılabilecek önemli bir talep olarak göz önünde bulunmakta.

Günümüzde sürekli insanların “konforu” ve tüketiminin arttırılması için teknoloji gelişmekte. Teknolojinin bu kısmı en üst seviyede. Ama üretimi kolaylaştıracak, insanlara nefes alacak zaman yaratacak süreçler, sürekli angaryalara takılmakta. Bu nasıl çözülür, neler yapılabilir, bu ayrı konu. Ancak emperyalizme karşı mücadelenin böyle bir boyutu olduğu kesin. Küba, nasıl ki tıp alanında, Koronavirüs mücadelesinde tekniğin sınırlarını tanımadan en iyi mücadeleyi vermeye çalışıyorsa, bugün bulunulan her direnişte tekniğin ilerlemesini talep etmek de bir mücadele biçimi olarak var olabilir.

Özgür Gülsoy Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ