Zam, Pahalılık, İşsizlik ve İPSD…

Zam, pahalılık , işsizlik denildiğinde tarihte 62 kişi ile birlikte Hikmet Kıvılcımlı’nın öncülüğünde kurulan İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) gözler önüne geliyor.

17 Ağustos 2018 1

Zamlar ardı ardına geliyor… Doğalgaz, elektrik ve benzine zam yapıldığında en kör gözler bile hayata dair her şeye zam geleceğini görmektedir.

Şair Rasim Köroğlu’nun mısraları gibi;

Zehir etti bize zamlar hayatı,
Bıraktım tazeyi, aldım bayatı,
Hor lokmanın aynı değil fiyatı,
Ekmeği bölmeden yine zam geldi.

Zam ,pahalılık ,işsizlik denildiğinde tarihte 62 kişi ile birlikte  Hikmet Kıvılcımlı’nın öncülüğünde kurulan İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) gözler önüne geliyor.

19 Mayıs 1968 de Kıvılcımlı’ nın öncülüğünde, Orhan Müstecaplıoğlu, Suat Şükrü Kundakçı, Sadık Göksu gibi isimlerin çabalarıyla kurulan derneğin kurucuları arasında şu isimler yer alır:

Orhan Müstecaplıoğlu (İPSD İkinci Genel Sek­reteri), YİS yöneticileri Suat Şükrü Kundakçı, İsmet De­mir ve Arif Şimşek, Latife Fegan (İPSD İlk Genel Baş­kanı), Necat Tözge (İPSD İlk Genel Sekreteri), Türk medeni hukuk profesörü İsmet Sungurbey (İPSD İkinci Genel Başkanı), Sadık Göksu, eski Demokratik İşçi Par­tisi Başkanı ve eski TİP Genel Sekreteri Doç. Dr. Orhan Arsal, yazar Orhan Kemal, Tabii Senatör Kadri Kaplan, dönemin TMGT Başkanı ve eski İstanbul Barosu Baş­kanı Kâzım Kolcuoğlu, yazar Zihni Anadol, Vecdi Öz­güner, Sevinç Özgüncr, Engin Ünsal, Fermani Altun, Nizamettin Üstündağ, Osman Sercan (dokumacı, Vatan Partisi kurucu üyesi). Şevki Akşit (TİP ve TEP yönetici­si), Afet Ilgaz (Çırakman) (yazar) ve Kumru Gözügeçgel’ dir.(http://ipsd.org.tr/kurucular)

1968 den günümüze tarihsel süreç incelendiğinde derneğin kuruluş gerekçesinde açıklanan dan çok da fazla bir şeyin değişmediği gözlemleniyor.

İPSD KURULUŞ GEREKÇESİ

Türkiye niçin geri kalmış ülkedir?

Çünkü Batının büyük endüstrisi ve ileri tekniği Türkiye’ye hem geç girmiş, hem de güç ve az girmiştir. Büyük endüstri ve ileri teknik Türkiye’ye niçin hem geç, hem güç, hem az girmiştir? Çünkü işveren sınıfımız makine kullanmaktan ise ucuz iş eli kullanmayı daha kârlı bulmuştur. Batıda büyük makine endüstrisi ve ileri teknik gelişim neden olmuştur? Batılı işverenlerin Türkiye’deki işverenlerden daha akıllı, ya da yurtsever, yahut daha iyi dilekli olmalarından mı? Hayır! Batılı çalışan yığınlar kendi haklarını almakta direndikleri için, Batılı işverenler insanı hayvanca sömürme yolunda daha ileri gidememişlerdir. İnsanı doğrudan doğruya soymaktansa makineleri geliştirerek, işletme metotlarını ilerleterek dolaylı yoldan sömürmenin yollarını bulmuşlardır. Demek yüzyıllardır batı-batı dedikçe batışımız, batılı ile aramızdaki uçurumu biraz daha derinleştirmemiz, ana çizgisi ile batı uygarlığının gelişim manivelasını tersine anlayışımızdan ileri gelmiştir. Sosyal sınıflara bölünmüş bir toplumda, biz, sosyal sınıfların ilişkilerini, çelişkilerini inkar, yasaklama yoluyla ilerleyebileceğimizi ummuş, böylece de (gizli işsizlerle beraber) nüfusun %30’undan fazlasının işsiz olduğu, enflasyonun resmi rakamlarla %75, gerçekte ise %100 civarlarında seyrettiği Türkiye’ye varmışızdır. Faal nüfusun %80’den fazlasını oluşturan ücretliler (tarımda çalışanlar dahil) milli gelirin ancak 1/3’üne bile ulaşamamakta iken; kâr, faiz, rant ve tarım dışında kendi hesabına çalışanların geliri, milli gelirin 2/3’ünden fazlasını oluşturduğu, görülmemiş kertede adaletsiz bir milli gelir dağılımı ortaya çıkmış; gündelik gazetelerde, bir yandan yoksulluk ve çaresizlikten, gözünü, ciğerini, hatta çoluk-çocuğunu satılığa çıkaranların, simit isteyen çocuğuna cebinden simit alacak parası çıkışmadığı için, cinnet geçirip önce çocuğunu öldüren sonra da intihar eden işsiz babaların; öte yandan da köpeğinin doğum günü partisi için milyarlar, kızının nişanı için, yalnızca yabancı memleketlerden getirtilebilen havai fişeklere trilyonlar harcayanların resimlerinin yayınlanması olağan işlerden sayılır olmuştur.

Sosyal sınıflı bir toplumda teknik kendi kendine ilerleyemez. İnsanların tek yanlı akıllılıkları, yurtseverlikleri, iyi dilekleri ile de ilerleme olmaz. Sınıflı toplumda ileri teknik ve endüstri, ancak ve yalnız, çalışan insanların kendi sınıfsal haklarını, kendi sınıfsal güçleriyle almayı bilmeleriyle olur. Demek ki, çalışan sınıfların haklarını almak ve sınıfsal bilinçlerine kavuşmak yolunun kapatılması, geri kalmışlığımızın nedeni olarak, yurdumuza yapılan en büyük kötülük ve ihanet olmuştur. Gerçek yurtseverlik ise bu yolun açılması ve ülkenin ileri teknik ve endüstriye kavuşmasının itici gücü olarak çalışan sınıfların sınıfsal bilinçleri ile haklarını almalarının sağlanmasıdır. Örneğin Türkiye’de son yıllara kadar grev hakkı ve emekçilerin sınıfsal örgütlenmeleri, parti ve sendika kurmaları, binbir türlü yasak ve baskılarla engellenir iken, batıda, hem de savaşlardan yanıp yıkılarak çıkmış ülkelerde, kitlece grevler oluyor, emekçi yığınlarının en yoğun savaşları yapılıyor ve bu durum, ülkemizin egemen sınıflarınca ve şartlanmış kafalarınca, bu memleketlerin neredeyse batacakları biçiminde gösteriliyordu. Sonunda görüldü ki bu savaşların verildiği ülkeler, tekniklerini ve endüstrilerini geliştirip ön safa geçmişler ve savaşa girmeyen Türkiye ise geri kalmışlığın bunalımı içinde bocalayıp durmaktadır. Sosyal sınıflı toplumlarda egemen bulunan işveren sınıfını daha ileri bir teknik kullandırma yörüngesine zorlayarak oturtacak biricik güç, halkın hakkını arama gücüdür.

Kapitalist toplumda işsizlik doğaldır. Çalışan yığınlara sürekli baskı yapabilmek için toplumda işsizler ordusunun bulunması işverenler için bir güvenlik öğesidir. Kapitalist toplumda, daha çok kâr eğiliminin yarattığı pahalılık eğilimi de doğaldır. Ama bizim ülkemizde görülen işsizlik ve pahalılık, bu soydan bir işsizlik ve pahalılığın ötesinde ve üstündedir. Çünkü bu işsizlik ve pahalılık, geri bırakılmış bir ülkede, normal kapitalizmin serbest rekabetçi çağını boğmuş olan Tefecilik ve Bezirganlık temeli üzerinde, bankacılık kılığına bürünerek faizcilik, komisyonculuk, spekülasyonculuk oyunlarıyla kuduzlaşmış Finans-Kapital’in yarattığı işsizlik ve pahalılıktır.

En kodaman bankacıları, en kodaman tüccar ve bezirganları, en kodaman sanayicileri, en kodaman tefeci ve hacıağaları, en kodaman toprak ve emlak beylerini bir arada domuz topu edip kaynaştırmış ve memleketin başına bela etmiş olan bu Finans-Kapital soygunu, Türkiye’nin bir türlü kalkınamamasında, kalkınmanın en büyük baltalayıcısı olan ateş pahalılığına düşmesinde ve az üretimle ölçüsüz kazanç parolasının yarattığı alabildiğine işsizlikle kavrulmasında baş rolü oynamaktadır. Vurguncular o sayede karunlaşırlar. Her mahallede bir milyoner bu yoldan türetilir. İşlenebilen toprakların büyük çoğunluğu pek küçük bir grup toprak ağasının elinde kalsın, buna karşılık büyük köylü yığınları ekecek bir karış toprağa kavuşamasın, yani bu kahrolası düzen değişmesin diye, en basit toprak reformu tasarıları bile on yıllardan beri uyutulur. İşsiz köylü yığınları büyük şehirlere hatta yabancı ülkelere akın eder, çoğu kez gene de işsizlikten kurtulamaz, sürünürler. Her Türk emekçisi bu yükün çatlatacağı kadar uzun süre, az bir kazançla, bu düzen sürüp gitsin diye, ölesiye çalıştırılır. Memleket de hiçbir zaman gerçek bir kalkınma yüzü görmez. Zaten emperyalist ülkelerden farklı olarak, memleketimizde, yabancı tekeller elinde kaymağı alınan yerli endüstri, halkımıza ne ekmek verebilir, ne bir karış toprak. Dapdaracık ve hava-civa işletmelerle genişlemesi kıyasıya önlenen iş hacmi Türkiye’de her yıl %3 artan nüfus çoğalışı ile başa baş geldi mi bütün gelişme yolları tıkanır. İş bulma imkanları her gün biraz daha sıfıra doğru düşer. İşsizlik alır yürür. Bugün iktidar bakanlarının bile gizleyemedikleri gibi, tarımdan milyonlarca işsizimiz, boynunu büküp cenneti özleye özleye açlıktan kırılır… Milyonlarca işsiz yabancı ülkelere iş aramağa kaçar. İş Bulma Kurumunda yabancı ülkelere kaçmak için sıra bekler. Ve fukara halkımız, parababalarının elinden bir dirhem sadaka düşürürüm umuduyla, bütün gerici eğilimlere sağanak sağanak oyunu satar.

İşte memleketi bugünkü durumuna sokan bu Finans-Kapital Oligarşisidir ki, uluslararası Finans-Kapitalin bir bölümü olarak el koyduğu ülkemizde, milli ve yurtseverce olan herşeyin karşısına dikilmiştir ve bu güzel yurdu, yabancı üsler ülkesi olarak, bir nükleer savaşın ilk yok edilebilecek ve 60 milyon insana mezar olacak hedefi durumuna düşürmüştür.

Böylece görülür ki bizde emperyalizm pahalılıktır, bizde emperyalizm işsizliktir. Bizde feodalizm pahalılıktır, bizde feodalizm işsizliktir. Ve bugün memleketi pahalılıktan ve işsizlikten kurtarmak, en ivedi, en kaçınılmaz hayati bir seferberlik konusudur.

İşte İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği, Sosyalist Kampın da çökmesiyle yerli-yabancı Parababalarının bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en katmerli ve kanlı sömürü ve baskı uyguladığı bu tarihsel dönemde, memleketin kurtuluşu için, halkımızı böylece bilinçlendirmek amacıyla kurulmuş, siyasi parti niteliğinde olmayan ve hiçbir siyasi partiye bağlı bulunmayan bir örgüttür.

Neden siyasi partiler dışında böyle bir örgüt kurulması gerekli olmuştur?

Şüphesiz ki ülkenin kurtuluşu, ancak ve ancak emekçi halkın siyasi savaşta zafer kazanıp iktidara geçmesiyle sağlanabilir. Yani asıl olan siyasi parti olarak örgütlenme ve bilinçlenme yoluyla iktidara geçmedir. Ancak siyasi parti olarak örgütlenme hiçbir zaman, hiçbir yerde zaferin kazanılmasına tek başına yetmemiştir. Dünyanın bütün ülkelerinde, siyasi partilerin dışında, emekçi halkı aydınlatma, bilinçlendirme, örgütlenme yoluyla, yürüdükleri büyük hedefe doğru sevk ve idare edecek, siyasi parti niteliğinde olmayan örgütler de kurulagelmiştir. Böylesi örgütler bulunmadıkça emekçi halkın iktidarı elde etme savaşında başarıya ulaştığı görülmüş şey değildir. Ancak Türkiye’de, açıklıkla söyleyelim ki, halkımız siyasi eyleme tam bir çıkar ve sınıf bilinci ile yönelmekten henüz uzaktır. Ve daha önemlisi halkın gerçek çıkarlarını doğrudan doğruya siyasi parti yolundan göstermek ve onu bilince kavuşturmak yolu binbir güçlükle, engelle doludur. Bu güçlüklerin en önemlisi halkın siyasi eyleme bir sürü önyargı ile sokulması ve onun bu önyargılardan süresiz kurtulmaması için egemen sınıfların var güçleriyle çaba göstermeleridir. Onun için bizde halkın siyasi partilere karşı tutumu ya kulüpçülük merakı gibi soysuzlaşmış bir tutkuya, ya da umacı korkusuyla sinme ezikliğine dönüştürülmüştür. Böyle baskılı bir ortamda, sürekli olarak karanlıkta bırakılmış bir halkın, yalnız böylesine kısırlaştırılmış bir parti eylemiyle doğru yolu bulma yeteneğine kavuşacağını beklemek, hayalcilikten öteye bir şey olur. İşte bu bakımdan, memleketimizin bugünkü aşamasında, siyasi parti niteliğinde olmayan bir örgütle girişilecek eylem, emekçi halkın yanlış ön yargısına ve zararlı çekingenliğine değinmeksizin bilinçlenmesini sağlama bakımından en yararlı yol olarak ortaya çıkmaktadır. Hele bu eylem, işsizlik ve pahalılık gibi halkımızın acısını ta ciğerinde duyduğu somut ve apaçık bir şeyse, başarı şansı daha da büyük görünür. Böylece işsizlik ve pahalılığın nedenlerinin bilincine varacak olan halk yığınları, yurdumuzun gerçek hastalığını da kavramış ve çektiklerimizin nedeninin de tam bilincine varmış olacaklardır. Önemle belirtelim ve tekrarlayalım ki, İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği gerçekten ve tam bir içtenlikle siyasi parti niteliğinde olmayan, hiçbir siyasi partiye bağlı bulunmayan ve emperyalizmle feodalizmin sonucu olan işsizlik ve pahalılıkla savaş amacını güden herkese, parti farkı gözetmeksizin açık olan bir örgüttür. Çünkü sun’i olarak bölünmüş ve hatta birbirlerine düşürülmüş fukara yığınlarımız, nüfusun en büyük çoğunluğu, hangi partiden olursa olsun, ancak böyle bir örgütte, önyargılardan kurtularak, kendi öz çıkarlarının bilincine varabilir, kurtuluşa giden yolu bulabilir.

İşte İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği’nin kuruluş nedenleri ve gerekçesi budur.

NeyseO

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Metin Durmaz

İşsizlik de pahalılık da sistemin beslediği evlatlarıdır.