Özgür Gülsoy yazdı: Sosyal medyada dinleniyoruz: Kesin bilgi, yayalım!

VPN’i değil, sansür ve muhbir düzenini değiştirelim!

11 Ocak 2020 0

Komşunuz Hasan amcadan, iş yerinin mutfağında çalışan güleryüzlü Fatma ablaya kadar herkes bu konuyu konuşuyor. Tatlı tatlı yavru köpek paylaşımı yapan Ayşe’nin karşısına köpek barınağının yayınladığı sponsorlu gönderilerin çıkmasına alıştık. Hatta bunu olumlu bulduk. Ayşe nereden bilsin ihtiyacı olan köpeklerin olduğunu? Fakat hanımına “gelirken ekmek al” diyen Mahmut dayının, sadece okey attığı profiline mahalleye “temiz para” ile açılmış yeni cafe-pastahane-fırın’ın reklamı çıkınca işler değişti.

Snowden ve Assange gibi bu işin çekirdeğinden yetişen büyüklerimiz, bizleri emekgücümüzü sattığımız için yaşatanların böyle alengirli işlere giriştiğini söylerlerdi de “deli” diye inanmazdık. Ama iş değişti artık, telefonda konuşmak güven, özveri, tecrübe işine döndü. Ağız tadıyla sövemez oldu insanlarımız. Haşa, bir söver de sonrasında Instagram’ına devletlülerimizin öne çıkan gönderileri gelirse… Aman!

Bu meseleyi küçümsemek niyetim hiç yok arkadaşlar. Telefonda yakınıma “metroya biniyorum, geliyorum” dedim. Demez olaydım, Facebook’ta 1 hafta restoranlara perakende gıda satışı yapan firmanın reklamları düşmedi. Adamlar “Türk mutfağını koruyoruz” diyorlar reklamlarında. Oysa biliyoruz ki, kendilerinin tek koruduğu kendi menfaatleridir. Onun için, 30 aydan beri direnen işçilerin tazminatlarını, sorumluluklarına rağmen ödememekteler.

Haydi elimize, dilimize otosansürü koyduk. İçişleri bakanımız hakkında yapılan bir espriye rastladım Twitter’da. Ama ne espiri, kameraya baka baka gülmekten yerlere yattım. Sonra sesli sesli de okudum espiriyi arkadaşlarıma. Hep beraber güldük. Tam o anda telefona mesaj geldi:

“Telefonda kendisini Polis Asker Savcı olarak tanitip, ADINIZ FETO/PYD vb. TEROR ORGUTU SORUSTURMASINA KARISTI diyerek para ve altin isteyenlere inanmayin. B003”

Bu da bir şey mi? Teknolojik bilgisi kısıtlı olsa da, yaşam bilgisi çok yüksek Murat amcam ile alışverişte karşılaştık. O da aynı dertten müzdarip. Kendisi doğrama işleri yapan, kendi yağında kavrulan bir amcamız. Artistlik olsun diye, yeni aldığı telefonuyla sesli yazı aracını kullanarak  “Büyük Cephe” diye müşterisi olan firmayı aratmış. Vay efendim sen misin cepheye büyük diyen… Evine her türlü şubeden polis gelmiş, tabii bakmışlar amcamız kendi halinde biri. Fakat emniyet müdürü “nerede ulan bu terörist” diye tutturmuş, illa bir terörist istiyor karşısına.

İşin aslını sonra çözdük arkadaşlar. Telefonda hani “kullanım koşulları” diye yazan o küçük harflerle yazılmış, insan haklarını çiğneme hukuksuzluğunun getirisine göz dikmiş şirketin bize onaylattığı o onaylar var ya… İşte ona tıkladığımız zaman o uygulama ister kameranı gözlüyor, ister sesini dinliyor, ister yazdıklarını okuyor…

Vay alçaklar! Yahu sana ne garibanın bilgisinden! Ne diye toplayıp toplayıp depolarsın? Bir de satıyormuş o bilgileri, işin mi yok arkadaş!

İşin aslı, arkadaşlar… Sosyal medya hesaplarında depolanan bilgiler, çıkan yasalara rağmen, maliyetler göz önünde bulundurularak, bir süre sonra siliniyor. Burjuva demokrasisinin bu noktada iki yüzü ortaya çıkıyor.

Birincisi, şeffaflık ve burjuva insan hakları çerçevesinde kişisel verilerin silinmesi gerektiğini söylemekle beraber, verilerin toplanmasına da engel olmuyor. Ne kadar etkili olduğu soru işareti olan öne çıkarma sistemlerinin bahanesi altında, tamamen veriyi toplayanın keyfi ve güvenlik önleminin olanakları doğrultusunda, veri bir “havuç” olarak tutuluyor.

Bunun en net örneğini, demokrat insanlarımızı katleden organize suç örgütlerinin eylemlerini önlemekte ve hatta yargılamakta yaşanan sorunlardan, hatta delil karartmalardan anlayabiliyoruz. Bir burjuva devleti, işine geldiğinde delilleri çok rahat biçimde bulabiliyor. Fakat işine gelmeyince, halka karşı bir susturma operasyonuna ihtiyacı varsa, o delilleri rahatlıkla sümen altı edebiliyor. Hatta çoğu zaman elde edilen verilerin, yeterli uzman kaynağı ve maddi kaynak bulunmamasından dolayı, daha yolun başında silindiği de görülmekte.

Burjuva demokrasisi, geniş bir otosansür uygulamak amacıyla, kullanamayacağı verileri bile kaydetmekte. İşine gelenleri, olanakları dahilinde saklamakta. İşine gelmeyenleri ise ya “derin sanal dünya”ya satmakta, ya da silmekte.

İkinci olarak ise, 21. Yüzyılda olmamıza rağmen hala sindirme unsuru olarak kullanılan asıl silah karşımıza çıkıyor: ihbarcılık… Bugün sosyal medyada ucu bucağı görülmeyen hakaret davalarının büyük kısmı, anayasaya aykırı olmasına rağmen, ifade özgürlüğüne giden söylemler de dahil olmak üzere ihbarcılık olmasından kaynaklıdır. Teknik bir takiple (ki bu bile yasadışıdır), gerçekleşen ve gerçekten suçu araştıran bir çalışmaya ayrılan insan ve maddi kaynak, tamamen fişleme ve ihbar üzerine çalışan insan ve maddi kaynak yanında çok küçük kalmaktadır.

Koskoca istihbarat subayları, suçluları takip etmek için değil, halkın isyan potansiyellerini çarpıtmak için, alelade kullanılan sosyal medyaların yönetiminde yer alabiliyor. Bu ifşa olunca da (bkz: Twitter), Twitter’a siyaset yasağı koyacağını açıklayarak, ABD karşıtı politikacıların hesaplarını kapatmayı, yani sansürü tercih ediyorlar.

Dolayısıyla sosyal medya uygulamaları bizi gözlüyor mu? Evet, hem de hep beğenmediğiniz öne çıkan gönderileri gözünüze sokmak için. Fakat sizi suçlu haline getirmek, fişlemek, sindirmek için “en azından şu anlık” eski yöntemler kullanılıyor ve herşey, burjuva demokrasisinin keyfine göre işliyor.

VPN’i değil, sansür ve muhbir düzenini değiştirelim!

Bir de teknolojik farkındalığımızı arttırırsak, hiç fena olmaz.

Özgür Gülsoy Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ