Topitop

Ah be düzenini sevdiğimin dünyası! Ne menem şeymişsin sen! Yine kaçtı keyfim. Halbuki evden nasıl da mutlu çıkmıştım.

17 Eylül 2018 0

Almıştım biricik kızımı kucağıma; karnım tok, sırtım pek! Yediğim önümde, yemediğim arkamda. Kızım desen, hani Allah sağlık sıhhat versin, utanıyorum da söylemeye ama işte o da bizim sevgi ve ilgimizden pek bir mutlu; ülke ortalamasının üzerinde bir yaşamı var. Neyse ne diyordum, yolda yürüyoruz kızımla. Karşıdan iki anne ve 7-8 yaşlarında kızları geliyor. Gülüşüyorlar. Kızların saçı örülmüş, üzerlerindeki kıyafetten belli bizim yaşam standartlarımızda insanlar. Mutlular. Sonra gözüm köşedeki kaldırımda oturan yine 7-8 yaşlarındaki kıza takıldı. Bir elinde poşet, diğer elinde sımsıkı tuttuğu açılmamış selpak paketi. Muhtemelen selpak satıyor. Ama o an dünyayı unutmuş. Annelerle kızlarını izliyor soluk almadan. Ağzı hafif açık.

Gözleri…

Gözlerini görseydiniz, ağlardınız benim gibi.

Gözleri -o yaşta nereden buldu o kadar hüznü bilmem- hüzün dolu.

Yıkıldım ben.

Hani resmetsek o gözleri, ağlardınız! Ne bileyim deprem olsa o gözler, düzenini sevdiğim dünyada taş taş üstünde kalmazdı!

Gözleri, çığlık attıracaktı bana. Bense sadece ağladım. Bilseniz hıçkıra hıçkıra nasıl ağladım. Kız hâlâ gidenlere bakıyor. Gözleri hâlâ onları izliyor. Ben o gözleri görünce, kör olmak istedim, yok olmak istedim. Kızım kucağımda şaşkın. Ben kızımdan utandım! Yok öyle değil, kızımın kendisinden utanmadım. Kızıma verebildiklerimden utandım, üzerindeki kıyafetlerden, kızıma alabildiklerimden utandım. Kızımı indirdim kucağımdan, çantamda öğrencilerim için hazırda bulundurduğum topitoptan bir tane çıkarıp kızıma verdim ‘Hadi, al bunu ablaya ver.’ dedim. Kızım gülümseyerek gitti, uzattı topitopu, gözleri yangın yeri olan kız gülümsedi. Dünya yalancıktan da olsa, iki dakikalığına da olsa aydınlandı! Boynunu büke büke, utana utana aldı topitopu; kızım gülümsedi ablasına, ablası kızıma gülümsedi. Kızım okşadı yanağını ablasının, ablası kızıma yine gülümsedi sevilmenin şaşkınlığında. Sen kızım? Sen daha iki yaşında, nasıl öğrendin her şeyi bunca sevmeyi? Siz iki çocuk, siz iki ışık, siz beni beş dakikanın içinde duygudan duyguya atmayı nasıl başardınız?

‘Düzenin ağırlığında ezilen 7 yaşındaki bir çocuğu bir topitopla kandırmak doğru mu?’ diye sordu aklım. ‘Sus!’ dedi aklıma, kalbim. Sonra ‘Keşke çok param olsa, bütün çocukları mutlu edebilsem.’ dedi kalbim. ‘ Gerçekçi ol, imkânsızı gerçekleştir. ‘ dedi aklım.

O kız çocuğuna o topitopu vermem, birçok yönden hataydı ama vicdan refleksiydi aynı zamanda. İşte azıcık yenmiştim utancımı, azıcık gazım alınmıştı. O gözleri bu gece rüyamda görecektim elbet ama huzur da bulacaktım aynı zamanda.

Aklım biliyor, hepinizi mutlu etmenin tek yolunu. O yolda yürüyorum. Yorgun değilim, küskünüm. Analarınıza-babalarınıza çok küskünüm.

Bir gün gelip de yıktığımızda bu düzeni, sorarlarsa nereden buldun bu gücü diye; ah…

Elbette bir kız çocuğunun gözleri!

Nezihe Yaşar

Nezihe Yaşar Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ